06/06/2026
KÖŞE YAZISI
ŞUAYİP ODABAŞI - YAŞIYORUM ANCAK ÇOK TEDİRGİNİM
Bu güzelim ülkede yaşıyorum. Hepimiz yaşıyoruz. Sizi bilmem! Ancak ben çok tedirginim. Kanadı kırık bir kuş gibi hemde. Bir dal üstünde oturuyorum. Gökyüzünde atmacalar, aşağıda kediler, beni bekliyor. Sizi bilmem! Ben bu ülkenin havasından suyundan değil, yönetilme şeklinden, ülkeyi yönetenlerden, ikiyüzlü siyasetten, şükürcü insanların fikirsiz düşüncesiz tavırlarından tedirginim. En zirvedeki bunamış en yetkili, üç beş kişinin oluşturduğu korku imparatorluğundan tedirginim. Din Allah diyen ahlaksızlardan, sarık cüppe sakala insan uçuran yobazlardan dincilerden, hortumculardan ve yasal hırsızlardan tedirginim. Tedirginliğim arkasından korku doğuruyor. Korku mutluluk denilebilecek her şeyi vampir gibi sarmalayıp yavaş yavaş yok ediyor. Korkumu ortadan kaldıracak ne güzel bir söz ne bir şarkı ne hoş bir resim ne de beni savunacak bir koruyucu sistem var. Korkuluk gibi siyasetçilerin elinde, plansız yönetilmekten aldatılmaktan tedirginim.
İspanya'ya yerleşen bir Türk'ün sosyal medya paylaşımında şöyle bir yazı gördüm: "İspanya’ya yerleştikten sonra fark ettik. Ama en çok Türkiye ile İspanya arasında gidip gelirken hissediyoruz. Aradaki fark sadece ülke farkı değil. Bir sistem farkı. Bir ruh hali farkı. Bir hayat farkı.
Türkiye’de sanki görünmeyen bir yarış var. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor. Herkes acele ediyor. Herkes gergin. En çok trafikte anlıyorsun bunu. Herkes birbirini geçmeye çalışıyor. Kimse yol vermek istemiyor. Kimse yavaşlamak istemiyor. Sadece insanlar değil, cadde de sokak da seni itiyor. Koş diyor. Yetiş diyor. Geç kalma diyor. Ve bir süre sonra anlıyorsun: Bu sadece trafik değil. Bu, hayatın tamamına yayılmış bir baskı. Çünkü Türkiye’de artık mesele sadece yaşamak değil. Yetebilmek. Maaşı yettirmek. Kirayı yettirmek. Çocuğa yettirmek. Hayata yettirmek.
İnsanlar bu yüzden sürekli stres altında. Çünkü en basit şey bile lüks gibi hissettirmeye başladı. Araba daha pahalı Avrupa'dan. Elektronik daha pahalı. Dışarıda yemek daha pahalı. Et bile daha pahalı artık her yerden İnsan daha ayın ortasında yoruluyor. Daha ay bitmeden tükeniyor. Burada ise başka bir şey var. Para elbette önemli. Ama hayatın tek merkezi gibi yaşanmıyor. İnsanlar çalışıyor ama nefes de alıyor. Dükkanlar kapanıyor. Siesta yapılıyor. İnsanlar dinleniyor. Kimse kendini parçalayarak yaşamıyor. Ve insanın içine en çok dokunan şey şu oluyor:
Burada birçok şey daha ulaşılabilirken insanlar yine de parayı hayatın önüne koymuyor. Çünkü yaşamayı unutmamışlar. Bir de çocuklara bakıyorsun. Onlar da başka türlü büyüyor. Sürekli yarış içinde değiller. Sürekli kıyaslanmıyorlar. Sürekli bir şey olmak zorundaymış gibi yaşamıyorlar. Çünkü sistem çocuğu küçük yaşta rekabetin içine itmek yerine bir birey olarak büyütmeye çalışıyor. Belki bu yüzden daha rahatlar. Belki bu yüzden daha özgürler. Ve en ağır fark da burada başlıyor zaten. Bir yerde insanlar hayata yetişmeye çalışıyor. Diğer yerde ise hayat insanın hızına uyuyor. Ve biz fark etmeden yıllarca sadece yetişmeye çalışmışız. Koşmuşuz. Yorulmuşuz. Tükenmişiz ve biz koşarken en çok geride kalan, çocuklarımızın çocukluğu oluyor.”
Bizim ülkemizdeki insanların böyle bir tespiti ve tedirginliği olmadığı için ben daha çok tedirginim.
Ülkemizi 25 yıldan beri yöneten, adında “adalet” ile “kalkınma” kelimeleri olan bir parti var. Çözülmeyen üstü kapatılan cinayetler, mağdur edilmiş tedirgin korkan insanlar çoğaltılmış. Devletin zirvesini işgal edenler, kuvvetli olmayı adil olarak algılayıp “adalet” kavramının içini boşaltmışlar. Günlük hayatta ve adaleti inşa edecek, uzlaşı kültürünü en güvenilir hale sokacak bir sistem yok. Adalet, insanlara asla güven vermiyor. İnsanlar haklarını alamadıkları için tedirgin ve korkuyla yaşıyorlar. Birileri ülkede tek olabilmek için “Mutlak Butlan” diye bir hukuki girdabın içinde, toplumu farklı şekillerde boğuyor ve kargaşa için projeler üretiyor. Hayatımızın her evresinde huzurun yerini kaos, tedirginlik ve korku alıyor.
“Kalkınma” ediğimiz kavram Tüik verileriyle istatistiki olarak zirvede olsa da özelleştirme adı altında satılmayan hiçbir şey kalmamış. Şükürcü toplumun bireyleri yol köprü ve hastane inşaatlarıyla, yerli otomobil traktör, füze ya da “yap işlet rezil et” anlayışındaki köprülerle, farklı oluşumlarla filan idare edip övünürlerken, vergi yüküyle de ülke talan ediliyor. Ortadoğu kültürünü özümsemiş, düşünmekten uzak bir toplumun bireyleri, birilerine köle olma yarışına girmişler. Enflasyonun zirvedeki saltanatı, maaşları ev kirasına yetmeyenlerin pısırık tavırlarıyla, toplumu iyice gererken, sokaklar burnundan soluyan yaratıklardan ya da trollerden geçilmiyor. Ekonominin kitabını yazanlar, kuyumuzu kazmaya devam ediyorlar.
Millet iradesinin yerle bir edildiği bir ülkede, kişiler her şeyin üstünde görülmeye çalışılıyor. Demokrasi gelişerek, insanı erdemli bir yere oturtup, herkese mutluluk sunacak diye beklerken, elimizden her şeyimiz alınıp yerine, tedirginlik, güvensizlik ve korku bırakılıyor. Farkında olanlar isyan etse de yandaşlık ve yalakalık zirvede saltanat sürüyor. Avrupa, Almanya ya da İspanya bizi kıskanıyor!
Yersen!