Kişisel Değişim

Kişisel Değişim Kişisel DEĞİŞİM Dergisi, Avusturya'da yayımlanan; Avusturya ve bütün Avrupa'ya dağıtılan bir kişisel gelişim dergisidir.

Kişisel DEĞİŞİM Dergisi, Avusturya - Viyana merkezli bir kişisel gelişim dergisidir. Başarı, mutluluk, motivasyon ve hayatın her alanında lazım olan bilgileri okuyucularıyla paylaşmak temel amacıdır. Bugün Avrupa ve Avusturya'daki insanımızın en temel ihtiyaçlarından birisi motivasyondur. Okuyucularımızı motive ederek gerekli bilgi, başarı hikayesi ve başarı örneklerini dergimizde paylaşarak; insa

n isterse neleri başarabileceğini örnekleriyle sunuyoruz. Yayın ilkemiz; ilginç, enteresan ve faydalı bilgileri okuyucularımızla paylaşmaktır. Sadece sorun ve problemleri sıralamak yerine, çözüm yollarını göstermek en önemli yayın ilkelerimizdendir.

31/07/2017
15/06/2017

İNSANLAR AYAKLARIYLA DEĞİL KUDRETLERİYLE YÜRÜRLER

İnsanlar, ayaklarıyla değil kudretleriyle yürürler. Yaptığımız işleri bedenimizle değil, irademizle yaparız. Vücudumuzu yönlendiren, ona hareket olanağı sağlayan içimizdeki güç; irademizdir. Bütün canlılar Alemlerin Sahibi tarafından kendilerine bahşedilen özlerindeki kudretle yaşamlarını idame ettirirler. Yürürken ayaklarımızı harekete geçiren içimizdeki güçtür ve ona yön veren de en kıymetli değerimiz aklımız; beynimizdir. Çoğu insanlar hiçbir zaman farkına varmasalar da BEDENİMİZ BİZİM KENDİMİZ DEĞİL, YAŞAMIMIZI KOLAYLAŞTIRAN YARDIMCI KİMLİĞİMİZDİR. İnsanı insan yapan esas kimliği iradesidir. İnsana toplum içinde katma değer sağlayan sahip olduğu vücudundan ziyade, özünde taşıdığı inancı, iradesi, gücü ve kararlılığıdır.
Toplum içinde kişiyi farklılaştıran, öne çıkaran bedeni değil, azmi ve iradesidir. Kendilerinde mevcut olan gücün farkına varabilen ve bunu iradesiyle bütünleştirebilenler hangi konumda olurlarsa olsunlar, hangi işi yaparlarsa yapsınlar hemen farkedilirler. Toplum bilimciler genelde insani tarif ederken üç kimlikle sınıflandırırlar.

1) insanın sahip olduğu kimliği, şahsiyeti.
2) Sahip olmak istediği kimliği.
3) Yaşadığı görünen kimlik.

Genelde insanlar görünen üçüncü sıradaki kimlikleriyle yaşarlar fakat birinci sıradaki sahip olduğu kimliğiyle hayatlarını idame ettirdiklerini zannederler. İkinci sıradaki sahip olmak istedikleri hüviyetleriyle de özentiye, taklite yönelirler. Ve bütün bunlardan çıkan sonuç şudur ki, insanı İNSAN YAPAN, ONUN TOPLUM İÇİNDEKİ DEĞERİNİ ORTAYA KOYAN EN TEMEL FAKTÖR SAHİP OLDUĞU KİMLİĞİNİ GÖRÜNEN, YAŞADIĞI KİMLİK HALİNE GETİREBİLMESİDİR. Kişi sahip olduklarının farkına vardığı an, özündeki gücü, iradeyi hissedecek ve esas kendi kimliğiyle hiçbir engelden yılmadan nice üstün başarılar elde edecekir. Ve kişinin sahip olduklarının farkına varabilmesi de çoğu zaman eğitim gerektirir. Hep şunu vurgulamaya çalışıyoruz İNSANI EĞİTMEDEN ONDAN ÖNEMLİ BAŞARILAR BEKLEYEMESİNİZ. Bu eğitim bazen ders almakla, bazen de okumakla olur. Gözleme dayalı eğitim ise çok daha zor ve önemlidir fakat bu her babayığıdın de harcı değildir.

Esas mezumuza dönecek olursak, Ademi insan yapan, onu faklılaştıran; sahip olduğu hüviyetin farkına varması, güç ve iradenin kendisine bahşedildiğini hisetmesi ve özüne dönmesidir. "Taşıma su ile değirmen dönmez" anlayışını iyice kavrayıp taklit ve özentiden arınarak kendisi olabilmesidir.

Buharlı ve motorlu gemiler icat edilmeden önce insanlar denizde yelkenlilerle seyahat ederlerdi. Rüzgar eserse gemiler yol alabilirdi. Buharlı gemilerin icadı ile yelkenliler tarih kitaplarında kaldı. Çünkü motorlu gemiler gücünü dışarıdan rüzgardan değil, kendi içinden, özünden alıyordu. İnsana ise bu güç ve irade ana rahmine düşmesiyle verilir. Ve tabiri caizisse şöyle denilir; "-Seni, sana lazım olacak bütün teçhizatlarla donattım, hayat yolunda karşılaşacağın bütün sıkıntılara engellere karşı sana güç ve irade verdim, buyur yaşa ama "Adam" gibi yaşa."

Kendi kendisinin farkına varabilen ve kim olduğunu doğru tahlil edebilenler için "İmkansızlıkla imkan dahilinde olanın arasındaki tek fark, insanın kararlılık derecesidir." (Tommy Lasörda). Hayatta, kişinin karşılaştığı güçlükler; onun azmini sınamak için oluşturulmuş imtahan soruları mesabesindedir. Girdiği sınavda bütün cevap anahtarlarını boş bırakanlar sıfır çekerler. Bir ömür boyu devam eden hayat imtihanında da önüne çıkan sıkıntı ve engellerden atlamak yerine yanlarından geçenler yaşamları boyunca her zaman ve her yerde sıfır çekmeye mahkumdurlar. ENGELLERE TESLİM OLMAK İNSANIN BÜTÜN RUHİ VE BEDENİ FONKSİYONLARINI İŞLEVSİZ HALE GETİRİR. ZAMANINDAN ÖNCE ÇÖKMESİNE, PEJMÜRDE BİR HAYAT YAŞAMASINA SEBEP OLUR.

Karşılaştığı engellerle mücadele edenler ise hiçbir zaman pişman ve kaybeden olmuyacaklardır. Çünkü her deneme, her sıçrayış bir öncekinden daha güçlü ve cesurca olacaktır. Oturup durduğu yerde ağlayanlarla mücadele edenler hiçbir zaman bir olmayacaktır.

Hangi işi yaparsanız yapın özgür olun. Bağımsızlığınızın anahtarını bir başkasına vermeyin. Herzaman kendiniz olabilmek ve kendiniz kalabilmek için mücadele edin. Şartlara ve olaylara teslimiyet kavramını silin beyninizden. Size verilen kimlik kişilik ve beyin sizin özgürlüğünüzün en büyük kanıtıdır. Kendinizi özgür hissetmezseniz hiçbir işte başarılı olmanız mümkün değildir. Çünkü kişi ancak kendisini özgür hissettiği kadar özgür olabilir.

Sorumluluklarınızı engel ve ayak bağı olarak görmeyin. Onlar size her gün ve her an güç pompalayan jeneratörler gibidir. Ve sorumluluklarınız özgürlüğünüzün koruyucu kalkanlarıdır. En küçük sorumluluklarını bile yerine getiremeyenler hayattan hiç bir lezzet ve tat almadan kaybolup giderler.

Hayatta karşılaştığınız sıkıntılar engeller belki sizin için ilktir ve belki size göre çok çetindir. Ama unutmayın ki, dertsiz insan yoktur. Sıkıntı çeken sadece siz değilsiniz. Herkesin kendisine göre ayrı ayrı problemleri vardır. Eğer çevrenize gören gözlerle bakarsanız sizinkinden çok daha büyük sıkıntıları olanları da görürsünüz. Engelleri aşma hususunda diğer insanların hayatlarından ders alın. İş ve davranışlarınızın neticesinde hep kaybeden siz oluyorsanız yine haksız çıkan siz oluyorsanız oturun ve nerede yanlış yaptığınızı düşünün. Yanlış davranışlarınızı tekrarlayarak yaşama imkanınız yoktur. Bütün hataları siz yapmak zorunda değilsiniz ve buna ömrünüz de yetmez. Problemlerin çüzümünde üçaşağı -beşyukarı aynı sıkıntıyı yaşamış olan kişilerden kendinize bir pay çıkarın. Şartlara teslim olmamak özgür iradenizle özgürce çevrenizi gözlemlemekten de geçer.

Sıkıntılarınızı bertaraf etmek ve engelleri aşmak üzere çıkacağınız hayat yolculuğunda olumlu ya da olumsuz her türlü eleştiriyi de göze almak zorundasınız. Gece gündüz harcayarak ortaya koyduğunuz çabalarınız bazen küçümsenecek bazen görmezden gelinecek ve bazen de çekememezlik pisikolojisiyle haksız eleştiriye maruz kalacaktır. Yaptığınız bir işte destekliyenler olduğu kadar da olumsuz eleştiride bulunanlar olacaktır. Kimi zaman çok değer verdiğiniz bir uğraşınız en yakınınızdakiler tarafından sekteye uğratılmaya çalışılacaktır. Desteğini beklediğiniz insanların size köstek olduğunu göreceksiniz.

ŞARTLARA TESLİM OLMAK YERİNE ÖNÜNÜZDEKİ ENGELERİ AŞMAK VE DİĞERLERİNDEN FARKLI OLMAK İÇİN YAPTIĞINIZ ÇALIŞMALARA İLK ÖNCE KARŞI ÇIKACAK OLANLAR DOST SANDIĞINIZ VE EN YAKININIZDAKİLER OLACAKTIR.

Çünkü her sıçramanız onlara bir tokat mesabesinde olacaktır. Sizin farklı olma çabanız onları kahredecektir. "Benim yapamadığımı o nasıl becerebiliyor!" psikolojisiyle bazı dost bildiklerinizi kaybedeceksiniz, bazıları yardımcı olma maskesiyle size daha da yaklaşacak fakat içten içe kin ve garez besleyeceklerdir.

Şunu unutmayın ki, herkesi memnun etmeniz mümkün değildir. Çünkü bu insan tabiatına aykırıdır. Yaratılış itibariyle her insan kendisini önemli görür ve kendisine değer verilmesini ister. Sıkıntılarınızı aşmak ve problemlere teslim olmamak üzere yaptığınız çalışmalarınız mutlaka birilerini rahatsız edecektir.

Herkesin mutlaka bir şekilde derdi sıkıntısı vardır. Fakat genelde insanlar mücadele etmek yerine boyun eğip teslim olma yolunu seçerler. "Ne yapalım, kader." diyerek kaderi suçlarlar. Aslında kaderi suçlarken kendi kendilerini suçladıklarının bile farkında değildirler. İşte böyle bir ortamda siz mücadele yolunu seçmişseniz bu çabanız kesinlikle birilerinin huzurunu bozacaktır. Problem sizin ve çabalayan da yine siz olmanıza rağmen bazıları bundan rahatsızlık duyacak ve sizin dedikodunuzu yapmaya başlıyacaklardır.

Sıkıntılarınızın üstesinden gelmek üzere çıktığınız mücadele yolculuğun da eğer hiç kimse rahatsız olmuyorsa çalışmalarınızı bir kez daha gözden geçirin. Çünkü çabalarınız yetersizdir ve arzuladığınız sonuca ulaşamayacaksınız demektir. Belki bu sözlerimiz bazı kalem sahipleri tarafından yadırganacaktır fakat aklı selimle düşünüldüğü taktirde gerçekler ortaya çıkacaktır.

MÜCADELE ETMEYİ BECEREMEYEP SIKINTILARIYLA UYUMAYA ÇALIŞANLAR RÜYALARINDA KABUSLAR GÖRÜRKEN, MÜCADELE YOLUNU SEÇENLER RÜYALARINDA BİLE HUZURLU OLACAKLARDIR.

Unutmayın ki, Rasulullah(s.a.v.) bir yolculuk esnasında, yolun kenarında boş boş oturan insanlara selam vermemiş, dönüşünde o kimselerden bazılarının ellerindeki küçük çubuklarla yerde birşeyler çizdiğini yani boş otursalar bile boş durmayıp uğraştıklarını görmüş ve bu kez selam vermiştir... Selam ve dua ile...(İlker Çakir)

12/03/2017
29/11/2016

ERKEĞE ŞİDDETE DUR DE!

(Sema Maraşlı)

“ÖNCE KADIN OL!”

“HADDİNİ BİL!”

“KOCAYA ve ÇOCUĞA ŞİDDETE DUR DİYELİM!”

“DIŞARI GÜZEL YÜZÜNÜ KOCANA ÇİRKİN YÜZÜNÜ GÖSTERME!”

“KADINSAN EDEBİNİ TAKIN!”

“ERKEĞE UZANAN DİLİN KURUSUN!”

Sloganları afiş haline getirilip bir de resimlense (kocasına bağıran kadın ve boynu bükük çocuk ve çaresiz bakan erkek) ülkenin her tarafına boy boy asılsa, ne kadar iyi olur değil mi? Hatta afişle kalınmasa, videoları çekilse, filmleri yapılsa…

Kocasını kötü davranan, çocuğunu döven huysuz kadınlar için faydalı olur belki.

OLMAZ mı? NEDEN?

Olmaz diyorsanız o halde neden bu afişlerin bir benzeri erkeklere hitaben yapıldı?

Bu çalışmalar faydalı ise hayatı kocasına zindan eden, psikolojik şiddet uygulayan huysuz kadınlar için de yapılsın, faydalı değilse karısına kötü davranan erkekler için de yapılmasın.

“Olmaz erkekler, daha çok şiddet uyguluyor.” diyene soralım,

“Erkeklerin hepsi mi şiddet uyguluyor?”

İnsaf sahibi birinin vereceği cevap:

“Hayır”

“Erkeklerin çoğu mu şiddet uyguluyor?”

“Hayır”

“Peki kadınlar kocalarına; surat asma, ailesini dışlama, erkeği aşağılama, hiçbir şeyden memnun olmama, sürekli maddi isteklerde bulunma, cinsel birliktelikten kaçınma gibi psikolojik şiddet uyguluyorlar mı?”

“Evet”

“Çoğu mu yapıyor bunu azı mı ?”

“Maalesef ki çoğu yapıyor.”

Erkeklerin azı şiddet uygularken, kadınların çoğu erkeklere psikolojik şiddet uyguluyor. Hatta fiziksel olarak kocalarına şiddet uygulayan kadınlar arttı. Ayrıca kadınlar şiddeti en çok birbirlerine yapıyorlar, konu korumaksa kadınları kadınlardan korumak lazım.

Erkeklere sadece kadınlar değil, bir de kanunlar yolu ile şiddet uygulanıyor. Boşanırken adam oturduğu evden atılıyor, çocuklarından ayrı düşüyor, nafaka ve tazminata mahkum edilerek kazancına el konulup kadına veriliyor. Resmen erkek olmakla cezalandırılıyor.

Günümüzde erkeklerin üzerinde büyük bir yük var. Erkek hem evini geçindirsin, hem güler yüzlü hem romantik olsun hem ev işi yapsın hem çocuk baksın hem karısının her istediğini yapsın, onun her şirretliğine sessiz kalsın… Bunlardan birini eksik yaparsa vay o erkeğin haline. Erkekler modern çağın köleleri oldular.

Ki bütün bunları yapan erkekler de başta karısı olmak üzere kimselere yaranamıyor. Bazı sapıkların suçları aynı cinsten oldukları için onların da üstüne atılıyor.

Peki erkek cinsiyeti hakkındaki bu ön yargılar nasıl oluştu zihnimizde? Feministler aracılığı ile. Feministler nasıl bu kadar güçlendi? Avrupalı dostlarımız yüzünden! Avrupalı dostlarımız (!) Müslüman ülkelerin erkeklerini terörist görürler; fakat kadınlarını pek bir severler!

Güya kadınlarla ilgili faydalı çalışmalar yapılsın, diye ayırdıkları fonlarla Müslüman ülkelerindeki kadın derneklerine dünyanın parasını akıtırlar. Ne hikmetse kadınlar da bu paralarla en faydalı çalışmayı, erkek düşmanlığı olarak görüp onu yaparlar.

Gelinen noktada Avrupa fonundan akıtılan paraların onların niyetlerince işe yaradığı görülüyor. Zihinlerde ciddi bir erkek düşmanlığı oluşmuş durumda. Hem de dini hassasiyeti varmış gibi duranlar da bile.

Çoğunluğu AK Partili kadınlar tarafından kurulan Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) kurulduğunda sevinmiştim. Zira kadın derneklerinin çoğu CHP li ya da HDP li. Bizimkiler işe el attı, mümin kadının farkını gösterecekler, erkek düşmanlığı yapmadan kadın hakları üzerine çalışacaklar diye düşünmüştüm. Fakat KADEM kurulduğu günden beri CHP ve HDP li kadınlardan farklı çalışmıyor, hatta erkek düşmanlığı körüklemekte onları geçtiler.

Yukarıda “Haddini Bil” “Kadınsan Edebini Takın” sloganları KADEM in erkekler için hazırladığı “Haddini Bil” “Adamsan Öfkeni Yen” sloganlarından alıp kadınlar için çevirdim.

KADEM in son yaptırdığı video ise bugüne kadar yapılanların içinde en korkuncu. Video güzel başlıyor: Güler yüzlü, başkalarına kapı tutan, çarpıştığı kimseden özür dileyen, iş yerinde elindeki evrakı teslim ettiği küstah tavırlı kadına bile nezaketle gülümseyen, toplantı masasında önüne çay koyarken döken hizmetliye de hiç kızmadan gülümseyerek karşılayan hatta anlayışla onun omzuna dokunan beyefendi, hatalara toleranslı, her eve lazım bir adam görüyoruz.

Fakat bu güler yüzlü beyefendi adam, evine gidince bir canavara dönüşüyor. Karısına bağırıyor, tabakları yere fırlatıyor, hırsını alamıyor, en son dövmek için üzerine yürüyor da kadıncağız odaya girip kapıyı kilitleyerek kurtuluyor.

O sırada bir erkek sesi şöyle diyor: “Başkalarına göstermeye utandığın bir yüzün var. Sevdiklerine göstermekten çekinmiyorsun. Sevdiklerine hangi yüzle bakıyorsun?”

KADEM Twitter’da yüzle hashatagi ile izleyenlerden destek bekliyor.

Videodaki gibi bir erkek normal bir insan olamaz ancak ruh hastası olabilir. Bu kadar beyefendi bir adam evine gittiğinde canavara dönüşüyorsa ya alkol alıyordur ya da ruh hastasıdır. Videodaki erkek normal değil fakat bütün erkekler öyleymiş gibi sunuluyor.

KADEM ya da diğer kadın haklarını savunduğunu iddia eden feminist dernekler, yaptıkları çalışmaların toplum üzerine etkilerini kontrol etmiyorlar görüldüğü kadarıyla. Kadın dernekleri iyi niyetli olsalar çalışmalarının geri dönüşümünü alır, olumsuz bir etkisi var mı diye kontrol ederlerdi.

Videoyu izleyen hangi genç kız evlenmeye cesaret edebilir. İnsan beyni hikayelerle çalışır. Bir hanımın evlilik için görüştüğü erkeğin, beyefendi görünümüne rağmen evde bir canavara dönüşeceğini korkusu yaşamaması mümkün değil. İşte aile kurumuna en büyük dinamit. Zaten boşanmalar arttı, evlilikler azaldı.

Ayrıca bu videonun kadın şiddetini önlemeye ne faydası olur? Şiddet uygulayan erkekler videoyu izleyip vaz mı geçecekler? Bu videoda kadınlar için de erkekler için de hiçbir olumlu mesaj yok. Ancak aleni bir erkek düşmanlığı var.

Erkekler aleyhine hazırlanan afişler, sloganlar filmler; kadınları ve kız çocuklarını, erkekleri ve erkek çocuklarını nasıl etkiliyor, ölçüm yapmaları lazım. Gerçi en baştan bu çalışmaları topluma sunmadan önce psikolog, psikiyatr ve davranış bilimcilere bu çalışmaların toplumu olumlu mu olumsuz mu etkileyebileceği üzerine onların görüşlerini sorup onay almaları gerekir.

Zira kadın derneklerinin çalışmalarının arttığı son yıllarda çalışmalarla birlikte şiddet çok arttı. Hem erkeklerin kadınlara yaptığı şiddet hem de kadınların erkeklere yaptığı şiddet arttı. Çalışmalar ve şiddet arasındaki bağlantı neden araştırılmıyor?

Hadi çalışmayı yapanların çoğu Avrupa fonundan beslenip destekleniyor da bizim düşünürlerimiz, yazarlarımız (erkek olanları kastediyorum; zira kadın yazarların neredeyse hepsi feminist olduğu için bu çalışmaları körü körüne destekliyorlar, onlardan bir feraset beklemiyorum) psikologlar, psikiyatrlar, sosyologlar, hükumet yetkililerimiz, milletvekillerimiz (erkek olanlar) neden bu kadar ciddi bir konunun takipçisi olmuyorlar, ölü sessizliğine bürünüyorlar.

Sabah akşam kadın dernekleri tarafından erkekler aşağılanıyor, kimsenin gıkı çıkmıyor. Bu neyin korkusu ki Allah korkusunun önüne geçmiş. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan” değil mi? Neden haktan, hakikatten ve adaletten yana olunmuyor?

Bazılarının itirazı “Bu sloganlar şiddet uygulayan erkekler için, uygulamayanlar niye üzerine alsın ki bütün erkekler için söylenmiyor” oluyor. Öyle mi? Peki o zaman illa yapılacaksa erkekler için hazırlanan afişlerin yanına kadınlar için de afişler asılsın.

“Erkeksen Öfkeni Yen” afişinin yanına “Kadınsan Edebini Takın” afişi asılsın ki birbirini dengelesin. Aksi takdirde kadın kocasına her türlü terbiyesizliği yapsın sen de öfkeni yen, demenin insan fıtratında bir karşılığı yok. Elbette erkek öfkesini yenecek fakat kadın da kocasına karşı nezaketli olacak. Kadın dernekleri tek taraflı ve kadınları kışkırtıcı hareket ettikleri için, şiddet bu kadar çalışmaya rağmen azalmayıp artıyor.

Eğer bu çalışmaların faydası savunuluyorsa aynı videonun kadın versiyonu da yapılsın. İş yerinde bakımlı, gülümseyen herkese anlayışlı davranan bir kadın evine gelince çocuğuna vuruyor, kocasına bağırıyor, adamı odaya almıyor, yastığını salona fırlatıyor. Çocuk bir yere sinmiş korkuyla annesini izliyor. Erkek salonda koltuğa kıvrılıp yatıyor. Kadının öfkeli hali gösterilirken fonda bir ses: “Başkalarına göstermeye utandığın bir yüzün var. Sevdiklerine göstermekten çekinmiyorsun. Sevdiklerine hangi yüzle bakıyorsun?”

Kadınlar bu videoya razı olur mu? Bütün kadınları kapsamıyor, böyle yapan üzerine alsın mı derler yoksa bundan alınıp tepki mi gösterirler? Elbette tepki gösterirler, ben de istemem böyle bir şey yapılmasını. Şiddet şiddetle çözülmez, şiddeti bitirmek için olumlu yönlendirmeler yapılmalı. Bırakın kadınları, erkeklerin çoğu da razı olmaz, kadınlar aleyhine bir çalışmaya; kadınlar incinir, diye itiraz eder kadınlara sahip çıkarlar.

Peki erkeklere ne oluyor da kendi cinsiyetlerine yapılan bu zulme dur demiyorlar? İlla kendi ayaklarına taş değmesi mi gerekiyor. Erkekler! Lütfen bu zulme “Dur” deyin.

Ve İnsaf Sahibi Mümin Kadınlar! Size sesleniyorum. Bu zulme “Dur” deyin. Erkekleri kadınlar doğurup kadınlar büyütüyor. Biz oğullarımızı ezen ya da ezilen değil, adalet sahibi olarak büyütürsek o zaman biter bu şiddet. Hadi! Bazı sapık erkeklerin suçlarının çamurunun oğlunuzun, babanızın, ağabeyinizin üzerine sürülmesine izin vermeyin. Erkekler korumacı ve merhametli yaratılmıştır onların şiddet yanlısı gösterilmesine itiraz edelim. Yazıyı paylaşın ve destek olun. Suçun cinsiyeti yoktur. Suç suçtur. Biz kadınlar çocuğunu öldüren cani annelerin suçunu yüklenmiyorsak, masum erkekler de canilerin ve sapıkların suçu ile toplum vicdanında yargılanamaz.

Dini hassasiyetle adalet vurgusu ile ortaya çıkan KADEM kadınları bütün erkekleri suçlu ilan etmekten çekinmiyor. KADEM içinde iyi niyetli kadınları kullanan, sinsi bir yapılanma olduğunu düşünüyorum. 15 Temmuz’da gördük. Cumhurbaşkanımızın en yakınlarına kadar sızmış hainler. Aynı şekilde kadın hainler de Cumhurbaşkanımızın değerli ailesinin kadınlarına yakın davranıp onları yanlış yönlendiriyorlar gibi duruyor.

Zira KADEM in yaptırdığı yüzle videosu Müslüman erkek düşmanlığı yanında Ak Parti düşmanlığı da yapıyor.

Videoda görünen güler yüzlü cani adam Müslüman ve Ak Partili mesajı var. Videoda Ak Parti’nin amblemindeki sarı renk, farklı sahnelerde sürekli kullanılmış. Başlangıçta adam asansörden inerken karşıdaki binanın ara katları sarı renk, adam bir adamla çarpışırken sanki ışık yansıması gibi ikisinin ortasında sarı bir lamba yanıyor, adamı azarlayan kadının olduğu sahnede arkadaki fon sarı, toplantı salonunda duvardaki istatistikler sarı renk..

Adamın olduğu toplantı masasında başı örtülü ve başı açık kadınlar var. Başı açık kadınlar belli belirsiz görünürken, yanında oturan ak başörtülü asık yüzlü kadınla adam hep aynı kadrajın içinde. Yani asık yüzlü ak başörtülü kadın, adamın Müslüman kimliği hakkında bilgi veriyor. Sarı renk ise adamın Ak Partili olduğu mesajını veriyor. Toplu mesaj ise siz bu Ak Partililerin güler yüzüne, kibarlıklarına bakmayın, bunların hepsi evde kadın döven, ikiyüzlü tehlikeli insanlardır mesajı var.

Videoda çok ustaca Ak Partililer şiddet yanlısı gösterilmiş. KADEM bunu kime yaptırdı ise bunun için yüklüce para ödemiştir eminim. Yapanı da yaptıranı da tebrik etmek lazım! Bir taşla on kuş vurup üzerine de para kazanmışlar.

KADEM ve bunun gibi topluma fitne yayarak kadın ve erkeği birbirine düşman eden derneklerin vereceği zarar 15 Temmuz’dan çok daha fazla olacaktır. 15 Temmuz kahramanca bir mücadele ile durduruldu. Fakat bu sinsi sinsi yayılan erkek düşmanlığı durdurulmazsa bu felaketin altından kalkamayız. O halde hep birlikte Şiddete Dur, diyelim.

13/11/2016

Gönül Teli'ne dokunuyor, dinlemenizi tavsiye ederiz..!

Adresse

GudrunStr. 171/Wien/AVUSTURYA
Wien
1100

Benachrichtigungen

Lassen Sie sich von uns eine E-Mail senden und seien Sie der erste der Neuigkeiten und Aktionen von Kişisel Değişim erfährt. Ihre E-Mail-Adresse wird nicht für andere Zwecke verwendet und Sie können sich jederzeit abmelden.

Service Kontaktieren

Nachricht an Kişisel Değişim senden:

Teilen