Bilinçli Geyik

Bilinçli Geyik Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Bilinçli Geyik, Digital creator, Pondicherry.

29/05/2025

Mevsim, baharın son perdesinde.. renkler solmadan önceki sessizlikte..

18/05/2025

Zalim bi dünyada, nezaketle yaşayabilmek..

Neden Ramazan’a 12 ayın sultanı dediklerini, iliklerine kadar deneyimlemiş, tuttuğu her oruç sonrası büyük açılımlarla ç...
24/02/2025

Neden Ramazan’a 12 ayın sultanı dediklerini, iliklerine kadar deneyimlemiş, tuttuğu her oruç sonrası büyük açılımlarla çıkmış, mucizelere tanıklık etmiş, kendi iradesinin gücüne şaşırmış kalmış biri olarak bu sene de oruç tutma niyetindeyim.

Bir insanın hiçbir şey kullanmadan, Allah’tan başka kimseye ihtiyacı olmadan, az tüketerek, çok dinleyerek, kırılganlığından gelen gücünü bizatihi deneyimlemesi, bence keşiflerin en temizi.
 
Oruç derken aç ve susuz kalmaktan bahsetmediğimi, onun işin kolay kısmı olduğunu bu haftaki Substack yazımda yazdım. Link’i hikayemde.
 
Eğer ‘’acaba oruç tutsam mı?’’ diye arada kalanlarınız vardıysa, ‘’gelin, birlikte tutalım’’ demeye geldim. Benim de desteğe ihtiyacım var. Kalbim istiyor, nefsim üşeniyor keza.

Eğer sen de orucun, ne kadar aç kaldığınla değil, ne kadar dönüştüğünle ölçülmesi gerektiğine inanıyorsan aynı yolun yolcusuyuzdur..

Benimle bu yolculuğa çıkmaya var mısınııııız? Belkim birlikte iftara bile gideriz..

📷

Her şey kötü gittiğinde, değişimin gerçekleşebilmesi için dibe vurman gerekir. Çıkış yolunu bulabilmek için.. Bazen kend...
19/02/2025

Her şey kötü gittiğinde, değişimin gerçekleşebilmesi için dibe vurman gerekir. Çıkış yolunu bulabilmek için.. Bazen kendini tuzağa düşmüş gibi hissetmen gerekir. Kendimizle güpegündüz, parıl parıl bir ortamda yüzleşemeyiz. Konfor ket vurur gelişime.

Kendinden daha fazla kaçamadığın, her kırık parçanın ortaya döküldüğü bi evre.. Bozuk devrelerin, hataların, kusurların, tutarsızlıklarınla. Belki de böyle olması gerekiyordu, paramparça.. Hem acı çekerken, hem hissizken. Hem yas tutarken, hem halinden tatminken. Huzurdayken. Huzurundayken. Allah seni dinliyordu.. Zamanlama mükemmeldi..

📷

Söylenen ve şikâyet edebilen biri olduğumu üç sene evvel, lafına güvendiğim bi arkadaşımın yüzüme vuruşuyla fark ettim. ...
26/07/2024

Söylenen ve şikâyet edebilen biri olduğumu üç sene evvel, lafına güvendiğim bi arkadaşımın yüzüme vuruşuyla fark ettim. Sana seni aynalayan dostlar altından değerli. Zamanla söylenmelerimi azalttığımı düşünüyordum, ta ki Tapduk Emre’nin ‘’hikaye etmek dahi şikayet etmektir’’ sözüne denk gelene kadar..
 
Ayacıklarımdan Hallux Valgus ameliyatı oldum. Toplamda 1.5 aylık bir tedavi sürecinin üçüncü haftasından sesleniyorum. İlk 2 haftalık kısmında botları hiç çıkarmıyorsun ayağından. Yatar pozisyondasın. Ağrın pek yok ama yine de ayağa kalkmamalısın. Sürekli bir yardıma ve bakıma muhtaçlık hali. Hastaneden eve döndüğümde ilk iki gün, içimden öfke ve isyan çıktı. İki günlük psikolojik çöküşümde, hıçkıra hıçkıra ağladım, hiç kıyamadım bedenime.. Bu süreçte yaşadığım zorlukları, daha uzatırdım ama hikayeleştirmemek üzere eğitmeye çalışıyorum nefsimi. Sonuna kadar tuttum yasımı ve iki günde geçti gitti. Sevgilim, ailem ve dostlarım sağ olsun, artık geceleri uyuyamamaktı tek problem. Bir de Soya’yı eyleyememe meselesi günlük hikayelerim oldu. Hiçbir şeyi hikayeleştirmemek için neler mümkünse, yumuşacık ve kolaylıkla öğrenmeyi diliyorum.
 
