ALFA Anadolu TV

ALFA Anadolu TV ALFA ANADOLU TV

06/06/2026

Adalet Bakanlığı'nın Onayıyla Ceza ve İnfaz Evinde Çalışan lar Günü Hatay Meclis Salonunda Medeniyetler Korosunun Şarkılarıyla Kutlandı

06/06/2026

Hatay Yayladağ 1 Çilek Festivali Bürokrasi Siyasiler ve Geniş Halk Kitlesi Katılım Sağladı.

Kim yazdı bilmiyorum ama tek kelime ile bravo Hangi genç yazdıysa alnından öpeyim. 🤔Z KUŞAĞININ CEVABI...MUHTEŞEM BİR YA...
06/06/2026

Kim yazdı bilmiyorum ama tek kelime ile bravo
Hangi genç yazdıysa alnından öpeyim.
🤔

Z KUŞAĞININ CEVABI...

MUHTEŞEM BİR YAZI...

Ben 21 yaşında bir üniversite öğrencisiyim.

Yazılarınızı fırsat buldukça okuyorum.
Yazılarınızda sık sık
“Gençlik nereye gidiyor?”
türünden yakınmalarınız oluyor?

Gençlik derken herhâlde lise ve üniversite öğrencilerini kastediyorsunuz.
Bu durumda ben de nereye gittiğini çok merak ettiğiniz o grubun bir üyesiyim.

Madem bu ülkede yaşayan insanları gençler ve yetişkinler olarak ikiye ayırdınız, ben de siz yetişkinlere bazı sorular sormak istiyorum.

Bir köşe yazarı olarak gençlerin nereye gittiğinden çok, yetişkinlerin nerede durduğuyla ilgilenmeniz gerekmiyor mu?

- Ülkenin başını belaya sokan olayların başaktörleri genelde gençler mi, yoksa yetişkinler mi?

Bu ülkede yüz binlerce öğrenci tek bir soru fazla yapabilmek için dirsek çürütürken, birileri sınav sorularını ve sorularla birlikte gençlerin hayallerini çaldı ve geleceğimizi çürüttü.

- Bu soruları çalanlar lise öğrencileri miydi?

- Milletin yüzüne baka baka yalan söyleyen siyasetçiler hangi üniversitede okuyor?

- Sanatçı kimliğiyle her türlü ahlaksızlığı yapanlar ergen mi?

- Din adamı sıfatıyla ekranlara çıkıp inancıma ve değerlerime küfredenler kaç yaşında?

- Sinemada 7 yaş üstüne uygun olarak işaretlenmiş filmde bel üstüne çıkamayan yapımcılar kaç doğumlu?

Lütfen artık gençliğe laf söylemeyi bırakın da yetişkinlere bakın ve
“Sizler bu ülkenin geleceğisiniz!” gibi klişe sloganlardan vazgeçin.

Çünkü sizler bu ülkenin bugünüsünüz.

- Siz uyanıp yaşadığınız günü bile kurtaramazken, yarınları kurtarma işini niçin bize ihale ediyorsunuz?

*Kimin elinin kimin cebinde belli olmadığı, çarpık ilişkilerle dolu dizilere reyting rekoru kırdıran sizlersiniz.

*Kan damlayan, şiddet kusan rezil senaryoları siz yazdırıyorsunuz.

* Evlilik gibi kutsal bir müesseseyi, evlilik programlarında virane bir gecekonduya dönüştüren yine sizsiniz.

*Youtube fenomenlerini seyrediyoruz diye ağlaşıyorsunuz. Ama o fenomenlere film çektirip parayı götüren sizlersiniz.

*Siz gece kulüplerinde kavga eden futbolcuları el üstünde tutarken, okul koridorlarında kavga eden öğrencileri disipline gönderemezsiniz.

*Bir yandan her türlü rezilliği özgürlük olarak sunan, cinsiyetsiz bir toplum özlemiyle yanıp tutuşan yazarların kitaplarını okurken, bir yandan ailenin öneminden bahsedemezsiniz.

