08/09/2026
MÜSLÜMANLARA KARŞI KORKU KÜLTÜRÜ HARLANIYOR
ŞİMDİ DE SİNEMA VE DİZİ ENDÜSTRİSİ DEVREDE
Fransa’da Müslümanlara ilişkin tartışmalar giderek aynı üç kelimenin içine hapsediliyor:
Göç,İslam Ve Güvenlik.
Siyaset bu üçgeni yıllardır kuruyor. Medya her gün yeniden üretiyor. Şimdi ise popüler kültür, sinema ve küresel dizi endüstrisi bu korku diline çok daha güçlü görüntüler kazandırıyor.
Netflix’te 8 Eylül’de uluslararası yayına giren Fauda’nın 5. sezonu
Tam da bu nedenle yalnızca bir aksiyon dizisi olarak görülemez.
Çünkü hikâye bu kez İsrail-Filistin coğrafyasından çıkarak doğrudan Fransa’ya, Marsilya’ya taşınıyor.
FAUDA 5 FRANSA’DA NE ANLATIYOR?
Yeni sezonda Doron ve ekibi Marsilya’ya uzanan bir operasyonun içine giriyor.
Hikâyenin merkezinde Hamas bağlantılı bir yapılanmanın Fransa’daki faaliyetleri bulunuyor. Daha da önemlisi, bu yapılanmanın bir Filistin insani yardım derneğinin arkasına gizlendiği anlatılıyor.
Fransa’da yaşayan gençler, Gazze, Filistin dayanışması, insani yardım faaliyetleri ve terör tehdidi aynı dramatik evren içerisinde yan yana getiriliyor.
Böylece milyonlarca seyircinin zihninde güçlü bir kavram zinciri kuruluyor:
Gazze.
Filistin.
Mülteci.
İnsani yardım derneği.
Müslüman gençler.
Hamas.
Terör.
Fransa’nın güvenliği.
Tek tek birbirinden tamamen farklı gerçeklikler olan bu kavramlar aynı hikâyenin içerisinde sürekli birbirine yaklaştırıldığında ortaya yalnızca bir aksiyon senaryosu çıkmıyor.
Bir tehdit tahayyülü oluşuyor.
KORKU KÜLTÜRÜ BÖYLE İNŞA EDİLİR
Korku kültürü bir sabah ortaya çıkmaz.
Önce kavramlar siyasetin diline girer. Sonra televizyonlarda tekrar edilir, gazetelerin manşetlerine taşınır ve sonunda kültür endüstrisi bu kavramlara insan yüzü, hikâye ve görüntü kazandırır.
Fransa’da son yıllarda Müslümanlarla ilgili siyasal sözlüğe bakmak yeterli:
séparatisme, communautarisme, islamisme, radicalisation, entrisme, Frères musulmans, menace intérieure…
Bunların bazıları gerçek güvenlik sorunlarını tanımlayabilir. Sorun, bu kavramların giderek milyonlarca Müslümanın gündelik hayatını açıklayan genel bir sözlüğe dönüşmesidir.
Bir dernek artık yalnızca dernek değildir; arkasında ne olduğu sorgulanır.
Bir cami yalnızca ibadet yeri değildir hangi düşüncenin yayıldığı araştırılır.
Bir Müslüman gencin siyasi faaliyeti yalnızca demokratik katılım değildir “entrisme” ihtimali tartışılır.
Filistin dayanışması yalnızca politik veya insani bir tutum değildir Hamas ve güvenlik tartışmasının içine çekilir.
Böylece Müslüman vatandaşın üzerine sürekli bir şüphe gölgesi düşürülür.
BİR DİZİ BAZEN YÜZ SİYASİ KONUŞMADAN DAHA ETKİLİDİR
Fauda’nın önemi tam burada ortaya çıkıyor.
Bir İçişleri Bakanının konuşması birkaç dakika sürer.
Bir gazete manşeti ertesi gün değişir.
Ama bir dizi farklı çalışır.
Seyirciye “Filistin yardım kuruluşlarından şüphelenin” denmesine gerek yoktur.
Seyirci yardım kuruluşunu görür.
İçeri girer.
İnsanlarını tanır.
Hikâyeye bağlanır.
Sonra kapının arkasından terör örgütü çıkar.
Popüler kültürün gücü tam da budur.
Siyaset kavramı üretir.
Medya kavramı tekrarlar.
Kültür endüstrisi ise kavrama görüntü kazandırır.
Ve görüntü çoğu zaman siyasi konuşmadan çok daha uzun yaşar.
