09/09/2026
KÖŞE YAZISI
MELİSA ERŞAHİN - MUTSUZLUK ATAĞI
Geçenlerde bir arkadaşım, hayatımızdaki bazı insanların ani ruh hâli değişimlerinden bahsederken “Bence mutsuzluk atağı geçiriyorlar” dedi.
Klinik bir tanı değil elbette. Ama ifade bana çok tanıdık geldi. Çünkü bazen gerçekten de insanın içindeki hava bir anda değişiyor. Ortada büyük bir sebep yokmuş gibi görünürken konuşmak istemiyoruz, mesajlara dönmek ağır geliyor, hiçbir şeye hevesimiz kalmıyor. Aslında duygular çoğu zaman bir anda ortaya çıkmıyor. Biz yalnızca onları bir anda fark ediyoruz.
Günlerce “Sorun yok”, “Buna takılmadım”, “Ben iyiyim” diye diye biriken şeyler, en alakasız anda önümüze çıkabiliyor. Bu yüzden bazen küçücük bir olay, olduğundan çok daha büyük bir duyguyu tetikliyor.
Böyle anlarda kendimize kızmak yerine belki şu soruyu sormak daha doğru:
“Ben ne zamandır kendimi duymuyorum?”
Çünkü mutsuzluk bazen bir problemden çok bir sinyal olabilir. Yorulduğumuzu, bir şeyi içimize attığımızı, dinlenmeye ya da görülmeye ihtiyacımız olduğunu söylüyor olabilir.
Aynı şey karşımızdaki insanlar için de geçerli. Bazen biri bize uzaklaşmıyordur; kendisine bile yakın duramıyordur. Ama bunu anlamaya çalışmak, her davranışı kabul etmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Birinin mutsuzluğu bir açıklama olabilir; sürekli belirsizlik yaratmasının ya da bizi incitmesinin bahanesi değil. Belki bu yüzden hem kendimize hem başkalarına karşı iki şeye aynı anda ihtiyacımız var: Şefkate ve sınıra ve kötü hissettiğimizde kendimize şunu hatırlatmakta fayda var:
“Şu an hissettiğim şey gerçek ama hayatımın tamamı bu histen ibaret değil.”
Belki mutsuzluk bazen sadece içimizde uzun zamandır ihmal ettiğimiz bir yerin,
“Beni de gör,” deme şeklidir.
Eğer bu konuyu daha derinlemesine keşfetmek ve farklı perspektiflerden ele almak isterseniz, sizi "O Zaman Sana Bi'Soru" podcast kanalımda bu konuyu detaylıca konuştuğum “Mutsuzluk Atağı” bölümümü dinlemeye davet ediyorum.
Sağlıcakla kalın!