Artık o botlar çıktı, şimdi iki hafta terlikleyim. Çok yavaş yürürken bile hemen yoruluyorum. Ayaklarımı kullanmamaktan dizlerim, ayak bileklerim her yerim ağrıyor. Çok şükür. Ayaklarıma dokunabilmeye, kendi kendime duş alabilmeye, geceleri ayağımın çarşafa değmesine, kendime yemek hazırlayabilmeye, yatmdan suratımı yıkayabilmeye, kahvemi koyabilmeye şükürler olsun. Hayatımdaki bu kadar lütfu bir kenara bırakarak, söylenmek ne büyük nankörlük.
 
Bugün parmak uçlarımı oynatabilmeye başladım mesela. Azla yetinebilmenin, dünyalara sahip olmaktan daha şükür dolu bir mutluluk getirdiğini ancak deneyimliyorum. Ah!
 
Başımıza her ne gelirse gelsin, ‘’ay ve of’ yerine ‘ah’ diyebildiğimiz nice günlerimiz olsun.. Sağlıkla..

Tasavvuf’ta çok sevdiğim ve hayatımda uygulamakta zorlandığım öğretilerden biri: ne olursa şikâyet etmemek.Söylenen ve ş...
26/07/2024

Tasavvuf’ta çok sevdiğim ve hayatımda uygulamakta zorlandığım öğretilerden biri: ne olursa şikâyet etmemek.

Söylenen ve şikâyet edebilen biri olduğumu üç sene evvel, lafına güvendiğim bi arkadaşımın yüzüme vuruşuyla fark ettim. Sana seni aynalayan dostlar altından değerli. Zamanla söylenmelerimi azalttığımı düşünüyordum, ta ki Tapduk Emre’nin ‘’hikaye etmek dahi şikayet etmektir’’ sözüne denk gelene kadar..
 
Ayacıklarımdan Hallux Valgus ameliyatı oldum. Toplamda 1.5 aylık bir tedavi sürecinin üçüncü haftasından sesleniyorum. İlk 2 haftalık kısmında botları hiç çıkarmıyorsun ayağından. Yatar pozisyondasın. Ağrın pek yok ama yine de ayağa kalkmamalısın. Sürekli bir yardıma ve bakıma muhtaçlık hali. Hastaneden eve döndüğümde ilk iki gün, içimden öfke ve isyan çıktı. İki günlük psikolojik çöküşümde, hıçkıra hıçkıra ağladım, hiç kıyamadım bedenime.. Bu süreçte yaşadığım zorlukları, daha uzatırdım ama hikayeleştirmemek üzere eğitmeye çalışıyorum nefsimi. Sonuna kadar tuttum yasımı ve iki günde geçti gitti. Sevgilim, ailem ve dostlarım sağ olsun, artık geceleri uyuyamamaktı tek problem. Bir de Soya’yı eyleyememe meselesi günlük hikayelerim oldu. Hiçbir şeyi hikayeleştirmemek için neler mümkünse, yumuşacık ve kolaylıkla öğrenmeyi diliyorum.
 
Yeni evime geçerken ‘’yavaşlamayı öğrenmek istiyorum’’ demiştim. Benim gibi bir hız abidesini ancak mecburi bir yavaşlama paklarmış demek ki. Zihnimin ‘’meditasyon yap, örgü ör, içerik üret’’ gibi ‘yapma’ önerilerindense, ruhumun ‘olma’ ihtiyacını karşılıyorum. Varlığımı sigarayla uyuşturmadan, tıkınırcasına yemeden, sürekli tv izlemeden durabilmeyi deneyimliyorum. Meditasyona başladım yeniden. Yemeğimi ellerimle yer oldum. Öylece durabilmenin meyvelerini yiyorum.

Devamı yorumlarda 👇🏼

‘’Bana kendini bırakabilirsin’’ diyen sevgilinin sorusunda kayboldum. Sahi ben hangi konularda ‘kadın başınalığımdan’ yo...
29/01/2024

‘’Bana kendini bırakabilirsin’’ diyen sevgilinin sorusunda kayboldum.
Sahi ben hangi konularda ‘kadın başınalığımdan’ yorgundum?

