Yeni Hareket

Yeni Hareket Kontaktinformationen, Karte und Wegbeschreibungen, Kontaktformulare, Öffnungszeiten, Dienstleistungen, Bewertungen, Fotos, Videos und Ankündigungen von Yeni Hareket, Medien- und Nachrichtenunternehmen, Hedy Blum Weg 7, Wien.

Avusturya İslam Cemaatinin arkasındayızAralarında ATIB, İslam Federasyonu ve İKMB'nin de olduĝu 10 teşkilat, Avusturya i...
05/09/2026

Avusturya İslam Cemaatinin arkasındayız

Aralarında ATIB, İslam Federasyonu ve İKMB'nin de olduĝu 10 teşkilat, Avusturya islam Cemaatinin (IGGÖ) arkasında olduklarını açıkladılar.

Entegrasyon Bakanı Avusturya'da Müslümanların resmi temsilcisi konumundaki IGGÖ'ye suçlamalar yöneltmişti.

04/09/2026
03/09/2026

Robotaxis in London: Uber bietet ab sofort autonome Fahrten in der britischen Hauptstadt an. Nach Zagreb ist London die zweite europäische Metropole, in der das Unternehmen selbstfahrende Autos einsetzt. Zum Start sind weniger als 20 Fahrzeuge unterwegs – vorerst noch mit einem Fahrer zur Überwachung an Bord. Wer eine Fahrt bucht, kann ohne Aufpreis ein Robotaxi zugeteilt bekommen. Für einen komplett fahrerlosen Betrieb fehlen laut Uber noch behördliche Genehmigungen. (MK)

03/09/2026

# Çocuğu Zorlamadan Korumak mı, Yeni Bir Zorlama Yaratmak mı? Başörtüsü Yasağında “Tersine Zorlama” Tartışması

*Avusturya’da 14 yaşından küçük kız öğrenciler için getirilen başörtüsü yasağı, “kız çocuklarını baskıdan koruma ve kendi kararlarını verebilmelerini sağlama” gerekçesiyle savunuluyor. Ancak yeni düzenleme başka ve pek konuşulmayan bir soruyu beraberinde getiriyor: Başörtüsünü ailesinin baskısıyla değil, kendi isteği ve dinî inancı nedeniyle takan bir kız çocuğu çıkarmayı reddederse ne olacak? Devlet bu kez aileyi çocuğa baskı yapmaya mı zorlayacak?*

Avusturya’da yeni eğitim-öğretim yılıyla birlikte yürürlüğe giren düzenleme, 14. yaş gününü henüz doldurmamış kız öğrencilerin okulda “İslami geleneklere göre başı örten” bir başörtüsü kullanmasını yasaklıyor.

Kanunun amacı ise kendi metninde oldukça iddialı biçimde ifade ediliyor: Çocuğun üstün yararını korumak; özellikle kız çocuklarının **öz belirleme hakkını, eşitliğini ve görünürlüğünü** güçlendirmek. Bununla birlikte kanun, velileri de açıkça yasağa uyulmasını sağlamakla yükümlü tutuyor. ([Rechtssatzdatenbank][1])

İşte tartışmanın belki de en önemli noktası tam burada başlıyor.

# # Ya çocuk gerçekten kendi isteğiyle örtünüyorsa?

Bir an için 13 yaşında bir kız çocuğunu düşünelim.

Müslüman.

Başörtüsünü ailesi istediği için değil, kendi dinî inancı nedeniyle takmak istediğini söylüyor.

Anne ve babası kızına:

“Henüz küçüksün, istersen çıkar.”

diyor.

Fakat çocuk:

“Hayır. Ben takmak istiyorum. Bu benim inancım.”

diye cevap veriyor.

Ailesi kendisini örtünmeye zorlamıyor. Hatta tam tersine başını açması konusunda ikna etmeye çalışıyor.

Yeni yasa açısından bunun sonucu değişiyor mu?

**Hayır.**

Çünkü kanun “ailesi tarafından başörtüsüne zorlanan kız çocuklarının başörtüsü takması yasaktır” demiyor.

