05/10/2026
Türkiye’deki Yeni Süreç Tartışıldı: “Kürt Halkının Demokratik Talepleri Tanınmalı”
DUISBURG|05.10.2026| Türkiye’de yaşanan siyasal gelişmeler, Kürt sorunu, Alevilerin talepleri ve “Barış ve Demokratik Toplum” süreci düzenlenen panelde tartışıldı. Panele ATİK Eş Başkanı Süleyman Gürcan, AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Marksist Teori Yazarı İbrahim Çiçek ve HDP Eski Milletvekili Faysal Sarıyıldız konuşmacı olarak katıldı. Etkinlik açılış konuşması ve saygı duruşuyla başladı.
Panelin ilk bölümünde Türkiye’de derinleşen ekonomik ve siyasal kriz, Kürtlere ve Alevilere yönelik saldırılar, “Barış ve Demokratik Toplum” süreci ile bu kapsamda gündeme gelen yasal düzenlemeler ele alındı.
Süleyman Gürcan, Türkiye’de ekonomik krizin ve enflasyonun geniş kesimleri etkilediğini belirterek, bunun işçi ve emekçilere, sendikalara, demokratik güçlere, Alevilere ve Kürtlere yönelik saldırılarla birlikte ilerlediğini söyledi. Gürcan, AKP-MHP iktidarının kendisine muhalif olan tüm kesimlere yönelik baskıları sürdürdüğünü ifade etti.
Gürcan, Ortadoğu’da Türk devletine biçilen role de dikkat çekerek, bu rolün yerine getirilebilmesi için ülke içerisinde tahakkümün ve güvenlik politikalarının güçlendirildiğini savundu. “Terörsüz Türkiye” ve “Barış ve Demokratik Toplum” olarak adlandırılan sürecin Devlet Bahçeli’nin Ekim 2024’te yaptığı açıklamalarla başladığını belirten Gürcan, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısı ve PKK’nin Mayıs 2025’te aldığı kararlarla sürecin yeni bir aşamaya taşındığını ifade etti.
Gürcan, parlamentoda gündeme gelen yasal düzenlemenin Kürt sorununu demokratik ve siyasal haklar temelinde ele almadığını, sürecin esas olarak “terörle mücadele” çerçevesinde tanımlandığını belirtti. Yasada Kürt halkının ve Kürt halkının demokratik taleplerinin yer almadığını, anadilde eğitim başta olmak üzere temel taleplerin görmezden gelindiğini söyledi. Yaşanan süreci Kürt özgürlük hareketinin siyasal olarak tasfiye edilmesi girişimi olarak değerlendiren Gürcan, devletin demokratikleşmesinin mevcut devlet yapısı içerisinde mümkün olmadığını savundu.
“Aleviler Ve Kürtler Kendi Taleplerini Kendileri Savunmalı”
Hüseyin Mat ise Alevilerin ve Kürtlerin karşı karşıya kaldığı baskılara dikkat çekerek, Alevilerin inançlarının baskı altında tutulduğunu ve Alevi ocaklarının denetim altına alındığını belirtti. Mat, herkesin kendi kimliği ve inancıyla özgürce yaşayabileceği bir toplum için mücadele ettiklerini söyledi.
Türkiye’de bir demokrasi sorunu bulunduğunu ifade eden Mat, Aleviler ve Kürtlerin kendi haklarını birlikte savunması gerektiğini belirtti. Barışın Aleviler açısından en önemli taleplerden biri olduğunu söyleyen Mat, geçmişte yaşanan süreçlerin sona ermesinin ardından Kürtlere yönelik saldırıların yeniden başlamasının yarattığı kaygılara dikkat çekti.
Mat, devlet ve Erdoğan’a güvenmediklerini belirterek, Alevilerin ve Kürtlerin süreçte kendi sözlerini kendilerinin söylemesi gerektiğini vurguladı. Avrupa’da gerçekleştirilen panellerle sürecin tartışıldığını aktaran Mat, Aleviler, Kürtler ve demokrasi güçlerinin yan yana gelmesinin devletin resmi ideolojisini rahatsız ettiğini söyledi.
“Bu Bir Uzlaşma Süreci”
İbrahim Çiçek, yaşanan sürecin Kürt ulusal demokratik hareketi ile mevcut iktidar arasında bir uzlaşma süreci olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çiçek, Türk devletinin NATO ve emperyalist güçlerle ilişkilerine dikkat çekerek, 50 yıllık süreçte Türk devletinin PKK’yi yenemediğini, PKK’nin de savaş yoluyla Türk devletini Kürdistan’dan çıkaramadığını belirtti.
Çiçek, PKK’nin zayıfladığı ya da yenildiği için bu sürece gelmediğini, aksine güçlü olduğu bir dönemde görüşmeleri kabul ettiğini savundu.
2014 yılında öz yönetim mücadelesi sırasında Kürt hareketinin ulusal hakların tanınmasını talep ettiğini, devletin bunu kabul etmeyerek katliamlara yöneldiğini belirten Çiçek, bugün gündeme gelen taleplerin o döneme göre daha geri bir noktada olduğunu söyledi. Bölgesel özerklik ve federasyon taleplerinin artık savunulmadığına dikkat çekti.
Çiçek, hazırlanan yasada Kürt halkının ve Kürt halkının taleplerinin bulunmadığını belirterek, sürecin “terörizmden kurtuluş” çerçevesinde ele alınmasını eleştirdi. Anadilde eğitim hakkı, Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması ve Kürt halkının demokratik haklarının tanınması taleplerinin savunulması gerektiğini ifade etti.
