20/01/2026
Seçime Günler Kala İcra Siyaseti: Bu Mu Oda Ahlakı?
İstanbul Kadın Kuaförleri Odası’nda (İKKMO) seçimlere sayılı günler kala, meslek camiasında ciddi rahatsızlık yaratan iddialar gündemde. Kulislerde yüksek sesle konuşulan iddialara göre; oda eski yöneticileri ve rakip adaylara destek verdiği öne sürülen bazı meslektaşlar, avukatlar aracılığıyla tek tek icra takibine alınıyor.
Söz konusu gelişmeler, “alacak tahsili” ile “seçim öncesi baskı” arasındaki çizginin sorgulanmasına neden oldu.
Alacak takibi mi, sindirme yöntemi mi?
İddialara göre; yaklaşık 3.100 TL seviyesindeki bazı borçlar, faiz, masraf ve ek kalemlerle birlikte 7–8 bin TL gibi rakamlara çıkarılarak tahsil edilmeye çalışılıyor. Bu durumun hukuken mümkün olduğu kabul edilse de, meslek camiasında asıl tartışma etik boyutta yoğunlaşıyor.
Birçok kuaförün ortak sorusu ise şu:
“Hukuki olan her işlem, aynı zamanda etik midir?”
İcraya verilenler kim?
Daha da dikkat çekici olan nokta ise, icra işlemi başlatılan kişilerin önemli bir bölümünün:
Odaya yıllarca yönetici sıfatıyla hizmet etmiş,
Hatta bugün itibarıyla odadan alacaklı durumda olan isimler olması.
Bu tablo, camiada “seçici bir uygulama mı var?” sorusunu gündeme taşıdı.
Meslektaşlar şu soruyu açıkça soruyor:
“Eğer bu kişiler rakip adayı desteklemeseydi, aynı icra işlemleri bugün yine başlatılır mıydı?”
Oda mı yönetiliyor, korku mu üretiliyor?
Bir meslek odasının, üyeleriyle ilişkisini ikna, hizmet ve güven üzerinden mi; yoksa icra dosyaları ve hukuki baskı üzerinden mi yürüttüğü tartışma konusu haline geldi.
Seçime günler kala;
Sadece belli isimleri kapsayan,
Sadece belli çevrelere yöneldiği iddia edilen icra işlemleri,
“tesadüf” olarak mı değerlendirilmeli, yoksa “yanlış tarafta duran bedel öder” algısının bir yansıması mı?
Çifte standart tartışması
İcraya verilen eski yöneticiler ve meslektaşlar şu soruyu da gündeme taşıyor:
“Biz alacaklı olduğumuz halde susarken, borçlu gösterilip icraya veriliyorsak; yarın biz de alacağımız için odayı icraya versek ne olacak?”
Bu noktada, meslek çevrelerinde uzun süredir konuşulan bir başka iddia yeniden gündeme geliyor.
İddialara göre; geçmişte, bugünün İKKMO Başkanı Ali Yatkın’ın da oda ile yaşadığı bir alacak meselesinde icra yoluna başvurduğu öne sürülüyor.
Eğer icra o gün “hak arama yöntemi” olarak görülüyorsa, bugün neden aynı yol “tehdit” ya da “oda kapısına kilit vurma” söylemleriyle tartışılıyor?
Mesele borç değil, demokrasi
Yaşananlar artık basit bir muhasebe ya da alacak–verecek meselesi olarak görülmüyor.
Bu sürecin;
oda içi demokrasi,
etik,
vicdan,
temsiliyet anlayışı
başlıklarıyla doğrudan ilişkili olduğu ifade ediliyor.
Bir üyenin, bir adayın yanında durduğu iddiasıyla icra dosyalarıyla karşı karşıya kalması; meslek odası kültürüne ve dayanışma ruhuna zarar verdiği gerekçesiyle eleştiriliyor.
Son söz
Meslek odaları;
korku ile değil güvenle,
baskı ile değil hizmetle,
icra dosyalarıyla değil adaletle yönetilir.
Bugün icra yoluyla susturulmaya çalışıldığı iddia edilen seslerin, yarın sandıkta çok daha güçlü çıkabileceği uyarısı yapılıyor.
Ve camiada sıkça dile getirilen o cümleyle tartışma özetleniyor:
“Hukuk bir araçtır; niyet ise her şeyi ele verir.”
, , , , ,
, , , ,
, , ,
, , ,
, , ,