11/04/2026
İslam’da kadın mı üstün, erkek mi?
Bugün bazı çevreler tarafından, kasıtlı ya da çarpıtılmış değerlendirmelerle, İslam’ın kadın ve erkeğe bakışı yanlış yansıtılmaktadır. Özellikle bazı ayet ve hadisler bağlamından koparılarak, sanki İslam bir cinsi diğerine mutlak olarak üstün tutuyormuş gibi bir algı oluşturuluyor.
Şimdi gelin, meseleyi sloganlarla değil, doğrudan Kur’an ve sünnetin ortaya koyduğu ölçülerle konuşalım.
İslam’ın iki temel kaynağı olan Kur’an’a ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünnetine baktığımızda, kadın ve erkeğin birçok yerde ayrı ayrı, birçok yerde birlikte anıldığını görürüz. Bazı ayetlerde erkeklere hitap vardır, bazı ayetlerde kadınlara; birçok ayette ise her ikisine birlikte seslenilir.
Ama dikkat çekici olan şudur: Hiçbir yerde cinsiyet üzerinden mutlak bir üstünlük kurulmaz.
Kur’an bu konuda çok net bir ölçü koyar: “Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, takvaca en ileri olanınızdır.” (Hucurât, 13)
Yani üstünlük; ne erkek olmakta, ne kadın olmakta, ne soyda, ne ırkta…
Üstünlük, Allah’a yakınlıkta, yani takvadadır.
Bir başka ayette ise kadın ve erkek birlikte zikredilir: “Mümin erkekler ve mümin kadınlar… Allah onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzâb, 35)
Bu ayet açıkça gösterir ki: Kullukta, sorumlulukta ve ahirette karşılık alma noktasında kadın ve erkek arasında hiçbir fark yoktur.
Fakat burada çok önemli bir incelik vardır: Eşitlik ile adalet aynı şey değildir.
Bugün modern dünyanın en büyük yanılgılarından biri, her şeyi aynılaştırmayı adalet zannetmesidir. Halbuki her farklı olanı zorla aynı kalıba sokmak, adalet değil, çoğu zaman açık bir adaletsizliktir.
Kadını erkek gibi, erkeği kadın gibi görmeye çalışmak… Yaratılış farklılıklarını yok saymak… Fıtratı inkâr edip bunu özgürlük diye pazarlamak…
Bunlar ilk bakışta eşitlik gibi sunulsa da, gerçekte ne kadına iyilik eder ne erkeğe.
Çünkü İslam’da kadın ve erkek aynı değildir, ama değer bakımından aşağı-yukarı da değildir. Yaradılış itibarıyla farklıdırlar. Fizyolojik yapıları farklıdır. Duygusal eğilimleri farklıdır. Sorumluluk alanları farklıdır.
Ama bütün bu farklılıklar, birinin diğerinden daha değerli olduğu anlamına gelmez.
Asıl mesele şudur: Kadın ve erkek, yaratılış yönüyle aynı değildir; fakat kul olmakta, insan olmakta, ilahî hitaba muhatap olmakta, hak ve sorumlulukta, hesapta ve adalet önünde eşittir.
Yani İslam, ne kadını değersizleştirir ne erkeği putlaştırır. Her şeyi yerli yerine koyar. Zaten adalet de budur: Aynı olmayanı zorla aynı saymak değil, her şeyi hak ettiği yere koymak.
Bir örnek verelim: Kalp mi daha değerlidir, beyin mi? Göz mü daha üstündür, el mi?
Her biri farklı görevde, ama hepsi vazgeçilmez.
İslam da kadın ve erkeği böyle görür: Rekabet eden değil, tamamlayan iki varlık.
Ne yazık ki bugün “eşitlik” adına ortaya konan birçok yaklaşım, kadınla erkeğin fıtrî yapısını dikkate almadan hüküm veriyor. Sonra da ortaya çıkan yıkımları ilerleme diye alkışlamamızı bekliyor.
Aile zayıflıyor, roller bulanıklaşıyor, kadın yoruluyor, erkek savruluyor, çocuk arada kalıyor; ama adına hâlâ özgürleşme deniliyor.
Bir de işin daha ironik tarafı şu: “Biz ıslah edicileriz” diyenler, çoğu zaman toplumu, aileyi ve fıtratı bozan uygulamaların en hararetli savunucuları hâline geliyorlar.
Oysa insanı yaratan Allah, kadın ile erkeğin yapısını da en iyi bilendir. Kimin neye daha yatkın olduğunu, hangi yükü nasıl taşıyacağını, hangi sınırın kimi koruyacağını elbette en iyi O bilir.
Peki o zaman neden bazı yerlerde farklı hükümler var?
Çünkü farklı yaratılan iki varlığa, her konuda birebir aynı rolü vermek adalet olmaz. İslam’ın bazı alanlarda farklı hükümler koyması, üstünlükten değil; yaratılış, sorumluluk ve toplumsal dengeyi gözeten ilahî hikmetten kaynaklanır.
İşte burada çok kritik bir ayrım var: Farklılık ≠ Üstünlük
Erkeklerin bazı sorumlulukları vardır. Kadınların bazı ayrıcalıkları vardır. Erkeklerin bazı yükleri ağırdır. Kadınların bazı hakları korunmuştur.
Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Sizin en hayırlınız, kadınlarına en iyi davrananınızdır.” (Tirmizî)
Bu hadis bile tek başına İslam’ın bakışını ortaya koyar.
Kadını ezmek değil, korumak… Onu değersiz görmek değil, ona değer vermek…
Aynı şekilde annelik makamı için de şöyle buyurulmuştur: “Cennet annelerin ayakları altındadır.” (Nesâî)
Bu ifade, kadına verilen değerin ne kadar yüksek olduğunu açıkça gösterir.
Toprlayacak olursak mesele şudur: İslam’da kadın mı üstün, erkek mi üstün sorusu, aslında yanlış bir sorudur.
Çünkü İslam’ın ölçüsü cinsiyet değil, takvadır.
Kadın da kuldur, erkek de kuldur. Kadın da imtihan edilir, erkek de imtihan edilir. Ve her biri, kendi şartları içinde Allah’a yakınlıkla değer kazanır.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, kadınla erkeği birbirine benzetmeye çalışmak değil; her ikisini de yaratılış hikmetine uygun, adalet merkezli ve fıtratı koruyan bir bakışla yeniden anlayabilmektir.
Çünkü bazen insanlık, adalet üretmek isterken eşitlik sloganına; huzur ararken karmaşaya; özgürlük ararken fıtratını kaybetmeye sürüklenebiliyor.
Asıl mesele şudur: Biz kadın mı üstün, erkek mi üstün diye tartışırken… Acaba Allah katında hangimiz daha değerliyiz?
Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?