Doğrudan, 14 yaşından küçük kız öğrencilerin **İslami geleneklere göre başı örten başörtüsü kullanmasını** yasaklıyor. Çocuğun bunu kendi isteğiyle yapıp yapmadığı, yasağın uygulanıp uygulanmayacağını değiştiren bir istisna olarak düzenlenmiş değil. ([Rechtssatzdatenbank][2])

Burada ortaya çıkan soru son derece basit:

**Çocuğu zorlamadan korumak için getirilen bir yasa, kendi isteğiyle başörtüsü takan çocuğun iradesine karşı yeni bir zorlama yaratabilir mi?**

# # Devlet aileye, aile çocuğa: “Çıkarmalısın”

Kanun velilere yalnızca bilgi vermiyor.

§43a’da açıkça, velilerin yasağa uyulmasını **sağlamakla yükümlü** oldukları belirtiliyor.

İlk ihlalde okul yönetimi çocuk ve ailesiyle görüşüyor.

Başörtüsü yeniden takılırsa Schulbehörde, yani yetkili okul makamı devreye giriyor ve çocuk ile ailesini zorunlu görüşmeye çağırıyor.

Bu görüşmede kızın neden başörtüsünü yeniden taktığı araştırılıyor ve aileye yasağa uyulmasını sağlama yükümlülüğü tekrar hatırlatılıyor.

İhlal devam ederse Kinder- und Jugendhilfe de bilgilendiriliyor. ([Parlament Österreich][3])

Fakat burada dikkat çekici bir çelişki ortaya çıkıyor.

Devlet çocuğa:

**“Neden başörtüsü takıyorsun?”**

diye soruyor.

Çocuk:

**“Çünkü kendim istiyorum. Beni annem ve babam zorlamıyor. Dinî inancım nedeniyle çıkarmak istemiyorum.”**

diyor.

Ancak bu cevap yasağın sonucunu değiştirmiyor.

Çocuk dinleniyor ama söylediği şeyin, yasağın uygulanması bakımından belirleyici bir hukuki sonucu bulunmuyor.

Oysa Avusturya’nın anayasal çocuk hakları düzenlemesi, çocuğun kendisini ilgilendiren konularda görüşünün yalnızca alınmasını değil, **yaşına ve gelişimine uygun biçimde dikkate alınmasını** güvence altına alıyor. ([Rechtssatzdatenbank][4])

Dolayısıyla soru büyüyor:

**Çocuğun görüşü hiçbir durumda sonucu değiştirmeyecekse, çocuğun iradesi gerçekte ne ölçüde dikkate alınmış oluyor?**

# # “Tersine zorlama”: Daha önce olmayan baskıyı devlet mi yaratacak?

Tam burada “Gegen-Zwang”, yani **tersine zorlama** olarak tanımlanabilecek durum ortaya çıkıyor.

Başlangıçta aile çocuğu örtünmeye zorlamıyor.

Fakat devlet aileye:

**“Başörtüsünü çıkarmasını sağlamalısınız.”**

dediğinde aile üzerindeki hukuki baskı çocuğa doğru aktarılmaya başlıyor.

Anne:

“Lütfen çıkar, bize ceza gelecek.”

Baba:

“Okula böyle gitme.”

Çocuk:

“Ama ben çıkarmak istemiyorum.”

Aile tekrar:

“Çıkarmak zorundasın.”

Bu durumda daha önce olmayan bir aile içi çatışmanın, kanunun uygulanması sonucunda ortaya çıkması mümkün.

Üstelik Avusturya medeni hukuku ebeveynlerin çocuk yetiştirirken **şiddet kullanmasını veya çocuğa fiziksel ya da ruhsal acı vermesini yasaklıyor.** ([Rechtssatzdatenbank][5])

O halde çok somut bir soru var:

# # # 13 yaşındaki kız “Hayır, çıkarmıyorum” derse anne ve baba ne yapacak?

Konuşacaklar.

İkna etmeye çalışacaklar.

