Ahali Gazetesi

Ahali Gazetesi http://ahaligazetesi.blogspot.com/ Haber Birimleri Nedir? Haber Birimleri, Ahali Gazetesi’ni var edenlerin oluşturduğu kendiliğinden gruplardır.

Gazetenin çıktığı ilk günden beri zaten var olan gönüllü birlikteliklerdir. Bir günde alınan bir kararla değil, zamanla kendiliğinden oluşmuşlardır. Daha doğrusu varlıkları zamanla isimlendirilmiş, bu isimler ve birimlerin niteliği ise Gazete’nin 6. Sayısında kendini ortaya koymuştur. Birimlerin, zorlama ya da tepeden indirilmiş bir vahiyle değil de kendiliğinden ortaya çıkmıştır çünkü birimleri v

ar eden kişilerin yaşamda esas aldıkları ilişki biçimi zorlama, iş bölümü ve itaate değil; gönüllülüğe, kendiliğindenliğe ve iş birliğine dayalıdır
Haber Birimleri Kaç tanedir?
Şimdilik 7 haber birimi var. Ama birimlerin sayısı ve alanı ihtiyaçlar doğrultusunda genişleyecek ve derinleşecektir. Haber Birimleri neye göre isimlendirilmiştir? Birimler isimlerini, yaşamdan ve ironiden alır. Aşağıda birimlerin niteliğini sıralarken kastettiğimizin ne olduğu daha açık anlaşılacaktır.
“Çingeneler fala inanmaz”. Fala inanan çi***ne gördünüz mü siz hiç? Peki fal bakmayan çi***ne gördünüz mü? Biz hiç görmedik, göreni de duymadık. Bu paradokstan ilham alan birimimizin işi üst düzey dolandırıcılarla olacak. İnsanları göz göre göre kandıran, yalan söylemekten zerre kadar utanmayan, her türlü yöneticinin teşhiri bu birimin ilgisindedir. Çi******in kendine has muzip üslubuyla ve uyanıklığıyla olayları irdeleyen bu birimin ciddi bir görevi de var aynı zamanda. “Yetmiş iki buçuk” uncu milletin lanetiyle diğer lanetlileri yani mültecileri selamladıktan sonra laneti gerçek sahiplerine iade etmek.
“Yavuz Belge”. Adı üzerinde, belgemizin niteliği onun “yavuz” olması. Ece Ayhan ustanın o meşhur dizesindeki gibi “gerçeği ararken parçalanmayı göze almış” yüzlerden oluşuyor.Ve bu birim gerçeğin, sade ve sadece gerçeğin peşinde olacak.
“Yort Savul”
Bu birim büyük iddialar peşinde. Yavuz Belgenin kardeşi, can yoldaşı olacak bu birimimizin adı “Yort Savul”. Padişahların yolunu açmak için değil yolları tümden kapamak için yort savul!! Savulun heheyyyt!! Anarşistlerin varoluş imtihanları bu birimimizin konularının başında geliyor. Anarşinin bütün harfleriyle ve bütün vurgularıyla sonuna kadar ilgili olan bu birimimiz, anarşinin örgütlenmesinin anarşistliğe zeval getirmeyeceğini şiar edinmiş anlaşılan.
“Arıza Keçiler”. Arıza Keçiler Haber Birimiz, esasında kürt dilinden geliyor. Kürdistanda bazı bölgelerde, özellikle Mardinde çobanlar sürüden ayrı takılan, başına buyruk keçilere “Bizına Ziyanok” derlermiş. Ahali’nin Arıza Keçileri daha çok gündelik yaşamın detayları arasında görünmez kalan/kılınan otorite ve iktidarı deşifre etmekle uğraşır. Gündelik yaşam içinde sıradanmış gibi görünen ve sıradanlaşan faşizmi, salt yazıyla değil, Bu yönde eylem pratikleri ortaya koyarak iğdiş etmeye uğraşır
“Kurtdereli Mehmetler”. Bu birimimizin ise tarihten bir hikayesi var. Kurtdereli Mehmet pehlivan hızını alamayıp Avrupa’da memleket memleket, şehir şehir gezmek ve oraların pehlivanlarına meydan okumak için bir seyahate gidecekken yanına saraydan bir görevli teşrif edip Abdülhamit’in bir buyruğunu söylemiş.
“Zat-i Şahane’nin selamları var, Avrupa’da güreşirken tac ve tahtımın şerefini koruyarak güreş yapsın”
Bunun üzerine pehlivan şöyle gerine gerine, boynunu belini kütlete kütlete demiş ki “Zat-ı Şahane’nin tac ve tahtının olduğu kadar benim sırtımın da şerefi vardır!”
İşte o şeref bizim de şerefimizdir ve o sırt yere düştüğü zaman şerefinden gram kaybetmez. Endüstriyel sporun, devletlerin şampiyonluk başına kazanılan kilo kilo altınların ölçtüğü, paradan puldan ibaret olan şerefin ise ta kendisi şerefsizdir.

