29/04/2026
Fransa’da Sol, Temsil Krizi ve Müslüman Seçmenin Siyasal Tercihi..!!!
Fransa’da Müslüman seçmen kitlesi artık görmezden gelinemeyecek bir sosyolojik ve siyasal ağırlığa sahiptir.
Yaklaşık %15 seviyelerine ulaşan bu kitleye, ırkı, ten rengi, kökeni ve inancı nedeniyle dışlanan diğer gruplar da eklendiğinde, ülkede neredeyse %20–25 bandında bir toplumsal ve siyasal potansiyelden söz etmek mümkündür.
Bu büyüklük, basit bir “seçmen grubu” değil, doğrudan siyasi dengeyi etkileyen bir güç alanıdır.
Bu kitlenin sol siyasetle ilişkisi yeni değildir. Parti socialiste (PS), özellikle 1980’lerden itibaren göçmen kökenli ve Müslüman seçmenler için temel siyasi adreslerden biri olmuştur.
Ancak bu ilişkinin kırılma noktaları vardır ve bu kırılmalar oldukça somuttur.
İlk büyük kırılma 2004–2005 döneminde yaşanmıştır. 2004’te Fransa’da kamusal alanda başörtüsünü yasaklayan yasa tartışmalarında PS, laiklik yorumunu daha sert bir çizgide benimseyerek yasa lehine konum almıştır.
Bu durum, özellikle dindar Müslüman seçmenlerde ciddi bir “temsil edilmeme” algısı yaratmıştır.
2005’te ise banliyölerde patlayan olaylar, yalnızca bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda siyasal temsil krizinin görünür hale geldiği bir dönüm noktası olmuştur.
Bu süreçte PS’nin çizgisi giderek daha güvenlik merkezli ve devletçi bir eksene kaymıştır. Özellikle François Hollande döneminde (2012–2017), terör saldırıları sonrası ilan edilen OHAL uygulamaları, vatandaşlıktan çıkarma tartışmaları ve güvenlik yasaları, bu kitlenin sol ile bağını daha da zayıflatmıştır.
Sonuç olarak, PS ile kurulan tarihsel bağ ciddi bir güven erozyonuna uğramıştır.
Bu boşluk daha sonra La France Insoumise (LFI) tarafından doldurulmuştur. Jean-Luc Mélenchon liderliğindeki bu hareket, özellikle polis şiddeti, İslamofobi ve ayrımcılık karşıtı söylemi daha yüksek tonda dile getirerek banliyölerde ve göçmen kökenli seçmenler arasında güçlü bir karşılık bulmuştur.
Ancak burada temel bir sorun ortaya çıkmaktadır.
LFI’nin söylemi daha sert ve daha görünür olmasına rağmen, birçok seçmen açısından bu durumun sahaya ve günlük hayata yansıyan somut bir dönüşüme dönüştüğü söylenemez.
Yani değişen şey çoğu zaman içerik değil, söylemin tonudur.
Bu da yeni bir temsil tartışmasını beraberinde getirmektedir.
Bugün gelinen noktada temel mesele sadece hangi partinin Müslümanlara daha yakın olduğu değil, temsilin niteliğidir.
Müslüman seçmenler ve göçmen kökenli gruplar çoğu zaman bir “mağduriyet alanı” üzerinden siyasete dahil edilmekte, ancak kendi değerleri, öncelikleri ve iç çeşitlilikleriyle tam anlamıyla bir siyasi özne olarak konumlandırılmamaktadır.
Bu durum, temsil krizini sürekli yeniden üretmektedir.
Fransa’da siyaset, farklı toplumsal grupların kendi örgütlü güçleri üzerinden şekillenmiştir.
Çevreci hareketler kendi siyasi yapılarını oluşturmuş, işçi hareketleri tarihsel olarak kendi temsil araçlarını üretmiş, ideolojik akımlar kendi partileri üzerinden siyasal alana girmiştir.
Aynı mantıkla bakıldığında, göçmen kökenli ve Müslüman seçmen kitlesinin de sadece dışarıdan temsil edilmesi değil, kendi siyasi öznesini daha doğrudan inşa etmesi gerekmektedir.
Aksi halde döngü değişmemektedir: önce umut, sonra yöneliş, ardından hayal kırıklığı.
Bu nedenle mesele yalnızca partiler arası tercih değil, temsilin kime ait olduğu meselesidir.
Haksızlıklara, hukuksuzluklara ve adaletsizliğe karşı “siyasetin bir koruma” kalkanı olduğu açıktır.
Ancak bu “kalkan “ başkalarına teslim edildiğinde, onun nasıl ve kimin için kullanılacağı da başkalarının iradesine bırakılmış olur.
Göçmen kökenli Yurttaşlar “siyasi koruma kalkanını” hiç kimseye vermemeli bu siyasi koruma kalkanını ellerinde bulundurup doğrudan kendileri kullanmalıdır
Ali Gedikoğlu