Yasağı anlatacaklar.

Peki çocuk yine:

**“Hayır.”**

derse?

Başörtüsünü başından zorla mı çekecekler?

Çocuğu tutup zorla mı çıkaracaklar?

Korkutacaklar mı?

Psikolojik baskı mı uygulayacaklar?

Bunların hiçbiri başörtüsü yasasının aileye verdiği bir fiziksel zorlama yetkisi değil. Üstelik çocuk yetiştirilmesinde şiddet ve fiziksel ya da ruhsal acı verilmesi ayrıca yasak. ([Rechtssatzdatenbank][5])

Dolayısıyla aileden bir **sonuç** isteniyor:

> Çocuk başörtüsü takmasın.

Ancak çocuk bilinçli biçimde reddettiğinde bu sonucu çocuğun iradesine rağmen hangi hukuka uygun yöntemle sağlayacakları sorusu ortada duruyor.

# # Sonra para cezası geliyor

Yasanın yaptırım sistemi burada daha da tartışmalı hale geliyor.

§80b’ye göre gerekli görüşme süreçlerinden sonra çocuk yeniden başörtüsüyle okula gelirse ve veli yasağa uyulmasını sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemiş sayılırsa, **150 ile 800 Euro arasında idari para cezası** öngörülüyor.

Para cezasının tahsil edilememesi halinde ise kanunda **iki haftaya kadar Ersatzfreiheitsstrafe**, yani ikame hapis cezası bulunuyor. ([Rechtssatzdatenbank][6])

Burada bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor: Bu, “anne-baba isterse para yerine hapsi seçebilir” anlamına gelmiyor. İkame hapis, para cezasının **tahsil edilememesi** halinde gündeme geliyor. Genel idari ceza hukukunda da para cezası verilirken tahsil edilememe ihtimali için ikame hapis cezası belirleniyor. ([Rechtssatzdatenbank][7])

Ancak bu hukuki ayrıntı, çocuk açısından ortaya çıkabilecek temel sorunu ortadan kaldırmıyor.

# # 13 yaşındaki çocuk ne düşünecek?

Şimdi aynı kız çocuğunu düşünmeye devam edelim.

Kendi isteğiyle başörtüsü takıyor.

Ailesinin kendisini örtünmeye zorlamadığını biliyor.

Ailesi devletin baskısı nedeniyle kendisine:

“Çıkar.”

demeye başladı.

Çocuk kabul etmedi.

Aileye para cezası geldi.

Aile zaten ekonomik olarak zor durumda.

Çocuk evde konuşulanları duyuyor.

“Bu para senin başörtün yüzünden geldi.”

cümlesini doğrudan kimse söylemese bile çocuk neden-sonuç ilişkisini anlayabilecek yaşta.

13 yaşındaki bir çocuğun:

**“Ben başörtümü çıkarmadığım için ailem para cezası aldı.”**

diye düşünmesi ihtimal dışı mı?

Elbette değil.

Daha ağır bir senaryoda cezanın tahsil edilememesi nedeniyle ebeveynlerden biri gerçekten ikame hapse girerse, çocuk bunu:

**“Annem ya da babam benim yüzümden hapiste.”**

şeklinde algılayabilir.

Her çocuğun mutlaka böyle tepki vereceğini söylemek mümkün değil. Fakat bunun çocuk üzerinde suçluluk, kaygı, aile içi gerilim veya sadakat çatışması yaratabilecek bir risk olduğunu görmezden gelmek de mümkün değil.

Üstelik burada oldukça dikkat çekici bir hukuk normu var.

# # Avusturya’nın kendi kanunu “çocuğun suçluluk duygusundan korunmasını” söylüyor

ABGB §138, Avusturya hukukunda **Kindeswohl**, yani çocuğun üstün yararı değerlendirilirken dikkate alınacak kriterleri tek tek sayıyor.

