07/10/2026
Yaklaşık iki yıl öce yazdığım Ahlak Meselemiz başlıklı yazımda “Toplum olarak bir ahlak sorunumuz var mı, yok mu?” diye sormuştum. Bu soru hayatımızın her safhası, her alanı için hâlâ geçerli. Hayatımızın ortasında, kıyısında, köşesinde karşılaştığımız pek çok problemin temelinde ahlak meselesi yok mu? Sanayide, teknolojide, bayındırlıkta, ekonomide gelişiyoruz da ah şu ahlak meselesi… Orada acayip bir kördüğüm var ki onu bir türlü çözemiyoruz.
Bilenler bilir. Söyleyeni belli olmasa da şu mısralar pek çoğumuzun hafızasında ve dilindedir: “Nice ilim meclisini gezdim, eyledim talep / İlim en geride kaldı, illa edep illa edep.” (Pek çok ilim meclisini gezip dolaştım, çok şey öğrendim. İlmin, bilginin edebin çok gerisinde kaldığını, önceliğin edepte olduğunu gördüm.) “Her hüner makbûl ammâ mu’teber hüsn-i edeb.” (Her türlü ustalık, marifet takdir edilir; fakat en makbul olan hüner, edebin güzelliğidir, yani güzel ahlaktır.) ve “Edeb bir tâc imiş nûr-ı Hüdâ’dan / Giy ol tâcı, emin ol her belâdan.” (Edep/güzel ahlak, Allah’ın nurundan bir taç imiş. O tacı giy ve her türlü kötülükten kendini koru.)
Yıllar önce meşhur televizyon dizilerinden birinin bir okulda çekilmesi gereken sahneleri için izin talebinde bulunuldu. Önceki bölümlerinden hatırladığım kadarıyla dizideki öğrencilerin kıyafetleri dağınık, bazı konuşmaları uygunsuzdu. İzin vermek istemedim. Hâl böyle olunc...