“Ekmeğin Fethi”. Kropotkin ustadan süresiz ödünç aldığımız bu eylem birimimizin adı oldu. Yanlış anlamayın fetih derken fatihler yaratmaktan bahsetmiyoruz. Şöyle bir düşünün anarşistler fethetse fethetse neyi fethederler? Gönüller zaten bizim olduğuna göre geriye kalan ekmektir. Çalışan çalışmayan herkesin her türlü fetih hamleleri bu birimin konusu olacak. Bu sayıda biraz zayıflar ama ilerde çok şaşırabiliriz. Sendika diyorlar, emek diyorlar ver allah ver diyorlar
“Kara Vesika”
Cinsel ikincilere verilmiş bir nişane olan orospuluğun simgesidir vesika. Çirkindir! Ama çirkinliği topluma karşı verilen varoluş mücadelesini her alanda beyan etmesinden değil pembe veya mavi olmasından, bir sınırın ismini taşımasındandır. Çirkindir çünkü üzerinde taşıdığı renkleri vesikayı taşıyan değil büyük ve kıllı bir el oraya koyar. Renkleri reddediyor tüm topluma, tüm tahakküm biçimlerine, tüm otoriteye ve tüm iktidara inat kara vesikamızı göğsümüzün en yüce yerinde taşıyoruz. Ne zaman ki TÜM KİMLİKLER YIKILACAK, o zaman KARA VESİKALAR YAKILACAK! Haber Birimleri Kimlerden oluşur?
7 sayı Ahali Gazetesini ve her gün bulunduğu her yerde yüreğindeki dünyayı büyüten insanlardan oluşur. Birbirini tanırlar. Tanışıklık önemlidir, lakin yüzü bilinmeyen bir kişiden gelen bir haber, iletişim çabası ya da yazı da, samimi olduğu ölçüde, bir tür “tanışıklık” sayılabilir ve bir arada durmak için iyi bir adımdır. Birimleri oluşturanlar, kendine sunulan, kapitalizmin cehennem ettiği bu dünyayı değil kendi istedikleri dünyayı ayaklarının bastığı bütün yeryüzünde hemen şimdi var etmeye çalışırlar. Bir aradadırlar çünkü var ettikleri tek şey ne bu gazetedir ne de bu haber birimleri…. Bir aradadırlar çünkü Anarşi örgütlenmektir. Bir aradadırlar çünkü devrim yarına ertelenemeyecek kadar önemli ve yaşamsaldır. Bu bireylerin biri diğerlerinden daha akıllı, daha güçlü daha yetenekli değildir, olmamalıdır. Eşit değildirler çünkü eşitliğin, farklılığı ve farkındalığı yok etmeye çalışan iktidarların bir yalanı olduğunu bilirler. Bu yüzden bir aradadırlar. Yüreklerindeki o dünyayı hemen şimdi kurmak isteyen insanlar olarak yaşamı dönüştürme yeteneği edinmeye çalışırlar, bunu bazı kitaplardan ve bütün doğadan olduğu kadar kendilerine benzeyen bir başkasından öğrenebileceğini bilen kişilerden oluşur. Ya da bilmeyen kişilerden… Bu haber birimlerinden birinin, Ahali gazetesinin ve yaşamın bir parçası olmak isteyen ve iktidarlara boyun eğmemek dışında bir şey bilmeyen bir kişi, bize göre yeterince bilgilidir
Haber Birimleri Nasıl Çalışır? Haber Birimlerinin, hiyerarşik olmayan, doğrudan bir ilişki biçimiyle ortaya konan Ahali Gazetesi’nin içeriğine sunduğu katkı, yaşama sunulan katkıdan daha fazla değildir. Yani Bir birimin amacı Gazete için haber üretmek değil, yaşam alanlarında ve gündelik hayatta müdahale edilen durumları, iktidarların yaşamlarımıza yönelttiği gasp ve talanı deşifre edip yıkmak için gazeteye taşımaktır. Amaç haber “üretmek” yerine yaşam üretmektir ve yaşamın kendisini Gazeteye katmaktır. Bu anlamda doğrudan yaşanılan her şey, iktidarlardan yaşamı geri almaya yönelik olduğu müddetçe haber birimleri aracılığıyla Gazetenin içeriğinde yer alabilir. Birimde yer alan kişiler de bu çerçevede kendilerine has ilişki ve çalışma biçimlerini geliştirip, haber hazırlayabilirler

Haymarket’ten bugüne emeğin özgürlüğüne doğrultulan namlu, o günlerden beri yönünü değiştirmedi. Kimi zaman doğrudan ate...
27/04/2017

Haymarket’ten bugüne emeğin özgürlüğüne doğrultulan namlu, o günlerden beri yönünü değiştirmedi.
Kimi zaman doğrudan ateşlenen mermiler iken kimi zaman ise küresel kapitalistlerin cebini dolduracak politikalar oluyor namludan çıkanlar. Ancak hiçbir zaman yönü, tetikçisi değişmiyor ve bu yolla zenginliğimizi zenginlikleri belliyor sermayedarlar. Dolayısıyla açıktan dillendirilmeyen bir gerçeklik yüzyıllardır pekiştiriliyor yaşamlarda ve zihinlerde: “Paran yoksa öl!”

Kapitalist yaşamın gerçeklikleri doğrudan ya da dolaylı olarak bu tümce etrafında şekillendiriliyor.
Patronların cebi dolup taşsın diye bu gerçeklikler çalışmak özgürleştirir mavallarıyla bizi tutsaklaştırıyor. Acımasız rekabet ile örgütlenen toplum, dayanışma pratiklerini unutmaya yüz tutuyor; insanlar güvencesiz ve esnek çalışma şekilleri altında modern köleliğe razı edilmeye çalışılıyor. Saatlerce emeğinin karşılığını alamadan çalışmaya mı denir yaşamak? Ölene dek emekli olmayı beklemeye mi yoksa? Bu patronlara göre sayı hesabından fazlası değil yaşamımız. Daha fazla para getirmeyecekse, devlete/patrona boyun eğmeyecekse neye yarar bir yaşam...