Güç ve özgürlük halini eksik yaşamanın,
bana verilen enstrümanları yanlış kullanmanın huzursuzluğundayım.

Bizler doğuştan mürşidiz oysa.
Aşk, sevgi, vefa, yaratıcılık, güvenmişlik ve adanmışlığın temsilcileri..
Bu sebeptendir, krallık verseler yetinemeyişlerimiz.
Gücünü, kırılganlığından alanlarız.
Üreten, parlatan, büyüten, güvenen, seven, birleştiren, açılan, saçılan..

‘Ben hallederim’ cümlesini,
‘Erkek gibi’ üstesinden geldiğim işleri,
bir kenara bırakıyorum.
Ben biraz aşkta kayboluyorum.

Not: Yazının derini ve devamı www.bilincligeyik.com ‘dan kayıt bırakanların e-mail’inde.

Pazartesi sabahları gönderdiğim newsletter’a (www.bilincligeyik.com’dan) kayıt bırakmış olanların heyecanla beklediği, i...
24/01/2024

Pazartesi sabahları gönderdiğim newsletter’a (www.bilincligeyik.com’dan) kayıt bırakmış olanların heyecanla beklediği, instagram’da ‘’subscribe’’ olanların çoktan bildiği, mutlu bir haber vermeye geldim.
 
17 Aralık sabahında, Konya’da Hz. Mevlana’nın 750’inci Vuslat Yıldönümü’nde Mevlam’dan aşk dileyişimin akşamına, takılıyor gözlerim gözlerine. Allah’ım ne güzel yansıtmışsın.. Bakakaldım güzelliğine. En son ne zaman bir adamı bu kadar beğendiğimi hatırlamıyorum bile.
 
Sanki bir otursak hiç susmayacakmış, bir dokunsam hiç kopmayacakmış kadar samimi bir sohbete başladık. Ezberden zihinsel hiçbir bilgi satmıyor, spritüel kelimelerle süslemiyor cümlelerini. Kusurlar, korkular ve kırılganlıklar paylaşılıyor ayaküstü. Öylesi derin.. Hayatımda hiç kusurlarını onun kadar açık eden bir adam görmedim. Allah biliyor ya, bunu ben diledim.
 
Size de hiç olur mu? Kalabalıkların içinde sanki sadece bir çift göz var. Etrafında kalan herkes biraz daha bulanık. Her fırsatta kendimi, altı üstü birkaç saatimi birlikte geçirdiğim bu adamın yanında buluyorum. Meşklerle, zikrlerle ondan uzak düştüğümde cemaline bakmaktan çekindiğimi fark ediyorum. Ne kadar etkilendiğimi, gözlerimi kaçırışımdan anlıyorum.  
 
Hepi topu geçirdiğimiz yarım gün sonrası, herkes kendi yaşadığı şehre dönüyor. Hangi formda birleşeceğimizin bir önemi olmaksızın, kendiliğinden ona doğru akışıma izin veriyorum. En büyük facia, bir başkasının beni reddetmesi değil, kendimi ve hislerimi reddetmem olurdu.. Gücünü, kendi elini tutuşundan alır olmuş bu gönül yolcusu. Oynamadan, oyalamadan, kıvırmadan, kırmadan, -mış gibi yapmadan..
 
Yeniden Bodrum’da buluşuncaya dek, her gün ‘kendilik’ üzerine sohbet ediyoruz. Maneviyattan maddeye geçebilmemiz ve birbirimizin işini, gücünü, ailesini merak etmemiz iki haftayı buluyor. ‘Kendiliğindenlik’ tam da böyle bir şey olsa gerek. Eli elime değmeden birinin ruhundan, zekasından etkilenmenin tadına varıyorum. Derken kavuşuyoruz ve dört ayaklı bebelerimizle aile oluyoruz..

Devamı yorumlarda 👇🏼

17 Aralık sabahında, Hz. Mevlana’nın 750’inci. Vuslat Yıldönümü’nde aşk diledim Mevlam’dan. Konya’da gün henüz ağarmadan...
22/01/2024

17 Aralık sabahında, Hz. Mevlana’nın 750’inci. Vuslat Yıldönümü’nde aşk diledim Mevlam’dan. Konya’da gün henüz ağarmadan, Şems Hz.’lerinden çıkarken, ilk kez takıldı gözlerim gözlerine. Bakakaldım güzelliğine. En son ne zaman bir adamı bu kadar beğendiğimi hatırlamıyorum bile.
 