*Yetişkinler para hırsıyla sürekli inşaat yaparak şehri betona boğarken, gençlerden geleceği inşa etmelerini bekleyemezsiniz.

*Alttan bir sürü dersiniz var, bize üst perdeden ahlak dersi veriyorsunuz!

Size bir şey söyleyeyim mi?
Yeni nesil pırıl pırıl.
Hiçbir sıkıntı yok.
Asıl sıkıntı, yeni nesle eski kaliteli nesilleri unutturan yetişkinlerde.

- Son iki yılda kaç tane gerçek Türk filmi çekilmiş ve geçmişimizi anlatıyor?
- Kitapçıların çok satanlar rafındaki kitaplardan kaç tanesi gençlere ecdadını sevdirmek için yazılmış acaba?

Siz dedelerinizin emanetine sahip çıksaydınız, biz de yarınları emanet olarak kabul ederdik belki.
Ama şu durumda hiç emanet alacak durumumuz yok!

Kusura bakmayın!

Geçmişini unutturduğunuz bir nesle, gelecekten ödev veremezsiniz!

Bu yüzden aranızda,
“Yeni nesil şöyle, yeni nesil böyle!” diye konuşup durmayı bırakın!

“Senin yaşında Fatih İstanbul’u fethetmişti!” diyerek demagoji de yapmayın!

Evet, 21 yaşındayım.
Ama Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta değilim.
Çünkü benim babam II. Murad değil,
Hocalarım da Akşemseddin değil.
Zaten İstanbul da artık sayenizde, Fatih’in fethettiği İstanbul değil.

🤔😢

Hatay’da umutlar filiz,Kadınlarda azim deniz,Hayat boyu öğrenmeyle,Yükseliyor her bir iz.Ellerinde emek, sabır,Yürekleri...
06/06/2026

Hatay’da umutlar filiz,
Kadınlarda azim deniz,
Hayat boyu öğrenmeyle,
Yükseliyor her bir iz.

Ellerinde emek, sabır,
Yürekleri sevgiyle dolu,
Zorluklara meydan okur,
Bilgi olur en güçlü yolu.

Bir ışık yakıldı bugün,
Karanlığa inat parlar,
Kadınların azmiyle bak,
Nice yarın umut arar.

Okur, yazar, üretir hep,
Hayatla barışık yürür,
Her adımı bir destandır,
Başarıya doğru sürür.

Hatay şahit bu gurura,
Alın teriyle yazılan,
Kadınların bu zaferi,
Kalplerde sonsuz yaşanan.

ALFA Anadolu TV Süleyman Şanlı

ZAMANIN SESSİZ ÖĞRETMENLİĞİHayatın en ilginç taraflarından biri şudur: İnsan en değerli derslerini çoğu zaman bir sınıft...
06/06/2026