Yaşamlar bunca değersizleştirilirken, devletin işlevi ise bu sömürüyü güvencelemek oluyor. Emekçiye güvencesiz çalışma koşullarını reva gören devlet, zorunlu BES ile, taşeron işçilik dayatması ile, ve yakın zamanda geçirilecek kıdem tazminatı düzenlemesi ile kapitalist sömürüye yar ve yardımcı olmaktan yıllardır geri durmuyor. Ülke içindeki ve dışındaki patronlar emekçinin hayatından çalınan paraların sefasını sürerken, bizzat devlet eliyle gerçekleştirilen iş cinayetleri, sistematik katliamlarla insan kıyımları, faili meçhuller, doğa talanı bu coğrafyanın gerçekliğini oluşturmaya devam ediyor.

Öte yandan, yalnızca elindeki imkanları seferber etmekle yetinmeyen devlet; bu imkanlara yenilerini eklemek için şehirleri yakıp yıkmaktan geri kalmıyor. Devletin şehirleri yıkarak yağmalayarak onlarca insan katletmesi ve evsiz bırakması, bir yandan da o şehirlerde kentsel dönüşüm başlatması, savaşın devletlerin ve patronların karına ekonomik ve sistematik bir şey olduğunu bize göstermektedir. Bunun yanı sıra kentsel dönüşümle birlikte diktiği TOKİ’lerle hem kendi cebini doldurmuş hem de bir sürü iş cinayetine sebebiyet vermiştir.

Tüm bu zulme karşı vicdanımız anarşizmi işaret ediyor bize: Rekabet ve hırsla şekillenen yaşamın ortasında izole olmaya, parasına göre değer biçilen insanlardan olmaya değil; toplumsal dayanışmanın özgürleştirici pratikleriyle dolu bir yaşama işaret ediyor. İnsanlığın ve yeryüzünün gerçek özgürlüğünün önündeki engellerden arınmış bir yaşama. Herkes için ekmek, adalet, özgürlük ve yaşamın bütün olanaklarının var olduğu bir yaşama. Devlet sömürünün, anarşizm yaşamın güvencesidir!

Başka hiçbir şeyin gölgeleyemediği özgürlük, adalet, doğa, dayanışma ve emek içinde bu yaşamı kurgulayan ve bu arzu içerisinde günümüzün yok edici yaşamına direnen bizlerin düşleri bitmedi ve asla bitmeyecektir.

Bu düşe ortak olmaya,bizden çalınanları geri almaya!
1 Mayıs’ta alanlara!

YÜREKLERİMİZDE YENİ BİR DÜNYA,
BU YÜREK ATTIKÇA SÜRECEK KAVGA!
ANKARA ANARŞİ İNİSİYATİFİ
www.anarsiinisiyatifi.org

Haymarket’ten bugüne emeğin özgürlüğüne doğrultulan namlu, o günlerden beri yönünü değiştirmedi. Kimi zaman doğrudan ateşlenen mermiler iken kimi zaman ise k...

Haymarket’ten bugüne emeğin özgürlüğüne doğrultulan namlu, o günlerden beri yönünü değiştirmedi. Kimi zaman doğrudan ate...
27/04/2017

Haymarket’ten bugüne emeğin özgürlüğüne doğrultulan namlu, o günlerden beri yönünü değiştirmedi.
Kimi zaman doğrudan ateşlenen mermiler iken kimi zaman ise küresel kapitalistlerin cebini dolduracak politikalar oluyor namludan çıkanlar. Ancak hiçbir zaman yönü, tetikçisi değişmiyor ve bu yolla zenginliğimizi zenginlikleri belliyor sermayedarlar. Dolayısıyla açıktan dillendirilmeyen bir gerçeklik yüzyıllardır pekiştiriliyor yaşamlarda ve zihinlerde: “Paran yoksa öl!”

Kapitalist yaşamın gerçeklikleri doğrudan ya da dolaylı olarak bu tümce etrafında şekillendiriliyor.
Patronların cebi dolup taşsın diye bu gerçeklikler çalışmak özgürleştirir mavallarıyla bizi tutsaklaştırıyor. Acımasız rekabet ile örgütlenen toplum, dayanışma pratiklerini unutmaya yüz tutuyor; insanlar güvencesiz ve esnek çalışma şekilleri altında modern köleliğe razı edilmeye çalışılıyor. Saatlerce emeğinin karşılığını alamadan çalışmaya mı denir yaşamak? Ölene dek emekli olmayı beklemeye mi yoksa? Bu patronlara göre sayı hesabından fazlası değil yaşamımız. Daha fazla para getirmeyecekse, devlete/patrona boyun eğmeyecekse neye yarar bir yaşam...

Yaşamlar bunca değersizleştirilirken, devletin işlevi ise bu sömürüyü güvencelemek oluyor. Emekçiye güvencesiz çalışma koşullarını reva gören devlet, zorunlu BES ile, taşeron işçilik dayatması ile, ve yakın zamanda geçirilecek kıdem tazminatı düzenlemesi ile kapitalist sömürüye yar ve yardımcı olmaktan yıllardır geri durmuyor. Ülke içindeki ve dışındaki patronlar emekçinin hayatından çalınan paraların sefasını sürerken, bizzat devlet eliyle gerçekleştirilen iş cinayetleri, sistematik katliamlarla insan kıyımları, faili meçhuller, doğa talanı bu coğrafyanın gerçekliğini oluşturmaya devam ediyor.

