25/05/2026
Adalet kürsüsünden gönül dergâhına...
Hulûsî-i Bitlisî
Rotamızın bugünkü durağında, Bitlis’in köklü tarihinin bağrından kopup gelen, cumhuriyetin ilk yıllarından yakın geçmişe kadar hem adaletin kürsüsünde hem de edebiyatın en zarif kürsülerinde iz bırakmış çok yönlü bir çınarı, Hulûsî-i Bitlisî’yi (Hulusi Aktürk) ağırlıyoruz.
Kentimizin kadim ailelerinden "Nesimî-zâde" ailesine mensup olarak 1880 yılında Bitlis’te dünyaya gözlerini açan bu müstesna şahsiyet, medrese kültürü ile modern hukuk eğitimini şahsında harmanlamış gerçek bir Doğu entelektüeliydi. İlk ve orta öğrenimini doğduğu toprakların o manevi havasında tamamladıktan sonra İstanbul’a uzanan ve Ağır Ceza Reisliğine kadar yükselen başarı dolu bir ömrün hikayesidir onun hayatı.
Hulûsî Aktürk, adliye saraylarında adaleti tevzi eden sert ve vakur bir hakim olmasının yanında, gönül dünyasında kelimelerle raks eden naif bir şair ve estetiği mürekkebe döken usta bir hattattı. Şiirlerinde geleneksel Divan edebiyatının o ağırbaşlı ve görkemli duruşunu korumuş, "Hulûsî" ve "Asrî" mahlaslarıyla dönemin en prestijli fikir mecmuaları olan Büyük Doğu ve Ehl-i Sünnet dergilerinde derin manzumeler neşretmiştir. Özellikle toplumsal ve dini eleştiriler barındıran meşhur "Terkîb-Bend"i, edebi çevrelerde Bağdatlı Rûhî ve Ziya Paşa gibi devlerin ekolünün bir devamı olarak kabul görmüştür. Onun satırlarında haksızlığa karşı bir hakimin adil öfkesini, mısralarında ise bir dervişin kalbi teslimiyetini bulmak mümkündür.
Onun adını tarihin altın sayfalarına kazıyan bir diğer önemli dönemeç ise adalet ve vefa duygusunun kesiştiği o meşhur davalardır. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Bitlis Mahkemesindeki görevi esnasında yolları kesişen Bediüzzaman Said Nursi ile dostluğu, yıllar sonra Ankara Yargıtay ve Afyon Mahkemeleri koridorlarında bir hukuki müdafaaya dönüşmüştür. İnandığı değerlerin ve müvekkilinin hakkını savunmaktan çekinmeyen bu cesur hukukçu, mahkeme salonlarındaki savunma notlarıyla sadece bir avukat olarak değil, bir devrin canlı şahidi olarak da tarihe not düşmüştür.
"Miftâh-ı Hakîkat" (Hakikat Anahtarı) ve "Elvâh-ı Seb'a" gibi basılı yedi kıymetli eseri arkasında bırakan Hulûsî Efendi, aynı zamanda sülüs hattıyla yazdığı levhalarla estetiğin zirvesine tırmanmıştır. 1966 yılında Ankara’da fani aleme veda ettiğinde, ardında sadece hukuki kararlar değil; mürekkeple, hatla, şiirle ve dik bir duruşla yoğrulmuş muazzam bir kültürel miras bırakmıştır.
Rotadaki Şehir ailesi olarak, memleketimizin bu asil ruhunu, adliye saraylarından gönül dergâhlarına köprü kuran bu büyük hemşehrimizi rahmet ve hürmetle yad ediyoruz.
Kültürümüzün bu parlayan yıldızları, yarınlarımıza ışık tutmaya devam edecek.
Rotadaki Şehir ✓