Bunların arasında:

* çocuğun görüşünün yaşına ve anlama yeteneğine göre dikkate alınması,
* çocuğun iradesine karşı bir tedbir uygulanmasından doğabilecek zararların önlenmesi,
* önemli kişilerle güvenli bağlarının korunması,
* **çocuğun sadakat çatışmalarından ve suçluluk duygularından korunması**

da bulunuyor. ([Rechtssatzdatenbank][8])

Bu nedenle “Çocuk, ailesinin kendisi yüzünden cezalandırıldığını düşünüp suçluluk yaşayabilir” sorusu yalnızca duygusal bir itiraz değil.

**Avusturya hukukunun kendi Kindeswohl anlayışı bakımından da sorulması gereken bir soru.**

Devlet başörtüsünün çocuk üzerinde yaratabileceğini düşündüğü olası psikolojik baskıyı değerlendiriyorsa, kendi yaptırım mekanizmasının çocukta yaratabileceği psikolojik baskıyı da değerlendirmek zorunda değil mi?

# # Çocuğu korumak isterken aile huzuruna müdahale

Kanunun amacı çocuğun özgürleşmesi olarak açıklanıyor.

Hükümetin yasama gerekçesinde, 14 yaşından küçük çocukların sembolik kıyafetlerin dinî, kültürel ve toplumsal anlamlarını değerlendirmek için gerekli bilişsel ve duygusal olgunluğa her zaman sahip olmayabilecekleri savunuluyor. Ayrıca başörtüsünün küçük kızlar bakımından ailevi veya sosyal beklenti baskısıyla ilişkili olabileceği ileri sürülüyor. Hükümet bu nedenle yasağı kızların gelecekteki öz belirleme hakkını koruyan bir tedbir olarak görüyor. ([Parlament Österreich][9])

Bu, hükümetin yaklaşımı.

Fakat asıl anayasal ve toplumsal tartışma tam da burada başlıyor:

**Ya somut çocuk bu varsayıma uymuyorsa?**

Ya 13 yaşındaki kız:

“Ben ne yaptığımı biliyorum.”

diyorsa?

Ya ailesi onu zorlamıyorsa?

Ya ailesi Müslüman bile değilse?

Ya çocuk bir koruyucu aile yanında yaşıyorsa ve o aile başörtüsü takmasını zaten istemiyorsa?

Yine de çocuk kendi inancı nedeniyle ısrar ediyorsa?

Kanunun cevabı değişmiyor.

Yasak yine geçerli.

Bu da önemli bir noktayı ortaya koyuyor:

# # # Kanun aile baskısını yasaklamıyor; başörtüsünü yasaklıyor.

İkisi aynı şey değil.

# # Ya çocuğun Müslüman bir ailesi bile yoksa?

Bu soru özellikle hükümetin “aile ve çevre baskısı” gerekçesini sınayan önemli bir düşünce deneyi.

13 yaşındaki Müslüman bir kız çocuğunun anne-babasını kaybettiğini düşünelim.

Müslüman olmayan bir koruyucu aile yanında yaşıyor.

Koruyucu aile:

“Başörtüsü takmana gerek yok.”

diyor.

Kız:

“Hayır, ben dinim gereği takmak istiyorum.”

diyor.

Burada çocuğu başörtüsüne zorlayan Müslüman anne-baba yok.

Hatta koruyucu yetişkinler başörtüsüne karşı.

Buna rağmen §43a yine uygulanıyor.

Çünkü yasa, yasağın uygulanması için “aile baskısının” kanıtlanmasını şart koşmuyor.

Bu örnek şu soruyu güçlendiriyor:

**Yasa gerçekten zorlamayı mı hedefliyor, yoksa zorlamanın bulunup bulunmadığından bağımsız olarak İslami başörtüsünü mü?**

# # Okul, çocuğun kendisini dışlanmış hissettiği yer haline gelebilir mi?

Başka bir boyut da okul ortamı.

Bir çocuk sınıfa giriyor.

Diğer öğrencilerin dinî veya kişisel kıyafetleri devam ediyor.

Fakat kendisine:

**“Sen bunu takamazsın.”**

deniyor.