Öte yandan, yalnızca elindeki imkanları seferber etmekle yetinmeyen devlet; bu imkanlara yenilerini eklemek için şehirleri yakıp yıkmaktan geri kalmıyor. Devletin şehirleri yıkarak yağmalayarak onlarca insan katletmesi ve evsiz bırakması, bir yandan da o şehirlerde kentsel dönüşüm başlatması, savaşın devletlerin ve patronların karına ekonomik ve sistematik bir şey olduğunu bize göstermektedir. Bunun yanı sıra kentsel dönüşümle birlikte diktiği TOKİ’lerle hem kendi cebini doldurmuş hem de bir sürü iş cinayetine sebebiyet vermiştir.

Tüm bu zulme karşı vicdanımız anarşizmi işaret ediyor bize: Rekabet ve hırsla şekillenen yaşamın ortasında izole olmaya, parasına göre değer biçilen insanlardan olmaya değil; toplumsal dayanışmanın özgürleştirici pratikleriyle dolu bir yaşama işaret ediyor. İnsanlığın ve yeryüzünün gerçek özgürlüğünün önündeki engellerden arınmış bir yaşama. Herkes için ekmek, adalet, özgürlük ve yaşamın bütün olanaklarının var olduğu bir yaşama. Devlet sömürünün, anarşizm yaşamın güvencesidir!

Başka hiçbir şeyin gölgeleyemediği özgürlük, adalet, doğa, dayanışma ve emek içinde bu yaşamı kurgulayan ve bu arzu içerisinde günümüzün yok edici yaşamına direnen bizlerin düşleri bitmedi ve asla bitmeyecektir.

Bu düşe ortak olmaya,bizden çalınanları geri almaya!
1 Mayıs’ta alanlara!

YÜREKLERİMİZDE YENİ BİR DÜNYA,
BU YÜREK ATTIKÇA SÜRECEK KAVGA!
ANKARA ANARŞİ İNİSİYATİFİ
www.anarsiinisiyatifi.org

Haymarket’ten bugüne emeğin özgürlüğüne doğrultulan namlu, o günlerden beri yönünü değiştirmedi. Kimi zaman doğrudan ateşlenen mermiler iken kimi zaman ise k...

ÇIKMAZLARIN REFERANDUMUDevletin mevcut anayasal işleyişinin ‘yetersiz’liğini her fırsatta dile getiren iktidarın, yönetm...
04/03/2017

ÇIKMAZLARIN REFERANDUMU

Devletin mevcut anayasal işleyişinin ‘yetersiz’liğini her fırsatta dile getiren iktidarın, yönetme kabiliyetini -şiddet meşruiyetini- daha işlevsel kılmak adına her fırsatta alevlendirdiği başkanlık tartışmaları nihayet sandık olarak memleketin önüne gelmek üzere. “Evet, yeni anayasa, yeni rejim, tekli diktatörlük” ya da “Hayır, mevcut anayasa, mevcut rejim, çoklu diktatörlük”ün devlet üzerinde söz sahibi olmak adına giriştiği mücadelede kim kazançlı çıkarsa çıksın huzursuzluğun gölgesinin bir süre daha üzerimizde dolaşacağı kesin.

Anayasa teorik bağlamda devletin, pratiğini toplumla yüzleştirmesi, öyle ya da böyle müzakere ettirmesiyle elde ettiği teminat ve nihai olarak devletle girişilen suç ortaklığının adıdır. Toplumla kurulan bu ittifak, tamamen devlet tarafından kontrollü biçimde örgütlenirken; günümüz devlet yapılarının hayat damarları olan yasama, yürütme ve yargı onun hareket alanının öngörü sınırlarının belirlemesidir. Bunun yanında, iradenin teslimiyeti olan seçimler ve sözüm ona iradenin temsili olan parlamento, tahakkümün işlevsellik kazandığı en büyük alanlardan birini ifade eder. Seçimlerle tüm yaşamla sözleşme kuruluyormuş gibi davranan modern devlet, otoritesini meşruymuşçasına dayatır. Kendisinin varlığına yönelik karşı çıkışlarda iktidar; böylece çoğunluğun verisine dayanıp tartışmaları sümen altı etmeye çalışırken, bunu gösterge olarak kullanmaya kalkışır. Kendine biçilen süre içinde tüm yaptırımlarını kendinde bir hak olarak görür. Dünya’da şu an yaşanan faşizm dalgası da bu ‘hak’kın getirisidir. Götürülenlerden kalan ise yaşamın boğuşmak zorunda olduklarıdır.

Yaşadığımız coğrafyaya baktığımızda, Türkiye Devleti de kuruluşundan bu yana hareket noktasını; demokrasiyi iktidardaki aktöre devrederek belirler. Öyle ki, geçerli egemen anlayış da demokrasi taahhütlerinin yerine getirilmesini bekler. Bu kavramın içinin nasıl dolduğu da belli aralıklarla -sadece- ismi değişen iktidarın bakış açısıyla belirlenmektedir. Türkiye devletinde adına ne derseniz deyin, her yönetimin kendinden olmayanla hesaplaşması vardır. Bu hesaplaşmanın olanaklı hale gelmesi liberal demokrasinin “esnekliğiyle” gerçekleşir. Kavgaya tutuşmuş her iktidar sıralı ya da sırasız; hamasi, ırkçı, dinci, şovenist bertarafa kalkışır. İktidar olabilme koşullarını demokrasi kendinde barındırırken, en baştan bu imkânları sunar kendisine. Her iktidar da bu donanımlarla; ‘ayrıca kavramları’ kendine göre biçimlendirmeye, ‘kültürel’ ve ‘ideolojik yapısı’nın çeperini genişletmeye, ‘sosyal hayatı’ gücü oranında yönlendirmeye kalkar. Sığ anlamda bunun adı “demokrasi”dir. Genele baktığımızda ise bunun adı “faşizm”dir.

