19/08/2026
Söbüce Yaylası varsa gelirim diye yazmıştım…Dört motorlu arka arkaya çıktık yola,Naldöken’i aşınca sağa saptık.Çomak’lı da değerli büyüğüm Şevket Türker abimi ezip geçemedim,durduk.Kaskımı çıkarınca bildi beni,diğerlerini zaten bilmiyordu,bir bir tanıştırdım.Eşiyle birlikte ne ikram edeceklerini şaşırdılar desem abartmış olmam.Tepsinin üstüne doldurduğu meyveleri koydu önümüze,yok yoktu. Biz onları atıştırırken “yemek hazırlayalım” diyerek bir taraftan ısrar ediyorlardı.Fazla kalamazdık,zira yolumuz uzundu ve yolcu yolunda gerekti,vedalaştık.Kıvrıla kıvrıla devam eden yoldan zirveyi aşarak vardık Söbüce Yaylası’na.Tarihi Açık hava camisini ziyaret edip,yeni camide namazımızı kılarak yola çıkıp,doğruca Akmuar’a vardık.”Havuza gürül gürül su akıyordu,girelim diyenler oldu fakat başta ben sıcak bakmadım bu fikre.Girsek dayanabilirmiydik,bilemiyorum.Düşündüm,benlik değildi bu iş…Yeni gelmiş olduğumuz Kemer’de yağmur yağdı yağacak oyalanalım biraz desemde kabul görmedi,bir iki km gitmeden yağmur indirdi.Hızlıca yağmurluklarımızı giydik ve yağmur altında yola devam ettik.Bir ara gidiş yönümüzde şimşek çaktı,gök gürledi,yağmur birazdan durur diye umutlandım.Öyle de oldu,hava yükseldi,yağmurda kesildi birden.Çok geçmedi yağmur tekrar başladı,virajlı ve yokuş aşağı yolda yavaşlayarak ilerlerken birkaç kez motoru kaydırdım. Birde eskiler “yaz yağmuru devenin bir yüzüne yağar,diğer yüzü kuru kalır,birden gelir geçer” derlerdi.Ürkütlü’ye girince ilk gördüğümüz kişilere kahvehane sorduk,parkın içindeki bir kafeye yönlendirdiler bizi.Sağanak yağmur altında sığındık tarif edilen yere.Selamımız üzerine, mekanda bulunanlar da “hoş geldiniz” diyerek misafirperverlik gösterdiler.Ramazan eşi ile birlikte işletiyordu,” hoş geldiniz” diyerek yer gösterdiler bize. Çantalarımızı ve kasklarımızı bırakıp yağmurluklarımızı çıkardık.Her şeye rağmen ıslanmaktan kurtulamamıştık,botlarım su almış,ayaklarım iyice ıslanmıştı.Musa’nın verdiği yedek çorabı geçirdim ayaklarıma,beklemeye gelmezdi ıslak ayakla, “ at tırnaktan,insan ayaktan üşür” derdi atalarımız.İkinci çaylarla birlikte tostlarımızda gelmişti,Sevgi Kafe’nin sıcaklığı da sarmıştı zaten.Yağmur dinmiş,biz de iyice kurumuştuk,hazırlanıp vedalaşarak çıktık yola.Kızılkaya’yı geçerek anayola çıkıp,Antalya tarafına yöneldik.Hafızbeyli’den sonra Çubuk Beli’ne ulaşarak sallandık Çubuk Boğazı’nın kıvrımlı yollarından…Güzel bir gezi olmuştu,dağların zirvesinde,yaylalarda,üstelikte bir saatten fazla yağmur altında motor sürmüştük…Antalya