29/08/2026
BÜYÜK RANDEVUYA GİDECEK MİSİNİZ?
Sevgili arkadaşlarım,
Bugün size önemli bir buluşmayı hatırlatmak istedim. Bu buluşmaya gitmeyi sakın unutmayın. Gerçi sizlerin böyle büyük ve önemli bir randevuyu ihmal edeceğinizi hiç düşünmüyorum. Zira bu, öyle sıradan bir buluşma değil.
Öyle bir buluşma ki; bütün yüklerinizi hafifletebilir, sıkıntılarınızı küçültebilir, dertlerinizi dert olmaktan çıkarabilir, hastalıklarınıza şifa, borçlarınıza ödeme kolaylığı, gönlünüze huzur vesilesi olabilir. Çünkü buluşacağınız kişinin bütün bunları yapabilecek gücü var. Öyle zengin ki servetinin sonu yok. Öyle güçlü ki hiçbir güç O'nun gücüne denk değil. Öyle büyük bir makam sahibi ki bütün makamlar O'nun yanında küçülür.
Ama asıl ilginç olan şu: Siz O'nun için sıradan biri değilsiniz. Sizi önemsiyor. Sizi seviyor. Size özel davetiye göndermiş. Evet, size özel…
Davetiye size ulaştı, değil mi? Bu davetiyenin sahibi sizi çağırıyor. Üstelik sizin gelmenizden O'nun kazanacağı bir şey de yok. Siz gelmezseniz O'nun mülkünden hiçbir şey eksilmez. Ama siz gelirseniz siz kazanırsınız. Çünkü O'nun size ihtiyacı yok; sizin O'na ihtiyacınız var.
Anneniz, babanız, eşiniz, dostlarınız sizi sever. Ama onların sevgisi ve gücü sınırlıdır. Sizin bütün sıkıntılarınızı gidermeye, bütün ihtiyaçlarınızı karşılamaya ve hayatınızın tamamını kuşatmaya güçleri yetmez.
Sizi bahsettiğim bu davete çağıran, Kâinatın Rabbidir.
Şimdi hangi randevudan bahsettiğimi anlamışsınızdır.
Evet… Namazdan bahsediyorum. Minarelerden yükselen Ezan-ı Muhammedî çağrısı ile günde beş defa Rabbimizin huzuruna çağrıldığımız o büyük buluşmadan…
Düşünün… Öyle büyük bir davet ki; bütün zamanların ve mekânların, bütün gücün ve kudretin, bütün zenginliğin ve mülkün Rabbi olan Allah'tan geliyor. O, bu daveti ayetleriyle kullarına bildiriyor, peygamberleriyle insanlığa ulaştırıyor ve minarelerden yükselen ezanlarla her gün yeniden ilan ediyor.
Bu davete tarih boyunca bütün peygamberler ve milyonlarca ehl-i iman icabet etti. Hatta kâinatın kendisi bile, lisan-ı hâliyle bu büyük kulluk tablosuna iştirak ediyor.
Böylesine büyük bir davete icabet etmek, Müslüman olmanın, mümin olmanın ve Allah'ın kulu olmanın gereğidir. Peki, insanın böyle bir davetten mahrum kalmasından daha büyük bir mahrumiyet olabilir mi?
Bir düşünün…
Hayatın bütün yükünü omuzlarınızda taşıyorsunuz. Geçim derdi, borçlar, hastalıklar, aile meseleleri, iş hayatının sıkıntıları, geleceğin endişeleri, zihninizi meşgul eden binlerce düşünce… İnsan bazen bütün bunların altında ezildiğini hissediyor.
İşte tam o sırada ezan okunuyor. "Hayye ale Salah" "Haydi namaza"
Sanki bütün bu yüklerin arasından size bir çıkış kapısı açılıyor: “Gel…”
Gel ve dünyaya ait bütün yüklerini bir süreliğine geride bırak.
Gel, kendini bir mescide veya bir seccadeye bırak.
Gel, Allahu Ekber de ve bütün bu ağırlıkları elinle arkana at.
Sonra kıbleye dön, ellerini bağla ve Kâinatın Rabbi'nin huzurunda dur.
O anda karşında dünyanın en büyük makamı ve bütün makamların sahibi vardır. Bütün güç ve kudretin sahibi vardır. Bütün mülkün ve hazinelerin sahibi vardır.
Ve sen O'nun huzurundasın.
İşte namaz, insanın bütün dünyayı arkasında bırakıp Rabbiyle baş başa kaldığı böyle büyük bir buluşmadır. İnsan namazda Rabbine yönelir, O'na kulluğunu arz eder, O'nun huzurunda olduğunu hisseder, derdini ve ihtiyacını O'na sunar.
Bir bakıma namaz, kulun Rabbiyle sohbetidir.
Kendi küçüklüğünü, O'nun büyüklüğünü; kendi aczini, O'nun kudretini; kendi fakirliğini, O'nun sonsuz zenginliğini fark etmektir.
Rükûda O'nun azametini kabul etmek, secdede ise O'nun karşısında ne kadar muhtaç ve aciz olduğunu bütün varlığınla hissetmektir.
İnsan secdeye vardığında, dünyada kendisini büyüten ne varsa hepsini geride bırakır. Makamı, parası, şöhreti, endişeleri, hesapları, kırgınlıkları… Hepsi küçülür. Çünkü kul, bütün bunların üzerinde ve ötesinde olan Allah'ın huzurundadır.
Ve insan namazdan kalktığında, dünyaya aynı insan olarak dönmez. Çünkü biraz önce bütün dünyanın Rabbine derdini arz etmiş, O'nun huzurunda durmuş, O'na sığınmış ve O'ndan yardım istemiştir.
İşte bu yüzden namaz, insanın Rabbine dönmesi, O'nun huzurunda nefes alması ve dünyaya yeniden daha güçlü bir şekilde dönmesi için kendisine verilen büyük bir lütuftur.
Davet hâlâ geçerli. Kapı hâlâ açık. Hangi vaktin içerisindeysek, o vakit için davet hâlâ devam ediyor.
Öyleyse tekrar soruyorum:
BÜYÜK RANDEVUYA GİDECEKSİNİZ DEĞİL Mİ?
Yasin Altan