ZAMANIN SESSİZ ÖĞRETMENLİĞİ

Hayatın en ilginç taraflarından biri şudur: İnsan en değerli derslerini çoğu zaman bir sınıfta değil, zamanın içinde öğrenir.
Ne bir tahta vardır karşısında, ne bir öğretmen...Ne ders zili çalar ne de teneffüs vakti gelir.
Ama zaman, sessizce öğretmeye devam eder.
Gençlik yıllarında her şeyin acele olduğunu sanırız.Bir an önce büyümek isteriz.Bir an önce başarılı olmak...Bir an önce hayallerimize ulaşmak...
Sabretmek zor gelir.
Beklemek ise çoğu zaman kayıp gibi görünür.
Oysa yıllar geçtikçe anlarız ki bazı şeyler aceleyle değil, zamanla olgunlaşır.
Meyvenin dalında olgunlaşması gibi...İnsanın da kalbi zamanla olgunlaşır.
Bugün dönüp geçmişe baktığımızda, bir zamanlar büyük üzüntü sandığımız bazı olayların bizi ayakta tutan tecrübeler olduğunu görürüz.
Kaybettiğimizi düşündüğümüz bazı şeylerin aslında bizi koruduğunu...Ulaşamadığımız bazı kapıların ardında bizim için hayır olmadığını...Gecikti diye üzüldüğümüz bazı nasiplerin doğru vakti beklediğini fark ederiz.
İşte zamanın sessiz öğretmenliği burada başlar.
O bize bazen sabrı öğretir.
Bekleyişin boşuna olmadığını...Her gecikmenin bir kayıp sayılmayacağını...Her istediğimiz şeyin hemen gerçekleşmesinin mutluluk getirmeyeceğini anlatır.
Fakat zamanın dersleri kolay değildir.
Bazen bir ayrılıkla öğretir.Bazen bir özlemle...Bazen de geç kalınmış bir fark edişle...
İnsan en çok da "Keşke bunu daha önce anlasaydım" dediği günlerde büyür.
Ama belki de hayatın sırrı burada saklıdır.
Çünkü bazı hakikatler erken öğrenilmez.Bazı duygular yaşanmadan anlaşılmaz.Bazı dersler ise ancak kalbe dokunduğunda anlam kazanır.
Bu yüzden geçmişe bakıp yalnızca pişmanlık taşımak yerine, zamanın bize ne öğrettiğini görmek gerekir.
Belki de yaşadığımız her şey, bizi bugünkü halimize hazırlayan bir dersin parçasıdır.
Ve belki de zaman, konuşmayan ama hiç susmayan bir öğretmendir.
Onun anlattıklarını duymak için bazen biraz yavaşlamak, biraz düşünmek ve biraz da kalbimizi dinlemek gerekir.
Çünkü zaman geçer...
Ama öğrettiği dersler, insanın içinde yaşamaya devam eder.

"İnsanın acısını insan alır."

Murat Özkul
Ankara
29.05.2026
Köşe Yazısı

 # MİNARELERE BAK! MAŞALLAH KALEM GİBİLER # # “Oku, Yaradan Rabbinin Adıyla Oku. O Allah ki Kalemle Yazmayı Öğretti.” # ...
06/06/2026

# MİNARELERE BAK! MAŞALLAH KALEM GİBİLER

# # “Oku, Yaradan Rabbinin Adıyla Oku. O Allah ki Kalemle Yazmayı Öğretti.”

# # # Ezandaki Salât Çağırışı mı, Yoksa Namaz Çağrışı mı?...

Şehirlerin üzerine yükselen minarelere bakıyorum.
İnce, uzun, sessiz…
Sanki göğe doğru uzatılmış kalemler gibiler.

İnsan ister istemez şu ayeti hatırlıyor:

“Oku, Yaradan Rabbinin adıyla oku.
O Allah ki kalemle yazmayı öğretti.”

Ne gariptir ki, kalem gibi yükselen o minarelerden bugün çoğu zaman düşünceye değil; sadece harekete çağrı duyuluyor.
Derinliğe değil şekle…
Şuura değil alışkanlığa…

Oysa ezandaki temel kelime “namaz” değildir.

“Hayye ales-salâh” denir.

Yani:
“Namaza gel” değil, kök anlamıyla:
“Bağlantıya gel.”
“Yönelişe gel.”
“Hakikate dön.”
“İlahi merkeze yönel.”

çığlığı vardır.

Çünkü salât, yalnız beden hareketi değildir.
Eski Sami köklerinde; yönelme, bağ kurma, çağrı, yakınlaşma ve manevi temas anlamları taşır.
İnsanın dağılmış ruhunu yeniden merkeze toplaması gibidir.

Fakat tarih içinde, özellikle İranî kültür havzasından geçen halk dindarlığında “salât”, giderek “namaz” kelimesinin içine çekildi.
Ve böylece bağlantı, ritüele; ruh ise şekle dönüştü.

Namaz kelimesi elbette saygı ve hürmet anlamı taşır.
Farsça kökü itibarıyla eğilme, boyun eğme ve huzur duruşunu ifade eder.
Ancak burada ince bir zihniyet farkı oluşur:

Salât:
Bir bilinç çağrısıdır.

Namaz:
Bir ritüel çağrışımı üretir.

