Türk Tarihi

Türk Tarihi Türk tarihi ve siyasetine fotoğraflar ile kısa bir bakış
(2)

Beykoz 1972İstanbul
17/08/2026

Beykoz 1972
İstanbul

Mustafa Kemal Atatürk, Enver Paşa ve Fethi Okyar gibi subaylarımızın da görev yaptığı 3. Ordu'nun Selanik'teki Karargâhı...
16/08/2026

Mustafa Kemal Atatürk, Enver Paşa ve Fethi Okyar gibi subaylarımızın da görev yaptığı 3. Ordu'nun Selanik'teki Karargâhı.

1940’lar  Tahtakale-Bursa
16/08/2026

1940’lar
Tahtakale-Bursa

15/08/2026

OSMANLI'DA KUR'AN VE MEAL?

Önce şunu bileceğiz:
600 yıllık Osmanlı döneminde Kur'an-ı Kerim'in bir tek Türkçe meali yoktur, yazılmamıştır. Bırakınız Türkçe Meal yazmasını orijinal Arapça Kur'an basımı bile 1871'e kadar hem yoktu hem yasaktı!

1852'den itibaren Osmanlı topraklarına İran - Hindistan üzerinden, kaçak yollarla Kur'an (Türkçe meal değil) gelmeye başlamıştı ve bunları bulundurmak yasaklanmıştı. Arşivlerimize göre yasağın gerekçesi, Kur’an’ların sırf para kazanmak amacıyla yazılması ve baskılarda yeterli derecede hassasiyet ve hürmetin gösterilmemesiydi.

1873'e kadar Kur'an-ı Kerim ancak hattatlar tarafından yazılırdı. Haliyle hem adedi az hem maliyeti yüksekti. Orta halli bir müslümanın evinde Kur'an bulundurması neredeyse imkansızdı tabi.

29 Haziran 1873'te Osmanlı Maarif Nezareti’ne ilk defa "Beş yüz bin nüsha muhtelif ebatlarda Kur’an basılması" yetkisi verildi. (Matbaalı döneme geçiyoruz)

04 Ocak 1875'te Şekerzade Mehmed Efendi'nin yazdığı Kur’an, bir heyet tarafından gözden geçirilip onaylandıktan sonra ahaliye maliyetine satıldı ve bunun devamı geldi.
1875'e kadar Osmanlı İmparatorluğu vatandaşlarının Arapça Kur’an’la tanışmalarının özeti budur.

Türkçe Meal mi?

Yahu 1875'e kadar Arapça Kur'an bile yoktu ki Türkçe Meali olsun!

2. Abdulhamid (1876 -1909) döneminde kimi Türkçe Meal teşebbüsleri olmuşsa da bizzat Sultan emriyle bunlar da yasaklandı.

Abdülhamid Beylerbeyi Sarayı’nda ikamet ettirildiği dönemde bir gazetede Kur’an meali çıkarılacağına dair Tercüman gazetesinde bir haber okuduğunda:
“Tercüme nasıl olur, buna ne hacet? Kaldı ki tercüme caiz değildir. Mesela (Elif, Lam, Mim) nasıl tercüme edilecek kabil mi? Ayetteki meâni (anlamları) tercüme edilemez. Harfiyen tercüme edilse mana kaybolur. Bence böyle şeylere teşebbüs iyi değildir” görüşündeydi.

1908’den itibaren -her ne kadar tercüme ismi kullanılmasa da- çeşitli dergilerde Kur’an ayetleri “tefsir” adı altında çevrilmeye başlandı.

1914 yılına gelindiğinde İbrahim Hilmi adlı bir yayınevi sahibi tarafından Kur’an-ı Kerim Tercüme ve Tefsiri adı altında Kur’an’ın bazı kısımlarının Türkçe çevirisini içeren bir baskı yapılmıştır. Fakat çevirmenin Suriyeli bir Hıristiyan Arap olduğunun anlaşılması üzerine Şeyhülislamlık bu baskının dağıtımını yasakladı.

Osmanlı Şeyhülislamlarından Mustafa Sabri Efendi, Kur'an tercümelerine, bu türden faaliyetlere şiddetle karşı çıkıyordu. Mustafa Sabri anlayışına karşı çıkan diğer kesim ise şöyle itiraz ediyorlardı:
"Sizler, Kur’an’ın herkesin fehmine takrip olunmasını, tercümeyi tecviz etmeyerek, imkânsız görerek, tercümeleri beğenmeyerek caiz görmeyen Müslümanlardansınız. Bizler ise Kuran’ın hitabı umumidir, her Müslüman onu anlamakla mükelleftir. Kim olursa olsun her Kur’an’ı anlayan, elinden geldiği dilinin döndüğü kadar o Kitab-ı Celil'i istediği lisana tercüme edecek, herkese anlatacaktır diyen Müslümanlardanız."

