31/08/2026
İlişkiler içinde giderek artan özgürlük kısıtlamasına, ağa düşmek denir. Çatışmalarını çözemeyen insanlar bu çatışmaları metafizik bir telaş gibi kendi içlerinde taşırlar. İçimde küçük bir zayıflık hissedip iç çekiyorum. Ama aynı zamanda hiç değilse (hâlâ) düşünebildiğime seviniyorum. Bugünlerde radyoda Bach’ın bir viyolonsel sonatını dinledim (Bach Eserleri Listesi No: 1008). Şimdi fark ediyorum ki bu sonat beni şu an içinde bulunduğum şaşkınlığa sürüklemiş. An itibariyle bir Bach sonatı gibi yaşıyorum. Hiçbir yere bağlanmadan, öylesine havada süzülerek, buruşmuş bir halde, karanlık, herkes için aşikâr olsa da özünde anlaşılmaz. Bitkin olmama rağmen mürver çalılarının gerisine gidip Wrede’ye bakıyorum.
Halk bahçesinin öbür tarafından bir panayırın gürültüleri geliyor. Lunapark aletlerinin sürtünmelerinin, şakırtılarının yanı sıra ucuz bir müziğin inlemeleri duyuluyor. Bu curcunanın gerisinde, yük katarlarının birleştirildiği bir manevra istasyonu yükseliyor. Duyulan tek özgün ses birbirine çarpan metal vagonların çıkardığı gürültü. Halk bahçesine umutsuzluk bahçesi adını veriyorum. Bu beni bir an için keyiflendiriyor. Ön tarafta adamın biri demir bir süpürgeyle yolu temizliyor. Sincaplar ve güvercinler çöplerin arasında hışırtılar çıkarıyor. Onca güneşli günden sonra çimenler kurumuş, yer yer toprağı çıkmış. Halk Bahçesi bunun için en yanlış yer olmasına rağmen içimde iyi bir şeyler yapma özlemi duyuyorum.
s.38—39
Wilhelm
Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk
Türkçesi: Levent Tayla
Ayrıntı Yayınları