Mevcut gücüyle bile iktidar, kendinden olmayan tüm yaşam deneyimlerini bir ‘ölüm-kalım mücadelesi’ne sürüklemekte, şiddetini bireyler üzerinde etkin biçimde kullanmakta ve bunun dozunu her geçen gün artırmaktadır. ‘Seferberlik’ hali içerisindeki iktidarın şiddetine karşı artık belirgin bir zemin ve o zemin üzerinde öbekleşen kitleler yer almaya başlamıştır. Bu bir kutuplaşmadır. Keskinleşmiş taraflılıktır. Zaruri ihtiyaçlara kendini konumlandıran hayatlara sürekli bir “şok” yaşatılmaktadır.

Bugün “Evet”i örgütleyen iktidarın, tüm davranış metotlarıyla başkanlığa göre biçimlendiği aşikâr. Uygulamanın eksisini artısını göz önünde bulundurarak, daha totaliter devlet rejimi simülasyonunu hayatlarımızın tam ortasına yerleştirmektedir. Kastettiğimiz, “Evet” sonrasının işaretlerinin şu an yaşamlara doğrudan tezahür etmesidir. Türkiye Devleti’nin, uygulamalarıyla Darbe anayasasını çoktan aşması, fiiliyatının kendisi tarafından bile sorgulanması ve etrafında toplanan iktidar ilişkilerini kendi bünyesinde eksiksiz toplayan Tayyip Erdoğan ile o kirli ilişki – iktidar ağının kendini tehdit altında hissetmesi yeni anayasayı gerekçelendiren belli başlı konulardır.

YA TUTARSA
İktidar, sandıktan “Evet”in çıkmasıyla kendisini tehdit altında hisseden tüm kesimlere karşı daha da saldırganlaşacak. Muhakkak, “Hayır” çıktığında da kendi kitlesini yatıştırmak/gönlünü kazanmak, gücünü bilindik yöntemlere başvurarak tekrar tesis etmek ve dahil olduğu -mülksüzlere karşı düşmanlık besleyen- ilişki ağının bekasını sağlamak için herkese karşı saldırganlığı yine bir üst aşamaya geçecek. Üstelik bu sefer bir de intikam ve rövanş duygusu eklenecek buna. Devletin Kürt şehirlerinde sürdürdüğü katliam, işgal ve yıkımını dışarda bıraktığımızda – bu devletin fıtratında da yok etmek vardır- iktidarın yaşamın tümüne olan nefreti bu derece açık hale gelmemişti. Bugün kurulan faşist ittifakın “Evet” çoğunluğuna ulaşması sonucunda Türk, Sünni İslamcı faşizmin muhafazakâr ve neoliberal ortaklığının nüfuzunu hayatın tüm alanlarına dayatmasıyla karşı karşıya kalınacağı aşikar. Bu da farklı inanç kesimlerinin, ötekileştirilmiş etnisitelerin varlık yokluk mücadelesine mahkûm edileceği anlamını taşımaktadır. Burjuvazinin işçi kıyımlarını, kamudan ihraçları, her türden ölümü, yok oluşu, tecavüzü görünmezleştirme olanaklarına sahip iktidarın hali hazırda bu olanaklarla ne kadar pervasızca saldırabildiği ortadadır. 15 Temmuz Olayı’ndan sonra, görünürde şu aşamada iktidar kavgasında avantajlı konumda olmasıyla birlikte OHAL ilan eden, istediği gibi at koşturduğu bir atmosferde, referandumda “Evet”in çıkması halinde gücünü katbekat artıracağı ve OHAL gibi bahanelere gerek duymayacağı da açıktır.

Bugün dile gelen en ufak liberal özgürlük söylemini dahi şiddetiyle baskılayan devletin, 16 Nisan’da onay görmesi tüm araçlarıyla hegemonyasını ağırlaştıracaktır. Elbette sonucun “Evet” çıkması bugün gibi, kurulu olduğu zemini dolayısıyla bizim -antiotoriter, hiyerarşi ve tahakküm içermeyen… mücadelemizin biteceği anlamını taşımamaktadır. Kendi olanaklarıyla bugün direnenler kendi varoluşlarını yaymak adına yeni mücadele deyimlerini hayata geçireceklerdir. Kısacası her koşulda savaş hâlinde olduğumuz devletin daha da yüksek perdeden tahakkümüne karşı hazırlıklı olmalıyız.