Üstelik kanunun metni genel bir “dinî sembol” ifadesi kullanmıyor; doğrudan **İslami geleneklere göre başı örten başörtüsünü** tarif ediyor. ([Rechtssatzdatenbank][1])

Bu durum bazı kızların kendilerini okul topluluğunun eşit bir parçası yerine özel olarak düzenlenen bir grubun mensubu gibi algılaması riskini beraberinde getirebilir.

Avusturya Anayasa Mahkemesi de 2020’de önceki başörtüsü yasağını iptal ederken önemli bir noktaya dikkat çekmişti: Sosyal veya dinî baskı okullarda gerçekten yaşanabilir; ancak bunun çözümü, **okul huzurunu kendisi bozmayan kız öğrencileri hedefleyen seçici bir yasak** olamaz. Mahkeme, sorun varsa baskı ve çatışmayla mücadele edecek uygun araçların geliştirilmesini yasa koyucunun görevi olarak değerlendirmişti. ([Verfassungsgerichtshof][10])

Bu karar yeni düzenlemeyi otomatik olarak anayasaya aykırı hale getirmiyor. Hükümet yeni yasayı önceki düzenlemeden farklı gerekçelerle ve daha kapsamlı bir sistemle hazırladı.

Ancak aynı temel soru yeniden karşımızda:

**Baskıyı yapan kişiyle mi mücadele ediliyor, yoksa başörtüsünü takan kız mı sistemin müdahale ettiği kişi haline geliyor?**

# # “Kendi kararını vermeni koruyorum; o yüzden kendi kararını uygulayamazsın”

Yeni düzenlemenin en dikkat çekici paradoksu belki de tek bir cümlede toplanabilir:

**Devlet kız çocuğunun öz belirleme hakkını koruduğunu söylüyor; fakat kız çocuğu kendi iradesini devletin öngördüğünden farklı kullandığında o iradenin sonucunu kabul etmiyor.**

13 yaşındaki kız:

“Takmak istiyorum.”

diyor.

Devlet:

“Henüz bu kararı veremezsin.”

diyor.

14. yaş gününü doldurduğunda ise aynı kişinin başörtüsü kullanması bu özel yasak kapsamında artık yasak değil.

Elbette hukuk sistemlerinde yaş sınırları vardır ve bir noktada çizilmeleri gerekir.

Fakat konu kişinin dinî kimliği ve bedeni üzerindeki bir tercih olduğunda, 12–13 yaşındaki çocuğun bireysel gelişim düzeyinin tamamen sonuçsuz bırakılması ayrı bir tartışma yaratıyor.

Özellikle Avusturya’nın anayasal çocuk hakları düzenlemesinin çocuğun görüşünün **yaşına ve gelişimine göre dikkate alınmasını** açıkça istemesi karşısında. ([Rechtssatzdatenbank][4])

# # Peki “asıl zorlama” bundan sonra mı başlayacak?

Bütün bu noktalar bir araya getirildiğinde ortaya şu ihtimal çıkıyor:

Başörtüsünü gerçekten ailesinin baskısıyla takan bir kız için yasa, belli koşullarda bir çıkış yolu olarak görülebilir.

Fakat başörtüsünü kendi isteğiyle takan başka bir kız bakımından **tam tersi** gerçekleşebilir:

Daha önce aile baskısı yokken devlet aileye baskı uygular.

Aile bu baskıyı çocuğa aktarır.

Çocuk başörtüsünü çıkarmayı reddeder.

Okul ve makamlarla görüşmeler başlar.

Aile cezai yaptırım riskiyle karşı karşıya kalır.

Çocuk ailesinin ekonomik veya hukuki sıkıntısını kendisiyle ilişkilendirir.

Ve bütün bunların sonunda çocuk:

**“Beni kimse örtünmeye zorlamıyordu. Beni şimdi başımı açmaya zorluyorlar.”**

diyebilir.

İşte “tersine zorlama” tartışmasının özü burada.

# # Devletin cevaplaması gereken soru

Bu tartışma “çocuklar zorlanabilir mi?” sorusundan ibaret değil.