Akşamüstü tören başlamadan evvel denk geldik: Sanki bir otursak hiç susmayacakmış, bir dokunsam hiç kopmayacakmış kadar samimi bir sohbete başladık. Ezberden zihinsel hiçbir bilgi satmıyor, spritüel kelimelerle süslemiyor cümlelerini. Kusurlar, korkular ve kırılganlıklar paylaşılıyor ayaküstü. Öylesi derin.. Hayatımda hiç kusurlarını onun kadar açık eden bir adam görmedim. Allah biliyor ya, bunu ben diledim. Anlattıklarımda kendini bulmuş olacak ki ‘’zihnimin dişil versiyonunu buldum’’ diye tekrarlıyor, gönlüyle gülümseyenim.
 
Anın içine dolamadığımızdan yakınırken, güneş ışınlarının aydınlattığı gözbebeklerinden kendi yansımamı görüyorum. İçimden ‘’acaba beni bana yansıtacak adam, bu olabilir mi?’’ diye geçirirken yakalıyorum kendimi. Ve yeniden ana doluyor, gözlerine dönüyorum. Size de hiç olur mu? Kalabalıkların içinde sanki sadece bir çift göz var. Etrafında kalan herkes biraz daha bulanık. Her fırsatta kendimi, altı üstü birkaç saatimi birlikte geçirdiğim bu adamın yanında buluyorum. Meşklerle, zikrlerle ondan uzak düştüğümde cemaline bakmaktan çekindiğimi fark ediyorum. Ne kadar etkilendiğimi, gözlerimi kaçırışımdan anlıyorum.

Derken.. Bana ayrılan sürenin sonuna geliyoruz ve sabahın en erken treniyle ayrılıyorum Konya’dan. O yaşadığı şehre dönüyor ben de İstanbul’a. Sohbetimizin tadı damağımda, içim yaşam enerjisiyle kıpır kıpır. Dönüşümün ertesi günü telefonunu buluyor, tereddüt etmeden mesaj atıyorum. Hangi formda birleşeceğimizin bir önemi olmaksızın, kendiliğinden ona doğru akışıma izin veriyorum. Mesajıma alacağım ya da alamayacağım yanıttan korkmuyorum. En büyük facia, bir başkasının beni reddetmesi değil, kendimi ve hislerimi reddetmem olurdu.. Gücünü, kendi elini tutuşundan alır olmuş bu gönül yolcusu. Oynamadan, oyalamadan, kıvırmadan, kırmadan, -mış gibi yapmadan..

Devamı yorumlarda👇🏼

Kendimi sevmesi, bazı günler diğerlerinden daha zor. Kibirime yenik düştüğümü fark etmenin ağır geldiği anlar.. ‘’Keşke ...
08/01/2024

Kendimi sevmesi, bazı günler diğerlerinden daha zor. Kibirime yenik düştüğümü fark etmenin ağır geldiği anlar.. ‘’Keşke hiç yanıt vermemeyi öğrenebilsem’’ dedirten olaylara teslim olamayışlarım.. Sevmenin kırılganlığını tüm hücrelerimde hissetmenin altında ezilişlerim. Hayal kırıklığımı kapsayamayışlarım.. Özümün cahiliyken hayat daha kolaydı sandığım günler.. Beşerliğimin yüzüme tokat gibi çarptığı durumlar..

Bugün de böyle bi gündü. Birazdan yatağa gireceğim ve geride kalacak. Kapalıydı dallarım bugün, belki de yarın açacağım. Bu plumeria çiçeği gibi, yamacımdan geçenlerin burnunda müthiş bir tat bırakacağım: kusurlu ve mükemmel.

Bugünlerde içim biraz buruk, gözlerim  arada bi tık yaşlı... Henüz herkeslere duyurabilecek kadar kendimi kapsayamadığım...
18/12/2023

Bugünlerde içim biraz buruk, gözlerim arada bi tık yaşlı... Henüz herkeslere duyurabilecek kadar kendimi kapsayamadığım, yakın zamanda geçirdiğim bir kazadan bahsedeceğim. Yönetmen arkadaşım ’le sizlere yeni içerikler hazırlarken, videodaki görüntüme odaklanmaktan önüme bakmadan denize balıklama atladım. Ve kafamı denizin dibindeki kayaya vurdum. Kafama onbeşten fazla dikiş atıldı. Birkaç tane de dirseğime... Beyin cerrahının tomografi ve röntgenlerin temiz çıkmasına şaşıracak kadar derin ve büyük bir yara bu.