“Yeni Mücadele Çizgileri Ortaya Koymalıyız”
Faysal Sarıyıldız ise tarihsel egemenliğe ve kapitalizme karşı farklı toplumsal ve siyasal güçlerin yan yana gelerek mücadele etmesi gerektiğini belirtti. Rojava direnişinde farklı güçlerin birlikte mücadele ettiğini söyleyen Sarıyıldız, Türkiye’de de demokratik mücadelenin daha geniş bir cepheyle yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
Devlete hiçbir zaman güvenmediklerini ve güvenmeyeceklerini belirten Sarıyıldız, Kürt halkının tarih boyunca katliamlara ve baskılara rağmen mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Kürtlerin silahlı mücadeleyle önemli bir dinamik yarattığını ancak daha sonra bu mücadelenin kendi önünde bir engel haline geldiğini ifade etti.
Dünyada ulusal hakların ve direnen halkların taleplerinin bastırıldığı bir dönem yaşandığını söyleyen Sarıyıldız, değişen koşullara uygun yeni mücadele çizgilerinin geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Demokratik mücadelenin daha geniş bir cepheyle yürütülmesi gerektiğini ifade eden Sarıyıldız, Kürt halkının bugüne kadar elde ettiği hakları koruyarak mücadelesini sürdüreceğini söyledi.
Yasanın İçeriği Ve Rojava Tartışıldı
Panelin ikinci bölümünde ilk bölümde ortaya konulan değerlendirmeler üzerinden katılımcıların da dahil olduğu kapsamlı tartışmalar gerçekleştirildi. Tartışmaların önemli başlıklarından biri, gündeme getirilen yasal düzenlemenin içeriği ve yasanın kamuoyuna nasıl aktarıldığı oldu.
Katılımcılar, sürecin ve yasa çerçevesinin geniş kitlelere yeterince açık ve şeffaf biçimde aktarılmadığına dikkat çekti. Yasanın hangi sonuçları doğuracağı, hangi hakları güvence altına aldığı ya da hangi sınırları beraberinde getirdiği konusunda toplumun yeterince bilgilendirilmediği ifade edildi. Bu nedenle sürecin yalnızca devlet kurumları ve siyasi aktörler üzerinden yürütülmesinin, toplumun sürece müdahalesini ve kendi taleplerini ortaya koymasını sınırlandırdığı vurgulandı.
Tartışmalarda Rojava’da yaşanan gelişmeler ve Kürt hareketinin geçmiş süreçlerde elde ettiği kazanımlar da önemli bir başlık olarak öne çıktı. Katılımcılar, Rojava’da yıllar içerisinde elde edilen kazanımların önemli bölümünün bugün kaybedildiğini ve hareketin mevcut süreçte ciddi bir yenilgi tablosuyla karşı karşıya olduğunu ifade etti. Rojava’da ortaya çıkan siyasal ve toplumsal kazanımların hangi koşullarda geriletildiği, bölgedeki gelişmelerde emperyalist güçlerin rolü ve Kürt hareketinin bu süreç karşısındaki tutumu üzerine tartışmalar yürütüldü.
Ortadoğu’da emperyalist güçlerin müdahaleleri ve bölgedeki paylaşım mücadelesinin giderek derinleştiği belirtilirken, yaşanan gelişmelerin yalnızca Rojava veya Kürt hareketi açısından değil, daha geniş bir savaş ve yeniden paylaşım süreci içerisinde değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Dünyada büyüyen savaş tehlikesi ve üçüncü dünya savaşı tartışmaları da bu çerçevede ele alındı.
Tartışmaların bir diğer başlığını ise dost güçlerle kurulan ilişkiler ve eleştiri meselesi oluşturdu. Mücadele içerisinde dostların eleştirilmesinin gerekliliği ile düşmana karşı mücadelenin nasıl yürütüleceği üzerine görüşler ortaya konuldu. Dostları eleştirmenin mücadeleyi zayıflatmak değil, eksikliklerin ve hataların ortaya konulması açısından gerekli olduğu ifade edilirken, eleştiri ile düşmana karşı yürütülen mücadelenin birbirinden ayrılması gerektiği üzerine tartışmalar gerçekleştirildi.
Bu bölümde ayrıca Kürtler, Aleviler, devrimci ve demokratik güçlerin mevcut süreç karşısındaki tutumlarının ne olması gerektiği üzerine de tartışmalar yürütüldü. Sürecin yalnızca devlet ile Kürt hareketi arasındaki görüşmeler üzerinden değil, toplumun farklı kesimlerinin kendi talepleri ve mücadeleleri üzerinden değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Panelistler Soruları Yanıtladı
Etkinliğin üçüncü bölümünde panelistler, katılımcılardan gelen soruları yanıtladı. Sorular üzerinden Türkiye’deki siyasal gelişmeler, mevcut yasal düzenleme, Kürt sorununun geleceği, Rojava’daki gelişmeler, Alevilerin talepleri ve demokratik mücadelenin nasıl geliştirilmesi gerektiği üzerine değerlendirmeler sürdürüldü.
Panelistler, toplumun farklı kesimlerinin kendi talepleriyle sürece müdahil olması gerektiğini vurgularken, demokratik ve özgürlükçü mücadelenin büyütülmesinin önemine dikkat çekti.
Katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından etkinlik sona erdi.