Elbette zorlanabilirler.

Bir kız ailesi tarafından başörtüsüne zorlanıyorsa devlet onu korumalıdır.

Başörtüsü takmayan kızlara sosyal baskı uygulanıyorsa okul buna müdahale etmelidir.

Mobbing varsa önlenmelidir.

Tehdit varsa yaptırım uygulanmalıdır.

Fakat bir hukuk devletinde ikinci soru da sorulmak zorunda:

**Zorlanmayan çocuk ne olacak?**

Kendi inancını açıklayabilen, ailesinin baskısı altında olmayan ve başörtüsünü çıkarmayı reddeden bir kızın özgür iradesi nerede başlıyor, devletin koruma yetkisi nerede bitiyor?

Ve belki de en önemlisi:

> **Çocuğu korumak amacıyla çıkarılan bir yasa, somut çocukta aile içi çatışma, ekonomik yaptırım, suçluluk duygusu ve ebeveyninden ayrılma riski yaratıyorsa, devlet kendi müdahalesinin çocuk üzerindeki sonuçlarını da “çocuğun üstün yararı” hesabına dahil etmek zorunda değil midir?**

Başörtüsü yasağının önümüzdeki dönemde yeniden Anayasa Mahkemesi’nin önüne gitmesi bekleniyor. İlk başvurular 2026 yazında esastan değil, yasa henüz yürürlüğe girmediği için usulen reddedilmişti; VfGH düzenlemenin anayasal olup olmadığına ilişkin henüz karar vermedi. ([Verfassungsgerichtshof][11])

Bu nedenle tartışma bitmiş değil.

Belki de yeni düzenlemenin önündeki en önemli soru artık şudur:

# # # **Devlet, kız çocuğunu baskıdan mı kurtarıyor; yoksa başörtüsünü kendi özgür iradesiyle seçen çocuklar için baskının yönünü yalnızca tersine mi çeviriyor?**

[1]: https://ris.bka.gv.at/Dokumente/Bundesnormen/NOR40273735/NOR40273735.pdf?utm_source=chatgpt.com "Bundesrecht konsolidiert"
[2]: https://ris.bka.gv.at/Dokumente/Bundesnormen/NOR40273735/NOR40273735.html?utm_source=chatgpt.com "RIS Dokument"
[3]: https://www.parlament.gv.at/dokument/XXVIII/BNR/116/fnameorig_1729618.html?utm_source=chatgpt.com "298 der Beilagen XXVIII. GP - Beschluss NR - Gesetzestext"
[4]: https://www.ris.bka.gv.at/NormDokument.wxe?Abfrage=Bundesnormen&Anlage=&Artikel=4&FassungVom=2026-03-05&Gesetzesnummer=20007136&Paragraf=&Uebergangsrecht=&utm_source=chatgpt.com "RIS - Rechte von Kindern Art. 4 - Bundesrecht konsolidiert, Fassung vom 05.03.2026"
[5]: https://ris.bka.gv.at/NormDokument.wxe?Abfrage=Bundesnormen&Anlage=&Artikel=&FassungVom=2026-04-19&Gesetzesnummer=10001622&Paragraf=137&ShowPrintPreview=True&Uebergangsrecht=&utm_source=chatgpt.com "RIS - Allgemeines bürgerliches Gesetzbuch § 137 - Bundesrecht konsolidiert, Fassung vom 19.04.2026"
[6]: https://ris.bka.gv.at/Dokumente/Bundesnormen/NOR40273736/NOR40273736.pdf?utm_source=chatgpt.com "Bundesrecht konsolidiert"
[7]: https://ris.bka.gv.at/NormDokument.wxe?Abfrage=Bundesnormen&Anlage=&Artikel=&FassungVom=2026-06-13&Gesetzesnummer=10005770&Paragraf=16&Uebergangsrecht=&utm_source=chatgpt.com "RIS - Verwaltungsstrafgesetz 1991 § 16 - Bundesrecht konsolidiert, Fassung vom 13.06.2026"
[8]: https://ris.bka.gv.at/NormDokument.wxe?Abfrage=Bundesnormen&Anlage=&Artikel=&FassungVom=2026-02-13&Gesetzesnummer=10001622&Paragraf=138&Uebergangsrecht=&utm_source=chatgpt.com "RIS - Allgemeines bürgerliches Gesetzbuch § 138 - Bundesrecht konsolidiert, Fassung vom 13.02.2026"
[9]: https://www.parlament.gv.at/dokument/XXVIII/I/298/fnameorig_1722549.html "www.parlament.gv.at"
[10]: https://www.vfgh.gv.at/medien/Verhuellungsverbot_an_Volksschulen_ist_verfassungswid.de.php?utm_source=chatgpt.com "Verhüllungsverbot an Volksschulen ist verfassungswidrig - Der Österreichische Verfassungsgerichtshof"
[11]: https://www.vfgh.gv.at/medien/Kopftuch-Zulaessigkeit-Datentraeger-Asylverfahren.de.php?utm_source=chatgpt.com "Kopftuch Zulässigkeit Datenträger Asylverfahren - Der Österreichische Verfassungsgerichtshof"

