04/01/2026
SOFRAYA KUSAN İMPARATORLUK
ABD, yıllardır tuvaleti varken sofraya kusmayı tercih ediyor.
Kendi içindeki çürümeyi, pisliği, ahlaki çöküşü temizlemek yerine; dünyanın ortasına, insanların ekmeğinin üstüne boca ediyor. Üstelik bunu “özgürlük”, “demokrasi” ve “insan hakları” etiketiyle yapıyor.
Trump bir istisna değil, bir kazayla gelmiş bir figür de değil.
Trump, ABD’nin mide bulantısının dışa vurumu.
Sorun adam değil; onu alkışlayan sistem.
Bugün Netanyahu’nun Gazze’de yaptığı şey, bir savaş değil; açık bir katliam ve soykırım pratiği. Kadın, çocuk, yaşlı ayırt etmeden yürütülen bu vahşetin arkasında duran, silah veren, diplomatik kalkan olan da ABD’dir. Bu destek sessiz değildir; aksine alkışlıdır.
Yetmedi…
Bağımsız bir ülkenin devlet başkanını, yatağında, eşiyle birlikteyken alıp dünyaya servis etmek…
Bu ne hukuktur, ne ahlaktır, ne de insanlıktır.
Bu bir operasyon değil, teşhirdir.
Dünya’ya bir mesajdır: “İstersek en mahrem yerine kadar gireriz.”
Peki soralım:
ABD sen kimsin?
Dünyanın polisi misin, jandarması mısın, yoksa savcısı ve hâkimliğini bir arada mı yapıyorsun?
Kendi eyalet sistemin kutsaldır; başkasının üniter yapısı “bölünmelidir”.
Kendi petrolün dokunulmazdır; başkasının yer altı kaynakları “özgürleştirilmelidir”.
Kendi içindeki uyuşturucu, silah, çete ve ahlaksızlık görmezden gelinir; kendi yazıp oynadığı senaryoya göre başkalarının ülkesi “temizlenmelidir”.
Hiç kimse çıkıp “Teksas ayrılsın” demez.
Kimse “Kaliforniya bağımsız olsun” diye içerdeki hainleri fonlama yapmaz.
Kimse Amerika’nın madenlerine çökelim hesabı yapmaz.
Ama ABD, başka ülkelerde bunu sivil toplum, muhalefet ve demokrasi ambalajıyla yapar.
Irak’ta gördük.
Libya’da gördük.
Suriye’de gördük.
Venezuela’da gördük.
Film hep aynıydı:
Önce içeriden ihanet, sonra dışarıdan müdahale.
Lider tartışmalı olabilir; ama lider teslim edilince devlet çöker.
Libya ders oldu, ama herkes ders almadı.
Venezuela’da yaşananlar bize şunu gösterdi:
Devleti içerden teslim edersen, halk yıllarca bedel öder.
Suriye direnince ağır bedel ödedi ama devlet kaldı.
Irak “özgürleştirildi”, ülke paramparça oldu.
Peki biz?
Biz toplum olarak ne yapmalıyız?
Önce şunu öğrenmeliyiz:
Devleti savunmak, her hükümeti savunmak değildir.
Ama devleti yıkmaya gelenle, iç eleştiriyi karıştırmak ihanete kapı açar.
15 Temmuz bunun turnusol kâğıdıydı.
Kalıp aynıydı:
Dış destek, içeride taşeron, “halk için” yalanı.
Ama sonuç farklı oldu.
Çünkü bu ülkede halk, devletiyle birlikte durdu.
Sokaklara inenler bir partiyi değil, memleketi savundu.
İşte fark burada.
ABD’nin esas sorunu sadece ahlaksızlık değil.
Ahlaksızlığı meşru görmesi.
Kendi pisliğini sofraya kusup, sonra “neden rahatsız oldunuz?” demesi.
Unutulmamalı:
Başka ülkelerin yatak odasına girebilen bir devlet,
bir gün kendi evinde kapının kilidinin işe yaramadığını görür.
Selam ve Saygılarımla..
İsmail Kabakdere
04 Ocak 2025