30/12/2025
HİCRAN SÜNGÜ
AYAN NEDİR, PİNHAN NEDİR?
Ayan olanla pinhan kalan arasında sıkıştık. Görünenle saklanan, söylenenle içte tutulan arasındaki bu mesafe; bizi birbirimizden de kendimizden de uzaklaştırdı. Belki de yıl biterken sormamız gereken tek soru bu: Ne ayan, ne pinhan… ve biz hangisindeyiz?
Bir süredir herkes çok mutlu. En azından öyle görünüyor. Herkes geziyor, herkes eğleniyor, herkes gülüyor.
Fotoğraflar parlak, kahkahalar yüksek, anlar “efsane”. Ama tuhaf bir çelişki var bu tabloda:
Bu kadar mutlu görünen insanın olduğu bir yerde bu kadar öfke, bu kadar tahammülsüzlük, bu kadar şiddet olmamalıydı.
Demek ki bir yerde yalan söylüyoruz. Belki birbirimize, ama en çok kendimize. Çünkü bu çağın en büyük yanılsaması şu:
Mutluluk hiç bu kadar sergilenmedi, mutsuzluk hiç bu kadar derin yaşanmadı. Artık yaşamak değil, göstermek önemli. Hissetmek değil, paylaşmak kıymetli. İçten gelen bir sevinç değil; dışarıdan onaylanan bir neşe peşindeyiz. Ve bu arayışta çok şey kaybediyoruz.
Toplumsal çözülme dediğimiz şey bir anda olmuyor. Ne bir gürültü kopuyor, ne fark edilir bir kırılma yaşanıyor. Her şey sessizce oluyor.
“İdare eder” diyoruz.
“Şimdilik böyle” diyoruz.
“Bir kereden bir şey olmaz” diyoruz.
Sonra dönüp baktığımızda fark ediyoruz ki; idare ede ede değerleri, şimdilik diye diye vicdanı, bir kereden bir şey olmaz diye diye insanlığı kaybetmişiz.
Bugün kimsenin kimseye tahammülü yok. En küçük söz büyüyor, en ufak bakış gerilim sebebi oluyor.
Sesler çabuk yükseliyor, sabır hızla tükeniyor. Şiddet, düşünmenin yerine geçiyor. Oysa şiddet güç değildir. Şiddet, çaresizliğin en açık hâlidir. Tahammül edemeyen, duramayan, düşünemeyen insanın çıkışsızlığıdır.
Ama biz bu çıkmazı da normalleştirdik. Eskiden utanılan şeyler bugün sıradan. Eskiden ayıp sayılanlar bugün marifet. Haklı olmak, iyi olmaktan daha önemli hale geldi. Ve biz buna “zamanın ruhu” deyip geçiyoruz.
Oysa bu bir ruh değil, bu açıkça bir ruhsuzluk. Bu çağın en kutsal kelimesi haz oldu. İyi olan değil, haz veren değerli. Doğru olan değil, hoş olan tercih ediliyor. Derin olan değil, hızlı tüketilen seçiliyor. Bir anlık keyif uğruna, uzun vadeli olan feda ediliyor. Oysa elimizde çok şey vardı. Birbirinin yüzüne bakabilen insanlar vardı. Sözünün ağırlığını bilen bir toplum vardı. Utanma duygusu vardı. Kanaat vardı. Yetmeyi bilen bir kalp vardı.
Bugün her şey daha çok olmak zorunda. Daha büyük, daha parlak, daha gürültülü. Yetinmek zayıflık, durmak başarısızlık gibi sunuluyor.
Ama kimse şunu söylemiyor: Bu hızda insan yoruluyor. Bu gürültüde insan kendini duyamıyor. Bu haz arayışında insan kendinden uzaklaşıyor. Ve biz hâlâ “bize ne oldu?” diye soruyoruz.
Bize şu oldu: Elimizdekinin kıymetini bilmedik. Güzel olanı koruyamadık. Anlık mutluluklar uğruna kalıcı değerlerden vazgeçtik. Toplum dediğimiz şey sadece kalabalık değildir. Toplum, ortak bir ahlakla ve ortak bir vicdanla ayakta durur. O bağ koptuğunda geriye sadece yan yana yaşayan ama birbirine yabancılaşmış insanlar kalır. Bugün yaşadığımız tam olarak budur. Ve çözüm, daha çok bağırmakta değildir. Daha sert olmakta hiç değildir. Daha fazla suçlu aramakta da değildir. Çözüm içe dönmektir.
Biraz durmak…
Biraz susmak…
Biraz hatırlamak…
Başkalarını düzeltmeye çalışmadan önce kendimize bakmak…
Her şeyin sorumluluğunu başkasına yüklemeden önce kendi payımızı görmek…
Kimse tek başına masum değil. Ama herkes kendi yerinden onarabilir. Çünkü kimse tek başına kurtulamaz. Ne birey olarak, ne bir kesim olarak…
Ancak birlikte, aynı vicdanda buluşabilirsek bir çıkış mümkündür. Belki de bu yüzden yüzyıllar öncesinden gelen o dizeler hâlâ bu kadar sarsıcı:
“İnsan insan derler idi,
İnsan nedir şimdi bildim.
Can can diye söylerlerdi,
Ben can nedir şimdi bildim.”
— Muhyiddin Abdal
Bir yıl daha biterken, takvimden bir yaprak düşüyor. Ama aslında düşen; biriken yorgunluklar, tutulamayan sözler, içimize attıklarımız…
Bu yıl da kolay olmadı.
Kırıldık.
Yorulduk.
Bazen sustuk, bazen fazla konuştuk.
Bazen sabrımızı, bazen kendimizi kaybettik.
Ama yine de buradayız.
Çünkü umut; her şey yolundayken değil, her şey dağılmışken bile yeniden başlama cesareti gösterebilmektir.
Yeni yıldan dileğimiz büyük değil. Daha çok eğlence, daha çok gösteriş, daha çok hız değil…
Biraz daha insanlık. Biraz daha tahammül. Biraz daha vicdan. Kırgın olabiliriz. Ama küsmüş değiliz. Yorulmuş olabiliriz. Ama vazgeçmiş değiliz.
Yeni yıl; biraz daha durarak, biraz daha düşünerek, biraz daha insan kalarak gelsin.
Yeni yılımız kutlu olsun….