MUKTEDİRLERİN “HAYIR”I
”Hayır” kampanyasını örgütleyen neredeyse tüm kamuoyu “Evet”in çıkma olasılığının karşı cephesini oluşturmaktadır. Faşist bloğun hedefindeki “Hayır” cephesinin ürettiği argümanın başında “Mutlak güce hayır” gelmektedir. “Hayır”cı partilerin çoğu, ideolojik yapısını kaybetmemek/kaptırmamak, iktidar olabilme ihtimalini bitirmemek, geniş ya da dar kadrosunun kendisine olan umutlarını söndürmemek için mücadele vermektedir. Kaldı ki bu cephenin içindeki ülkücü ve ulusalcıların Kürt düşmanlığı yaratarak, kampanyasını da bu noktadan da örgütlemesi kendi “Hayır” gerekçelerinin faşist söylemlerinden biridir. Anlaşılacağı gibi “Hayır” demiş olmaları, mevcut işleyişle ilgili bir sıkıntının olmadığını da bir anlamda göstermektedir.
Bir iktidar kavgası olan bu “Hayır”ın zaferinde, Cumhuriyetin öz aklına dönüş yaşanacaktır. Ayrıca bunlar, cumhuriyetin kendisine olan inancı tazelediği gibi, “Hayır”, onun tüm geçmişiyle barışık bir izlenim uyandırma yanılsamasına kalkışacaktır. Bu kozu elde edecek olan “Hayırcılar” söz sahipliklerini cumhuriyetin değerleriyle örtüşen politikalara verecektir. Bu “Hayır”, onun bugüne olan “Evet”idir. Gizli “Evet”ini örgütlemektir. “Hayır”, doğrudan kendi kırmızı çizgilerini savunurken, mevcut iktidarla girilen mücadelede, sadece devlete kendini ispat etmiş olacak, o kadar. Yönetim biçiminin aynı kalmasıyla iktidara da muktedirlerden biri tekrar hatırlatılmış olacak.

Bunun yanında devletin doğrudan hedef tahtasında oturttuğu, iktidarlar -hele ki bu iktidar- başına bir halel geldiğinde ilk kapıları çalınan bireyler de bir var oluş mücadelesi olarak bakmaktadırlar bu seçime. İktidarın yaşama geçirmek istediği anayasanın niteliği tartışmasında “Hayır”ın galip çıkması illaki umutlandıracaktır, belki kısa süreli nefes de aldıracaktır. Çünkü devlet gene asla ve asla nefes aldırmayan bir canavara dönüşmüştür ve bu sefer coğrafyanın hemen her köşesinde yalnızca bu yüzüyle meydandadır. Sahip olduğu gücü, tüm toplumsal hiyerarşik ilişkilerle tahakküm olarak ortaya dökmekte ve bu tahakküm en temel yaşamsal fonksiyonları bile tehdit etmektedir. Esnafın polisleştiği, komşunun muhbirleştiği, devlet adına herkesin hazır katilleştiği bir zeminde; kıyafeti nedeniyle tekmelenen kadınlar, Onur Yürüyüşü’nde lince maruz kalan LGBTİ+’lar, dilleri nedeniyle hedef olan Kürtler, inanç zemininde ötekileştirilen Aleviler, kısaca hayat memat çizgisinde nefes almaya çalışan geniş “sahipsizler” kitlesi için “Hayır” seçeneği ciddi bir umut olarak görünmektedir. Sağlayacağı moral ve geniş kitleler arasında yeniden kurulması muhtemel bir güven ilişkisi de söz konusudur bu “Hayır” çerçevesinde. Son cümlenin gerçekliğinin yanında, adını ettiğimiz ve tahakküme maruz kalma anlamında dahil olduğumuz o geniş kitlenin “Hayır”a yükledikleri anlamı çok iyi anlıyoruz. Aynı coğrafyada, aynı ekonomik ve sosyal koşullarda, aynı hayat mücadelesinin içindeyiz çünkü. Ancak görmekten hiçbir zaman vazgeçmeyeceğimiz bir gerçeklik varsa o da sunulu seçimlerin özgürlük getirmeyeceğidir. Örnekse 7 Haziran sonrası, iktidarın kendisini nasıl toparladığına bakabiliriz. Tüm süreçte sokakların gücünün kırılmasıyla, iktidarın güç toplamasının doğru orantılı olduğunu deneyimledik. Sokaklara saldığı sınırsız yetkili polisiyle, sivil faşistleriyle birlikte paramiliter yapısının sık sık dile getiriliyor oluşuyla -bizce bu somut sebeplerden dolayı bile- seçim sonuçlarının ne olursa olsun güven vermediği belli olmaktadır. “Hayır” çıktığında yenilgiyi kabul eden bir iktidar olmayacağı gibi daha da hırçınlaşan bir iktidar peyda olacaktır. “Evet” ve “Hayır”ı, görmezden gelemeyeceğimiz bir gerçeklik etrafında bir ölüm – kalım meselesi hâline getiren söz konusu “sahipsiz” milyonların karşılaşacakları şey bir kurtuluş olmayacaktır. Buradaki amacımız tüm yaşam alanları daraltılan varoluşları “Hayır” seçeneğinden uzaklaştırmak değildir. O “Hayır”ın söz konusu milyonlar için ifade ettiği anlamın gerçekliği gibi başka bir gerçekliktir sözünü ettiğimiz. O gerçeklik ise sistemin sunulu seçenekleri dışında, varoluşsal olarak iktidar karşıtı olan mücadelenin her koşulda sürmek zorunda olduğudur.

Anladığımızı iddia ettiğimiz o gerçeklik etrafında toplanan ve hayatta kalma mücadelesiyle “Hayır” kampanyası yürütenler arasında elbette, birçok alanda devlete karşı mücadelede yanyana düştüğümüz dostlar vardır. Madem ki bahsettiğimiz gerçeklik bizim için bu denli anlaşılır, öyleyse o dostların kampanyalarını ördükleri süreçte karşılaşacakları her tehditte yanlarında olacağımızı bildiririz.
Ve son söz olarak elbette mücadele sürecek. Bunu ne “Evet” ne de “Hayır” değiştirebilir. Yeter ki özgürlüğe ve devrime olan inancımız sandıklara olandan güçlü kalsın.