Sahne şöyle: Ben deniz kenarındayım. Sanıldığı gibi hayattaki en önemli şeyin mutluluk değil, hayatı bütünüyle yaşamak olduğuyla ilgili bir mesaj vermeye çalışıyorum. “Mutluluk kadar acı da bu hayatın bir parçası” diyor, cümlemi “hadi ben yarama tuz basmaya...” diyerek bitirip denize atlıyorum. Ve sudan kafamı vurmuş bir şekilde çıkıyorum. Peki, bunca senedir, her fırsatta denize atlayan, eski milli yüzücü neden bu sefer yüksek bir yerden atlamadığı halde kafasını vuruyor, biliyor musunuz? Çünkü atladığı yere değil, vereceği mesaja odaklanıyor. ‘’Aynı sözleri tekrarladım” diyor, “gereksiz uzadı mı video” diye dertleniyor, saçı ıslanacağı için tek seferde çekebilecek mi, orası burası fazla mı ortada, kaygısına giriyor ve atladığı yere bakmıyor bile. Her gün denize atladığı yerde, hayatının elementi suda yaralanıyor. Beğenilme, başarılı olma, onay alma uğruna, neredeyse canından oluyor.

Ve birden bütün gündemim değişiyor. Son zamanlardaki can sıkıntım, gelecek kaygım yok oluyor. ‘’Başarı’’ tanımımın listesi uzarken, tek bir satıra iniyor: 10 Aralık sabahına sağ salim uyanabilmek. Nihayet benim için en büyük başarı ‘yaşamak’ oluyor. Hayatımda ilk defa tek gündemim ve en büyük dileğim, ertesi güne uyanabilmek. Geri kalan bütün dertlerim önemsizleşiyor. Anın kıymeti tüm hücrelerime yayılıyor. 9 Aralık güneşi bir başka batıyor. Gözlerimi kapıyorum.. Yorgun bedenim, teslim ruhum, sessiz zihnim. Lailaheilallah zikrim. Ve sabah güneşiyle birlikte yeniden doğuyorum. Elhamdülilillah.

Bu haftanın newsletter’ını yazmaya oturduğumda, geçen hafta başladığım ‘can sıkıntısı’ yazısının yarım kaldığını fark et...
04/12/2023

Bu haftanın newsletter’ını yazmaya oturduğumda, geçen hafta başladığım ‘can sıkıntısı’ yazısının yarım kaldığını fark ettim. Sonbaharla gelen iç dünyamın yaprak dökümünü ve içimde derinleştiğim gibi açığa çıkan can sıkıntısını yazasım vardı... Kışa hazırlık sürecimdeki kendime, evime dönüşümü ve bu sürecin içinden geçerken ne kadar zorlandığımı…
 
Geçen hafta, bir yerde sıkılacak kadar beklediğim, bir şeyleri sıkılacak kadar yaptığım için ne istediğimi görmeye de en açık olduğum birkaç gün geçirdim... Can sıkıntımı bastırmak, kendimi sokaklara ve sosyal ortamlara atmak yerine, ruhuma, bedenime ve zihnime yatırım yapmaya odaklanmıştım. Beni rahatsız eden duyguların içinde oturmaktaydım. Dolayısıyla yeni rotam oluşturulurken, hayattan gelen mesajlara dikkat kesilebiliyordum. Farkındalığım yüksekti.
 
Geçen hafta canım sıkıldığı için ibadetlerim artmış, üretimim yön değiştirmişti. Müthiş yetenekli ve son derece yapıcı bulduğum yönetmen ve yapımcı Mowrez’le birlikte her zamankinden farklı video içerikleri hazırlamaya başlamıştık. Meditasyonlarımda derinleşmiştim. Sonra araya birkaç günlük mecburi İstanbul yolculuğu girdi. Ve bir can sıkıntısı daha bastırılarak ötelenmiş oldu. Bu hafta henüz canım sıkılmadığı için değiştirdiğim yön, şimdilik sekteye uğradı. Akyaka’da kalacak yerimin ve cebimde doğru düzgün paranın olmayışı da canımı sıkan yegane unsura dönüştü. Derken, bu satırları yazdıkça varoluşsal can sıkıntılarım yeniden su yüzüne çıkmaya başladı. Ama yazıya dökmeden evvel izninizle önce bi demlenesim var.
 
Devamı yorumlarda 👇🏼

Address

Pondicherry

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bilinçli Geyik posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share