7 EKİM’DEN SONRA YENİDEN YAZILAN BİR SEZON
Fauda 5’in hangi atmosfer içerisinde üretildiği de önemli.
Dizinin yaratıcıları Lior Raz ve Avi Issacharoff, 7 Ekim saldırılarından sonra mevcut senaryoyu bırakarak sezonu yeniden yazdıklarını açıkladılar.
Raz dizinin perspektifini de gizlemiyor:
“Biz İsrailliyiz,İsrailli bir dizi yazıyoruz,Anlatı İsraillidir.
Avi ve ben Siyonistiz.”
Dolayısıyla Fauda tarafsız bir İsrail-Filistin belgeseli değildir. Belirli bir toplumun travmalarından, güvenlik algısından ve siyasal perspektifinden üretilmiş dramatik bir eserdir.
Fakat 5. sezonla önemli bir eşik aşılmaktadır.
Çünkü bu güvenlik tahayyülünün coğrafyası artık yalnızca İsrail ve Filistin değildir.
Fransa’dır.
Marsilya’dır.
Fransız gençleridir.
Fransa’daki Filistin dayanışmasıdır.
Fransa’daki derneklerdir.
İsrail-Filistin çatışmasının İsrail güvenlik dili böylece Avrupa’nın toplumsal alanına taşınmaktadır.
MESELE FAUDA’DAN DAHA BÜYÜK
Asıl mesele, dizinin geldiği zemindir.
Fransa’da Müslümanlar hakkında siyaset konuşuyor, televizyonlar konuşuyor, gazeteler konuşuyor, güvenlik kurumları raporlar hazırlıyor.
Ve bütün bunların merkezinde giderek aynı soru beliriyor:
“Müslümanlardan gelebilecek tehdit nedir?”
Oysa başka bir soru giderek kayboluyor:
“Fransa’daki Müslümanların karşı karşıya bulunduğu sorunlar nelerdir?”
Bu iki soru arasındaki fark çok büyüktür.
Birincisi Müslümanı sorunun öznesi yapar.
İkincisi onu eşit vatandaş olarak görür.
İşsizlik, eğitimde fırsat eşitsizliği, konut ve istihdam ayrımcılığı, siyasal temsil ve eşit vatandaşlık geri plana çekilirken; İslam, göç, radikalleşme ve güvenlik sürekli öne çıkarılıyorsa toplumun bakışı da zamanla değişir.
Müslüman artık komşu, doktor, öğretmen, işçi, öğrenci veya vatandaş olarak değil, potansiyel bir güvenlik meselesi üzerinden görülmeye başlanır.
SİYASET, MEDYA VE KÜLTÜR AYNI NOKTADA BULUŞTUĞUNDA
Yapısal bir sorunla karşı karşıyayız
Siyaset güvenlik üzerinden oy toplar.
Medya korku ve çatışma üzerinden izleyici toplar.
Dijital platformlar gerilim üzerinden dikkat toplar.
Kültür endüstrisi dramatik çatışma üzerinden seyirci toplar.
Farklı çıkarlarla hareket eden bütün bu alanlar aynı noktada buluştuğunda ortaya çok güçlü bir sonuç çıkar:
Müslüman sürekli konuşulan fakat nadiren kendisi konuşan bir nesneye dönüşür.
Kim olduğu anlatılır.
Neye inandığı anlatılır.
Neden tehlikeli olabileceği tartışılır.
Hangi derneğinin şüpheli olduğu sorgulanır.
Hangi siyasi davranışının “entrisme” olduğu konuşulur.
Ve sonunda milyonlarca insanın zihnine çok basit bir denklem yerleşir:
Müslüman = sorun.
Fauda 5’in Fransa açısından tartışılması gereken tarafı tam olarak budur.
Bir dizi tek başına Fransa’yı değiştirmez.
Ancak yıllardır hazırlanmış bir zeminin üzerine aynı korkuları taşıyan, milyonlara ulaşan bir kültürel ürün geldiğinde bunun etkisini küçümsemek de mümkün değildir.
Çünkü mücadele artık yalnızca yasalar ve seçimler üzerinden yürümüyor.
Fransız toplumunun Müslüman komşusuna hangi gözle bakacağı üzerinden de yürütülüyor.
Siyaset korkuyu üretir, medya onu büyütür, kültür endüstrisi ona hikâye ve yüz kazandırırsa korku bir süre sonra istisna olmaktan çıkar.
Normalleşir.
Ve bugün asıl tehlike budur:
Müslümanlara karşı korku kültürü yalnızca sürdürülmüyor; farklı araçlarla sürekli harlanıyor.