İşte bugün büyük kırılma tam burada yaşanmaktadır.

Minarelerden yükselen çağrı artık birçok insanın zihninde:
“Haydi camiye.”
“Haydi görevini yap.”
“Haydi yat kalk.”

anlamına indirgenmiştir.

Oysa ilk çağrı belki de şuydu:

“Ey insan!
Paranın hipnozundan çık.
Korkularından çık.
Kabilelerinden çık.
Nefsinin putlarından çık.
Hakikate yönel.”

Çünkü “Allahu Ekber”, sadece slogan değildir.
Dünyadaki bütün sahte büyüklüklerin kırılmasıdır.

“Eşhedü en lâ ilâhe illallah”, yalnız dil cümlesi değildir.
İnsanın kendi içindeki sahte ilahları fark etmesidir.

“Hayye ales-salâh” ise:
“Diril.”
“Bağlan.”
“Kendine dön.”
çağrısıdır.

Belki de bu yüzden Kur’an, salât için:
“İnsanı kötülükten alıkoyar”
der.

Çünkü gerçek salât, yalnız kas hareketi değildir.
İnsanın iç mimarisini değiştiren bir bilinç disiplinidir.

Bugün ise acı bir ironiyle karşı karşıyayız:

Kalem gibi minareler yükseliyor;
ama düşünce küçülüyor.

Ezan okunuyor;
ama insanın iç dünyası uyanmıyor.

Saflar sıklaşıyor;
fakat ruhlar birbirinden uzaklaşıyor.

Şekil büyüyor;
mana daralıyor.

Belki de yeniden sormamız gereken soru şudur:

Biz gerçekten salâta mı çağrılıyoruz,
yoksa sadece namaza mı?

Çünkü biri insanı hakikate bağlar;
diğeri bazen yalnız alışkanlığı sürdürür.

Ve belki medeniyetlerin çöküşü de tam burada başlar:

Kalem biçimli minarelerin altında,
düşünmeyen toplumlar oluştuğunda...

ALFA Anadolu TV Köşe Yazarı Eğitimci Şair Yazar Prof Dr Kemal Duruhan

KENDİMİZE YETECEKMİYİZ???Anadolu’nun verimli topraklarında hayat bulduk hepimiz. Coğrafyanın kader olduğu dünyada; en be...
06/06/2026

KENDİMİZE YETECEKMİYİZ???

Anadolu’nun verimli topraklarında hayat bulduk hepimiz. Coğrafyanın kader olduğu dünyada; en bereketli topraklara sahip, bir dönem tarımda kendi kendine yetebilen sayılı ülkelerinden biri olan Türkiye’de doğduk, büyüdük ve yaşıyoruz.

Ancak bir tarım ülkesi olan Türkiye'de, buğday hasadının başladığı şu günlerde açıklanan taban fiyatları acı bir gerçeği haykırıyor:

Mevcut tarım politikaları, çiftçiyi toprağından koparma noktasına getirmiştir. Geçen yıldan bu yana mazot, gübre, tohum ve ilaç gibi temel girdi maliyetleri %100’ün üzerinde artmışken, buğday taban fiyatının beklentilerin çok altında kalması üreticide büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır.

Çiftçimiz, üretimin sürdürülebilirliğinin önüne devlet politikası eliyle büyük bir set çekildiği düşüncesinin hakkı mi olduğu zamanı yasiyoruz hepimiz.

Tarım ekonomistlerine göre, bir kilo buğdayın üretim maliyeti bölgelere göre değişiklik gösterse de açıklanan taban fiyat sınıra dayanmış durumdadır.

Çiftçinin sonraki yıl yeniden ekim yapabilmesi için %30 ila %40 oranında bir kâr marjına ihtiyacı vardır; aksi takdirde üretim sürdürülemez hale gelir.
Kendi ülkesinde çiftçisini toprağına küstüren, buna karşın savaşın ortasındaki Ukrayna ve Rusya gibi ülkelerden buğday ithal eden bir Türkiye tablosuyla karşı karşıyayız.