03/09/2026

Milli Eğitim Bakanlığının ücretsiz ders kitapları okullardaki yerini aldı

→ 2026-2027 eğitim öğretim yılında ücretsiz verilmek üzere hazırlanan 283 milyondan fazla ders kitabının okullardaki dağıtımına başlandı

http://v.aa.com.tr/4045316

Başörtüsü yasaĝına karşı dava açılıyorAvusturya'da yürürlüĝe giren 14 yaş altı öĝrencilere yönelik başörtüsü yasaĝına ka...
02/09/2026

Başörtüsü yasaĝına karşı dava açılıyor

Avusturya'da yürürlüĝe giren 14 yaş altı öĝrencilere yönelik başörtüsü yasaĝına karşı aileler ve öĝrenciler Anayasa mahkemesinde dava açacak. Avusturya İslam Cemaati de maĝdur öĝrencilere destek verecek.

Öte yandan sosyalist gençlik derneĝi yasaĝa karşı çıkarak grev çaĝrısında bulundu.

Türk toplumunun temsilcisi olmayan, sınırlı sayıda üyesi olan Türk Kültür topluluĝu isimli dernek grev kırıcılıĝa soyundu.

01/09/2026

*Başörtüsü Yasağının Gölgesinde Bir Başka Tartışma: Sahte Hesaplarla Kamuoyu mu Oluşturuluyor?*

Avusturya’da 14 yaşından küçük kız öğrencileri kapsayan başörtüsü yasağı yeni eğitim-öğretim yılıyla birlikte uygulanmaya başladı. Müslüman toplumda ciddi rahatsızlık yaratan düzenleme tartışılırken, sosyal medyada haberlerin altına yapılan bazı yorumlar ise başka bir soruyu gündeme getiriyor: Kamuoyunda “Türkler de bu yasağı destekliyor” algısı mı oluşturulmaya çalışılıyor?

Avusturya’da uzun süredir tartışılan başörtüsü yasağı artık yalnızca siyasi bir tartışma değil, okullardaki günlük hayatın da bir parçası.

2026/27 eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte, 14. yaş gününe kadar olan kız öğrencilerin okulda “İslami geleneklere göre başı örten” başörtüsü kullanması yasaklandı. Düzenleme devlet okullarının yanı sıra özel okulları da kapsıyor. İhlallerin devam etmesi halinde ailelerle görüşmelerden başlayarak 150 ile 800 Euro arasında para cezasına kadar uzanabilen yaptırımlar öngörülüyor.

Avusturya hükümeti düzenlemeyi kız çocuklarının özgürlüğünü ve kendi kararlarını verebilme hakkını koruma amacıyla savunuyor.

Ancak Müslüman toplumu için mesele bambaşka bir noktada duruyor.