ANARŞİ İNİSİYATİFİ

ÇIKMAZLARIN REFERANDUMU Devletin mevcut anayasal işleyişinin ‘yetersiz’liğini her fırsatta dile getiren iktidarın, yönetme kabiliyetini -şiddet meşruiyetini-

Devrimci Anarşist Tutsak Umut Fırat İçin Atina, Selanik, Patras Kentlerinde TC Konsolosluğu Önüne Eylem Çağrısı! Yunanis...
30/01/2017

Devrimci Anarşist Tutsak Umut Fırat İçin Atina, Selanik, Patras Kentlerinde TC Konsolosluğu Önüne Eylem Çağrısı!

Yunanistan'da anarşistler 50 gündür açlık grevi eyleminde olan Devrimci Anarşist tutsak Umut Fırat Süvarioğulları için Atina ve Selanik'te TC konsolosluğu önünde eylem gerçekleştirecek. Patras kentinde bulunan anarşistler ise George Meydanı'nda eylem gerçekleştireceklerini duyurdular.

Afişleme ve bildiri dağıtımı yaparak eylem çağrısını duyuran anarşistler, direnişe 2 Şubat 2017'de geçeceklerini açıkladılar.

İrlanda'nın Başkenti Dublin'de ise anarşistler, 1 Şubat 2017'de TC Konsolosluğu önünde, Umut Fırat Süvarioğulları ile dayanışma nöbetine başlayacaklarını duyurmuşlardı.

20/07/2016

Bir yıl önce bugün Ankara'dan, Eskişehir'den, İstanbul'dan ve birçok şehirden kalkıp, bir insanlık yıkımından geriye kalanlara sahip çıkmak üzere yola çıktı

Suruç için adalet, herkes için adalet. 16 Haziran Perşembe. 18.00 Yüksel Caddesi
15/06/2016

Suruç için adalet, herkes için adalet.
16 Haziran Perşembe. 18.00 Yüksel Caddesi

30/04/2016

Yarın 1 mayıs için toplanma yerimiz itfaiye kurtuluş meydanı olarak değişmiştir yoldaşlar.
Ankara Anarşi İnisiyatifi

Anarşi İnisiyatifi 1 Mayıs’a Çağırıyor!(Tüm yoldaşlarımızdan çanta, poşet vb şeyler getirmemelerini önemle rica ederiz.)...
29/04/2016

Anarşi İnisiyatifi 1 Mayıs’a Çağırıyor!
(Tüm yoldaşlarımızdan çanta, poşet vb şeyler getirmemelerini önemle rica ederiz.)
Haymarket Olayları’nda 5 anarşist işçinin katledilişine ithafen dünya genelinde Emek ve Dayanışma Günü olarak kutlanılagelen 1 Mayıs; bugün bunların ötesinde bir anlam taşımaktadır. Bugün 1 Mayıs; sınırlarını tanımadığımız bu dünya üzerinde, iktidarla derdi olan herkesin sokakta bulunma halidir. İnsanın insanla ve doğayla girdiği tahakküm savaşını reddeden bizler, her sene olduğu gibi bu sene de kara bayrakları gördüğünüz her yerde sesimiz yettiği kadar bağıracak, gücümüz yettiği kadar dövüşeceğiz. Biz –evrenin uslanmaz yavruları- otoritenin karanlığa boğmak istediği yaşamlarımızın her alanında; ellerimizde uğruna kanlar dökmeyeceğimiz kara bayraklarımız ve ceplerimizde kullanmaktan asla çekinmeyeceğimiz taşlarla “Ne efendi, ne devlet. Tahakkümü reddet” diyerek sistemin karşısında bir kez daha yerimizi alacağız.
İnsanlık; tarihini, iktidar ve bekası uğruna döktüğü kanlarla yazar; savaş galipleri, dökülen kanlarını kutsarlar. Tarihimiz, kazananların vahşetinin tarihidir. Onların bitmek bilmeyen arzularına nasıl bilinmek istedikleri eklenir ve tarih yazılır. On binlerce yıldır tekrar eden bu durum bugün de coğrafyamızda somut bir biçimde yaşanmakta. Vahşetten ve korkudan beslenen iktidar ve talipleri nicedir sahip olduğu korku araçlarına bir yenisini daha ekledi. Üstelik coğrafyamızda bu çağın çocukları olarak çok da alışık olmadığımız yeni bir araç bu, canlı bomba… Diyarbakır’da başladı bedenlerimizi parçalama arzuları Suruç, Ankara ve İstanbul takip etti onları. Arkadaşlarımızı uğurladık son yolculuklarına. Ancak bizler biliriz ki; ölüm, yaşamın ayrıl(a)maz bir kardeşidir. Biz de kardeşlerimizi verdik toprağa… Şimdi ölülerimizin yükü var omuzlarımızda. Mücadelemiz hayatta kalmak için değil yaşamak için başka bir dünyada.
Devletin salt ütopyacı bir fikirden ve bu fikrin de tamamen bizim aramızdaki ilişkiden ibaret olduğunu bilen bizler, bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyoruz. Özgürlük; sizlere umut vaat eden ve dışladığınız birçok ilişkiyi içinde barındıran kurumlarınızla veya önünüze çıkabilecek seçeneklerle değil ancak ve ancak bütün hepimizin topyekün yeni bir yaşamı örgütlemesiyle mümkündür. Bizimle veya bizsiz ama hep birlikte alanlarda –iktidarın yarattığı bütün manipülasyonlara rağmen- yeni bir dünyayı haykırmak adına herkesi alanlara davet ediyoruz.
Eski bir yoldaşımızın söylediği gibi… Her yerde, sarayları ve şehirleri kuran bizleriz. Hatta daha iyilerini! Yıkıntılardan hiç korkmuyoruz. Biz bu dünyayı miras alacağız, bu konuda en ufak bir şüphemiz yok. Onlar tarih sahnesinden çekilmeden önce kendi dünyalarını yakıp yıkabilirler. Biz yüreğimizde yeni bir dünya taşıyoruz ve şimdi şu anda bu dünya büyümekte.