Yanlış tarım politikaları, bizi "kendine yeten ülke" konumundan koparıp, tarım ürünleri ithalatçısı bir ülke haline dönüştürmüştür.

Bugün dünyanın en verimli toprakları; yüksek girdi maliyetleri, yetersiz ve geç ödenen desteklemeler yerli ata tohumundan uzaklaşalarak ithal tohuma mahkûm edilen üretici can çekişecek duruma gelmiştir.

Tarımda Acil Eylem Planı Şarttır!

Tarımın sürdürülebilirliğini sağlamak için ithalata dayalı sistemden derhal vazgeçilmeli; yerli üreticiyi teşvik eden ve maliyet artışlarına karşı çiftçiyi doğrudan sübvanse eden koruyucu bir devlet politikası inşa edilmelidir.

Türk çiftçisinin toprağından kopmadan, ülke ekonomisinin lokomotifi olmaya devam edebilmesi için önündeki ağır ekonomik engeller bir an önce kaldırılmalıdır.

Bir ülkenin bağımsızlığını en temel ayaklarindan biride gıda bağımsızlığıdır.

Üretmeyen toplumlar kaybetmeye mahkumdur.

Hiç unutmayalım ki: "Köylü milletin efendisidir."

Ve Türkiye, bu verimli toprakların hakkını vererek kendi çiftçisine yeniden hayat vermek zorundadır.

Selam ve sevgiyle kalın

Gülendam METİN
Alfa Basım / Anadolu TV

SİYASETTE  İFTİRAYA  GEÇİT  YOK Siyasi partilerin yönetim dışında kalan bazı kişilerin, yalan dolan ve ahlak dışı iftira...
06/06/2026

SİYASETTE İFTİRAYA GEÇİT YOK

Siyasi partilerin yönetim dışında kalan bazı kişilerin, yalan dolan ve ahlak dışı iftiralarla siyasetin suyunu çıkardığını görmek milletin vicdanını yaralıyor.

Hatay dahil her ilde hizmet yerine dedikodu üreten, kıskançlık ve hazımsızlıkla siyaset yapan bu zihniyet, milletin iradesine ihanettir.

Siyaset hizmet yarışıdır, iftira meydanı değildir.

Milletin sabrı tükenmeden, bu yanlıştan dönülmesini temenni ediyorum.

Siyasette iftiraen kısa tanımıyla Bir siyasetçinin, partinin veya grubun aleyhine, doğruluğu kanıtlanmamış, kasıtlı olarak yayılan asılsız iddialar.

Neden siyasette bu kadar yaygın
Algı yönetimi Seçmenin zihninde “şüphe tohumu” ekmek. Kanıtlansa da kanıtlanmasa da “acaba?” sorusu kalır.

Rakibi yıpratmak Seçim dönemlerinde en hızlı yol. Yalanın düzeltilmesi, yalanın yayılma hızına yetişemez.

Dikkati dağitmak Asıl gündemi, ekonomi, yolsuzluk, politika gibi konuları unutturup tartışmayı kişiselleştirir.

Yolsuzluk siyasette en çok kullanılan iftiradır “Milyonlar götürdü” ama belge yok. CHP kurultay davasındaki “oy satın alma” iddiası buna örnek.
- ihanet ve terör iltikasakı“Örgütle bağlantılı” demek. İspat zor, leke kalıcı.
-
Birde ahlak iftirası vardır ki Özel hayat üzerinden vurmak. En hızlı yayılan tür.

Yabancı güçlerle işbirliği “Dış güçlerin adamı” suçlaması.

Yasal boyutu
TCK m.125’e göre iftira suç. “Birine hukuka aykırı fiil isnat edip yetkili makamlara şikayet eden” kişi 1-4 yıl hapisle yargılanır. Basın yoluyla işlenirse ceza artar.