İslamische Glaubensgemeinschaft in Österreich (IGGÖ) başta olmak üzere çeşitli sivil toplum temsilcileri, yalnızca İslami başörtüsünü hedef alan böyle bir düzenlemenin Müslüman kız çocuklarını ayrıştırabileceğini ve din özgürlüğü konusunda ciddi sorunlar doğurabileceğini savunuyor. Konunun anayasal boyutu da tartışılmaya devam ediyor. Daha önce yapılan başvurular, yasa henüz yürürlüğe girmediği için Anayasa Mahkemesi tarafından esasına girilmeden reddedilmişti.

Fakat tartışmanın dikkat çekici bir başka boyutu daha var:

*Haberlerin altındaki “şüpheli” yorumlar*

Başörtüsü yasağıyla ilgili Türkçe yayın yapan haber sayfalarının ve sosyal medya hesaplarının altında son günlerde çok sayıda yorum görmek mümkün.

Elbette herkes bu konuda aynı düşünmek zorunda değil.

Bir Türk'ün, bir Müslümanın veya herhangi başka bir kişinin başörtüsü yasağını desteklemesi de demokratik bir toplumda kendi görüşüdür. Burada sorgulanması gereken insanların farklı düşüncelere sahip olması değil.

*Asıl dikkat çekici olan, bazı hesapların ve yorumların birbirine olağanüstü derecede benzemesi.*

Yasağı destekleyen bazı profiller incelendiğinde; sınırlı kişisel paylaşım, benzer profil yapıları, birbirinin neredeyse tekrarı olan ifadeler ve özellikle Müslümanlara yönelik “Beğenmiyorsanız başka ülkeye gidin”, “Burada yaşayacaksanız kurallara uyacaksınız” benzeri söylemler göze çarpıyor.

Bazı hesapların Türk ismi taşıması veya Türk kullanıcı izlenimi vermesi ise ayrıca dikkat çekiyor.

Böylece haberlerin altına dışarıdan bakan bir kişi, şu izlenime kapılabiliyor:

*“Demek ki Türklerin ve Müslümanların önemli bir bölümü de bu yasağı destekliyor.”*

İşte sorgulanması gereken nokta tam olarak burası.

*Birkaç yorum değil, oluşturulan algı önemli*

Sosyal medya çağında kamuoyu yalnızca meydanlarda, televizyonlarda veya seçim sandıklarında oluşmuyor.

Bir haberin altında yüzlerce benzer yorum görmek, insanların o konudaki genel kanaati hakkında güçlü bir psikolojik etki yaratabiliyor.

Gerçekte azınlıkta olan bir görüş, onlarca hesap tarafından tekrarlandığında çoğunluğun düşüncesiymiş gibi algılanabilir.

Siyaset bilimi ve dijital iletişim dünyasında bunun farklı yöntemleri yıllardır tartışılıyor: sahte hesaplar, koordineli hesap ağları, botlar ve yapay biçimde yükseltilen yorumlar...

Dolayısıyla mesele sadece “birkaç sahte Facebook profili” meselesi değildir.

Eğer gerçekten organize bir faaliyet söz konusuysa, mesele *kamuoyunun yapay biçimde yönlendirilmesi* meselesidir.

Üstelik başörtüsü gibi toplumun hassas olduğu bir konuda bunun yapılması, Müslümanlarla diğer toplum kesimleri arasındaki gerilimi daha da artırabilecek sonuçlar doğurabilir.

01/09/2026

📺 Heute in der ZIB2!

Präsident Vural ist heute Abend zu Gast in der ZIB 2. Im Gespräch geht es um die aktuellen Debatten rund um „Politischen Islam“ und das Kopftuchverbot.

🕙 22:00 auf ORF 2

Adresse

Hedy Blum Weg 7
Wien
1230

Benachrichtigungen

Lassen Sie sich von uns eine E-Mail senden und seien Sie der erste der Neuigkeiten und Aktionen von Yeni Hareket erfährt. Ihre E-Mail-Adresse wird nicht für andere Zwecke verwendet und Sie können sich jederzeit abmelden.

Service Kontaktieren

Nachricht an Yeni Hareket senden:

Verknüpfungen

Teilen