ANKARA İÇİN TOPLANMA: 11:30 KURTULUŞ İTFAİYESİ

ANARŞİ İNİSİYATİFİ

Avrupa’da Anarşist Hareket, Mülteci Dayanışması, Irkçılığa, Kapitalizme ve Savaşa Karşı Mücadele Üzerineİsviçre’nin Züri...
19/04/2016

Avrupa’da Anarşist Hareket, Mülteci Dayanışması, Irkçılığa, Kapitalizme ve Savaşa Karşı Mücadele Üzerine
İsviçre’nin Zürih kentindeki anarşistler Türkiye’nin farklı şehirlerinde (İstanbul, İzmir, Eskişehir, Ankara) bizlere projelerini ve aktivitelerini anlatacaklar. Bizler de Türkiye’deki anarşistler olarak çalışmalarımızı, projelerimizi ve mücadele deneyimlerimizi onlarla paylaşacağız. Bu antinasyonal buluşmada duygu ve düşüncelerimizi karşılıklı soru, cevap ve sohbet biçiminde aktaracağız. Farklı alanlarda süregelen mücadeleler içerisindeki anarşist duruşu ileriye taşımak, yereller arası dayanışma ve karşılıklı yardımlaşmayı kuvvetlendirmek için İstanbul, İzmir, Eskişehir ve Ankara’daki tüm dostlarımızı, yoldaşlarımızı bekliyoruz.
Zürih’ten gelecek olan yoldaşların her biri farklı projeler içerisinde yer almaktadırlar. İsviçre ve Avrupa’daki anarşist hareketler, mülteci dayanışması, ırkçılığa, kapitalizme ve savaşa karşı mücadele ve tutsak dayanışması gibi konularda yürüttükleri mücadelelerden aktarımlar yapacaklar. Aynı şekilde Türkiye ve Kürdistan’daki anarşistler olarak bizler de onlara içinde bulunduğumuz pratikler ve projeler hakkında deneyim ve bilgi aktarımı yapacağız. Avrupa ve Türkiye’deki ortak sorunlara karşı ortak tavır belirlenmesi açısından bu anarşist buluşma 4 ayrı şehirde gerçekleşecektir.
Ankara -24 Nisan 2016 Pazar
Yer: Tayfa Kitabevi – Meşrutiyet mah. Selanik cad. 82/32 Kızılay
Saat: 18:00
Ankara Anarşi İnisiyatifi

Avrupa’da Anarşist Hareket, Mülteci Dayanışması, Irkçılığa, Kapitalizme ve Savaşa Karşı Mücadele Üzerine

İsviçre’nin Zürih kentindeki anarşistler Türkiye’nin farklı şehirlerinde (İstanbul, İzmir, Eskişehir, Ankara) bizlere projelerini ve aktivitelerini anlatacaklar. Bizler de Türkiye’deki anarşistler olarak çalışmalarımızı, projelerimizi ve mücadele deneyimlerimizi onlarla paylaşacağız. Bu antinasyonal buluşmada duygu ve düşüncelerimizi karşılıklı soru, cevap ve sohbet biçiminde aktaracağız. Farklı alanlarda süregelen mücadeleler içerisindeki anarşist duruşu ileriye taşımak, yereller arası dayanışma ve karşılıklı yardımlaşmayı kuvvetlendirmek için İstanbul, İzmir, Eskişehir ve Ankara’daki tüm dostlarımızı, yoldaşlarımızı bekliyoruz.

Zürih’ten gelecek olan yoldaşların her biri farklı projeler içerisinde yer almaktadırlar. İsviçre ve Avrupa’daki anarşist hareketler, mülteci dayanışması, ırkçılığa, kapitalizme ve savaşa karşı mücadele ve tutsak dayanışması gibi konularda yürüttükleri mücadelelerden aktarımlar yapacaklar. Aynı şekilde Türkiye ve Kürdistan’daki anarşistler olarak bizler de onlara içinde bulunduğumuz pratikler ve projeler hakkında deneyim ve bilgi aktarımı yapacağız. Avrupa ve Türkiye’deki ortak sorunlara karşı ortak tavır belirlenmesi açısından bu anarşist buluşma 4 ayrı şehirde gerçekleşecektir.

Ankara -24 Nisan 2016 Pazar
Yer: Tayfa Kitabevi – Meşrutiyet mah. Selanik cad. 82/32 Kızılay
Saat: 18:00

Ankara Anarşi İnisiyatifi

Address

Çankaya

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Ahali Gazetesi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Ahali Gazetesi:

Share