Siyasetçiler de şikayetçi olabilir ama dava yıllar sürer. Seçim bitmiş olur, iftira amacına ulaşmış olur


Aydın KAYA

ALFA Anadolu TV KÖŞE YAZARI

🌿 Defne Ağacının Gölgesinde Üç Kadın 🌿Bazı hikâyeler vardır; ne bir kitaba sığar ne de birkaç satıra...Bir defne ağacını...
06/06/2026

🌿 Defne Ağacının Gölgesinde Üç Kadın 🌿
Bazı hikâyeler vardır; ne bir kitaba sığar ne de birkaç satıra...
Bir defne ağacının gölgesinde dururken düşündüm. Yüzyıllardır ayakta kalan bu ağaç, nice fırtınalar görmüş, nice mevsimlere tanıklık etmişti. Kökleri derinde, dalları gökyüzüne uzanıyordu. Tıpkı güçlü kadınlar gibi...
Bir tarafta Mona Lisa vardı; asırlardır gizemli bakışıyla insanlığı düşündüren, güzelliğini yüzünden çok ruhunda taşıyan bir kadın...
Bir tarafta Defne vardı; adını aldığı ağaç gibi. Sabırlı, dirençli, kökleri sağlam, her mevsimde yeniden yeşermeyi bilen...
Hayat bazen insanı sınar. Kimi zaman yapraklar dökülür, kimi zaman dallar yorulur. Ama önemli olan, bütün zorluklara rağmen özünü kaybetmeden ayakta kalabilmektir.
Çünkü gerçek güzellik; kusursuz görünmekte değil, güzel bir yürek taşıyabilmektedir.
Doğa bunu her gün sessizce anlatır bize.
Bir çiçeğin açışında, bir yaprağın direnişinde, bir ağacın kök salışında.
Ve belki de bu yüzden her defne yaprağında biraz umut, her esen rüzgârda biraz huzur vardır.
Çünkü insanın gerçek değeri; sahip olduklarında değil, kalbinde taşıdığı iyilikte saklıdır.
Zamana yenilmeyen güzellik, merhametle yoğrulmuş bir ruhtur.
İşte bu yüzden; zarafetiyle iz bırakan, duyarlılığıyla gönüllere dokunan, insan kalabilmenin kıymetini hatırlatan her hikâyenin sonunda tek bir isim kalır
Meltemce... 🌿

Dünya Çevre Günü ( 5 Haziran )     ONLAR Kİ , EN GÜZEL YAŞAM ALANI     Sahip çıkalım doğaya     Kıymayalım taşına toprağ...
06/06/2026

Dünya Çevre Günü ( 5 Haziran )

ONLAR Kİ , EN GÜZEL YAŞAM ALANI

Sahip çıkalım doğaya
Kıymayalım taşına toprağına
Onlar ki en güzel yaşam alanı
Sağlıklı nefes alacağız onlarla!

Kesmeyelim ağacı ,
Yok etmeyelim ormanı
Onlar ki en güzel yaşam alanı
Bitkinin hayvanın barınağı

Yeryüzü onlarla değerli
Kesersen yakarsan nasıl yaşayacaksın ki
Onlar ki en güzel yaşam alanı
Yeter de yakana, yok etme koru ormanı

Kurdun, kuşun, her türlü hayvanın barınağı
Ceylanların, aslanın yurdu, yuvası
Onlar ki en güzel yaşam alanı
Bozma yuvalarını, bozarlar yuvanı

Öyle bir tecelli eder ki adalet ,
Açarsın gözünü, tependedir felaket
Onlar ki en güzel yaşam alanı
Yok etme ormanı, yaşayalım saadet

Sana son sözüm , sakın aklından çıkarma
Düşün biraz, bakmaya yüzün olsun doğaya
Onlar ki en güzel yaşam alanı
Nasıl bakacaksın evlatların suratına , huzurla!

Kesmezsen , talan etmezsen ormanı
Yakmazsan , ranta kurban etmezsen barınağı
Onlar ki en güzel yaşam alanı
Sunacaktır sana muhteşem bir iklimi , vatanı !
Ferhan Yeşil

Dünya Çevre Günü nedeniyle,
Haykırışım...

Address

Antakya

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when ALFA Anadolu TV posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to ALFA Anadolu TV:

Share

Category