Tabi Türkçe Meal'i savunanlar her ne kadar böyle düşünse de ulemanın sert tepkisi karşısında hep geri adım atmak zorunda kaldılar.
Osmanlı ömrünü böyle tamamladı işte.

29 Ekim 1923'de Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte bu alanda da ciddi bir kırılma yaşandı. Bizzat TBMM'nin desteği ve Atatürk’ün isteği ile Kur'an’ın tercüme ve tefsiri işine girişildi.
Elmalılı Hamdi Yazır tarafından üstlenilen tefsir ve tercümeler 1935 ve 1938 yılları arasında basıldı ve müslüman ahali nihayet Kur'an'la birinci elden tanıştı...

Ne Osmanlı'yı toptan reddettiğim ne Cumhuriyet'i toptan kutsadığım için değil, lakin bir müslüman olarak insan sormadan geçemiyor:
"Kur'an-ı Kerim'in bir tek Türkçe mealini yazdırmamış/yazdıramamış 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu İslâm'ın hâmisi görülürken,100 yılda 200'den fazla Meal 30'dan fazla tefsir üretmiş, Kutsal Kitab'ımızı 27 ayrı dil ve lehçede tercüme ettirerek mesajını dünyaya duyurmaya çalışan Cumhuriyet dönemi kimilerince 'gavur' sayılıyor? Sizce de garip değil mi?"

Rabbimiz "Sana bu mübarek Kitab'ı âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik" buyuruyor. (Sad 29)
Bizi Kitabullah ile buluşturan, mesajlarını düşünüp öğüt almamıza vesile olanlardan Allah razı olsun.
Hangi dönemde olurlarsa olsunlar, hepsinden...

📷 Mustafa TULUKCU

15/08/2026

1917; Gazze, Osmanlı Ordusu askerleri.

Ecevit ve Annesi Aslında Kimdi?  "Annesinden Kalan Milyarlarca Doları Devlete Bağışlamıştı"Suudi Arabistan, Medine-i Mün...
15/08/2026

Ecevit ve Annesi Aslında Kimdi?

"Annesinden Kalan Milyarlarca Doları Devlete Bağışlamıştı"

Suudi Arabistan, Medine-i Münevvere. Mescid-i Nebevi'nin hemen yanı başında tam 110 dönüm arazi.
Bugünkü gayrimenkul değeriyle yaklaşık 2 milyar dolar.

Bu miras, büyük dedesi Medine Harem Şeyhi Hacı Emin Paşa'dan, annesi ressam Nazlı Hanım'a, ondan da oğluna kalmıştı. Yıllar süren uluslararası mahkemeler, itirazlar... Nihayet 2005'te o büyük mirasın hakkı resmi olarak teslim edildi.

Oğlu, kağıtları eline aldı. Sessizce bir inceledi.
Sonra devletin yetkililerini çağırdı.
"Ben bu işlerin hukuki boyutunu pek bilmem" dedi, sanki bir kusur işlemiş gibi kısık ve mahcup bir sesle. "Bunu Diyanet'e devredelim. Türk hacılarımız oraya gittiğinde konaklasın, millet faydalansın."

Tek bir kuruşuna bile dokunmadı.

Aynı adam, o milyarlarca doları sessizce devlete bıraktıktan bir süre sonra, Or-An semtindeki o kütüphaneli mütevazı dairesinde bu dünyadan göçtü gitti.
Vefat ettiğinde geriye kalan malvarlığı...

Sadece eski model bir daktilo. Bolca kitap. Maaşından biriktirdiği bir miktar para ve ütülü ama yakası biraz aşınmış o meşhur mavi gömlek.

Şimdi düşününce insanın içine oturuyor. Siyasetin bir zenginleşme kapısı sayıldığı, her şeyin parayla ölçüldüğü bir dünyada; Nazlı Hanım'ın oğlu Bülent Ecevit, sadece temiz bir ismin her şeyden değerli olduğunu bize sessiz bir veda gibi bırakıp gitmiş.

1975 – Hababam Sınıfı set arası.Tarık Akan, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Dilaver Gür ve Adile Naşit sohbet ediyor. Bu ka...
14/08/2026

1975 – Hababam Sınıfı set arası.
Tarık Akan, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Dilaver Gür ve Adile Naşit sohbet ediyor. Bu kareden sadece Dilaver Gür sağ.

1980'lerin başında Uzungöl, Trabzon.
14/08/2026

1980'lerin başında Uzungöl, Trabzon.

Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında İngiliz ve Alman turistleri korumak ve tahliyelerine yardım etmekle görevli iki Türk ask...
13/08/2026

Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında İngiliz ve Alman turistleri korumak ve tahliyelerine yardım etmekle görevli iki Türk askeri.

1915, Gelibolu’da siperde poz veren Türk subayları.
12/08/2026

1915, Gelibolu’da siperde poz veren Türk subayları.

Address


Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Türk Tarihi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

  • Want your business to be the top-listed Media Company?

Share