15/01/2026
Psikolog Saadet Elevli
Neden Kopamıyoruz?
“Duygusal İlişkilerde Kalmanın Görünmeyen Nedenleri"
Bazı ilişkiler vardır; insanın içini sıkar, canını yakar ama yine de bırakılamaz. Akıl “bitmeli” der, kalp devam eder… Çevresindeki insanlar kişiye “neden hâlâ?” diye sorar, kişi ise çoğu zaman bu sorunun cevabını kendisi bile net olarak bilemez. İşte bu noktada mesele bir ilişki sorunu olmaktan çıkar; kopamama psikolojisine dönüşür.
Duygusal ilişkilerde kopamamak, çoğu zaman zannedildiği gibi “çok sevmek” değildir. Daha derinde, çok daha erken dönemlere uzanan psikolojik dinamikler vardır.
İnsan zihni tanıdık olana bağlanır. Çocuklukta öğrenilen ilişki biçimi — ihmal, belirsizlik, koşullu sevgi — yetişkinlikte “normal” algısı haline gelir. Kişi aslında ilişkiye değil, tanıdık acıya tutunur. Çünkü bilinçdışı için tanıdık olan, güvenlidir. Sağlıklı olan ise çoğu zaman yabancıdır.
Bu yüzden bazı insanlar huzurlu ilişkilerde sıkılırken, zorlayan ilişkilerde derin bir bağ hisseder.
Kopamamanın en güçlü yakıtı umuttur. “Bir gün anlayacak”, “şartlar değişince düzelecek”, “aslında iyi biri ama…” cümleleri, kişinin bugünkü gerçekliği görmesini engeller. Umut, burada iyileştirici değil, erteleme mekanizmasıdır.
Kişi ilişkiyi değil, ilişkinin olabileceği ihtimali sever.
Bazı insanlar için ilişki, sevgi alışverişi değil; kendini değerli hissetme aracıdır. Karşı tarafın ilgisi azalınca kişi sadece bir ilişkiyi değil, benlik algısını kaybediyormuş gibi hisseder. Bu da kopmayı, neredeyse varoluşsal bir tehdit haline getirir.
Bu noktada soru şudur:
“Bu ilişkide kalmazsam, ben kimim?”
Çoğu kişi “yalnız kalmaktan korkuyorum” der. Oysa korkulan şey yalnızlık değil, kendinle baş başa kalınca hissedilecek duygulardır: boşluk, değersizlik, öfke, yas… İlişki, bu duygularla yüzleşmemek için bir siper görevi görür.
Kopmak demek, sadece birini kaybetmek değil; bastırılan duygularla karşılaşmayı da göze almaktır.
Kopamayan kişiler genellikle güçlü, anlayışlı ve sabırlıdır. Ancak bu güç, zamanla kişinin kendine karşı kullanılmaya başlanır. “Ben idare ederim”, “şartlar zor”, “o da elinden geleni yapıyor” derken, sınırlar sessizce silinir.
Bir noktadan sonra kişi şunu fark eder: