Der Fokus

Der Fokus Avrupa’da yaşayan Türkiyelilerin sesi

https://twitter.com/derfokus

"BAŞKANLIK SİSTEMİ TÜRKİYE'NİN FELAKETİ OLDU": HAŞİM KILIÇ, ERTUĞRUL GÜNAY VE HÜSEYİN ÇELİK'TEN ÇARPICI AÇIKLAMALARTürki...
08/04/2026

"BAŞKANLIK SİSTEMİ TÜRKİYE'NİN FELAKETİ OLDU": HAŞİM KILIÇ, ERTUĞRUL GÜNAY VE HÜSEYİN ÇELİK'TEN ÇARPICI AÇIKLAMALAR

Türkiye'nin yakın siyasi tarihi, anayasal düzeni ve mevcut hukuk sistemi üzerine gerçekleştirilen, eski Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Haşim Kılıç ile eski bakanlar Ertuğrul Günay ve Hüseyin Çelik'in konuşmacı olarak katıldığı Yeni Demokrasi Platformu etkinliği, gündem yaratacak tartışmalara sahne oldu. Etkinlikte ağırlıklı olarak 2010 Anayasa Referandumu sonrası Türkiye'nin girdiği yol, ifade özgürlüğünün daraltılması, Türk tipi başkanlık sisteminin getirdiği yıkımlar, KHK mağduriyetleri ve siyasi partilerdeki "tek adam" hegemonyası masaya yatırıldı.

"Askeri Vesayetin Yerini Başka Bir Vesayet Aldı"
Sözlerine 2010 yılındaki anayasa değişikliklerinin Türkiye için bir milat olduğunu belirterek başlayan eski AYM Başkanı Haşim Kılıç, söz konusu referandumun askeri ve yargı vesayetini sonlandırdığını ancak bu boşluğun kısa süre içinde yeni bir vesayet odağı tarafından doldurulduğunu ifade etti.

"Biz vesayet kalktığında daha mutlu, demokratik bir dünyanın yaşanacağını tahmin ediyorduk ama olmadı" diyen Kılıç, bugünkü toplum yapısında ifade özgürlüğü yerine ağırlıklı olarak "susma hakkının" kullanıldığını, bunun da toplumda büyük bir kırılma yarattığını vurguladı. "Kötülüklere karşı iyi insanlar suskunluğunu sürdürürse, bu kötülükler çok daha uzun süre devam edecektir. Bu suskunluğu bozmalıyız," ifadelerini kullanan Kılıç, hukukun üstünlüğü ve adaletin yeniden tesisi için sessizliğin kırılması gerektiğinin altını çizdi.

AK Parti'nin Kapatılma Davası: "Bugün Olsa Yine Aynı Kararı Veririm"
Haşim Kılıç, konuşmasında kendisine sıkça yöneltilen "Siz AK Parti'yi kapatmasaydınız bunlar başımıza gelmeyecekti, kritik bir oyunuz vardı" eleştirisine de yanıt verdi. Hakimlerin dostluk, düşmanlık veya dışarıdan gelen baskılarla değil, namus, şeref ve ahlaki değerler çerçevesinde karar vermesi gerektiğini belirten Kılıç, siyasi partilerin terör ve şiddete bulaşmadığı sürece kapatılmaması gerektiğine inandığını hatırlattı. Kılıç, "Bugün Anayasa Mahkemesi başkanı olsaydım ve önüme yeniden AK Parti'nin kapatılma davası gelseydi, vicdanen rahat bir şekilde yine aynı kararı verirdim" dedi.

"Yargı Kararlarına Uymayanlara İdari ve Mali Ceza Gelmeli"
Türkiye'de AYM ve AİHM kararlarının uygulanmamasından büyük utanç duyduğunu belirten Kılıç, bu durumun demokratik ülkelerde tartışma konusu dahi yapılamayacağını söyledi. Hukuksuzluğun önüne geçebilmek adına anayasal bir çözüm önerisi sunan Kılıç, yargı kararlarını uygulamayan kamu görevlilerine ve mahkeme üyelerine yönelik mutlaka idari, cezai ve mali sorumluluklar getirilmesi gerektiğini vurguladı.

Hüseyin Çelik'ten Başkanlık Sistemine Sert Eleştiri: "Tamamen Etkisiz Bir Meclis"
Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ise Türkiye’nin yönetim biçimine ve mevcut siyasi liderlik anlayışına yönelik sert eleştirilerde bulundu. Cumhuriyet kavramının içini doldurmak gerektiğinden bahseden Çelik, dünyanın dört bir yanında (Kuzey Kore, Çin, Rusya, Suriye) adında "Cumhuriyet" geçen ancak halkın hiçbir şekilde iradesini sandığa veya yönetime yansıtamadığı otokratik ve totaliter rejimler olduğunu hatırlattı.

"Partili Cumhurbaşkanlığı ve Türk tipi başkanlık sistemi, bizim asıl felaketimiz olmuştur" diyen Çelik, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tarihin hiçbir döneminde bugünkü kadar etkisiz ve yetkisiz kılınmadığını ifade etti. TBMM’nin yasama görevini yerine getiremediğini, her şeyin liderin iki dudağı arasında olduğunu belirten Çelik, bütçe görüşmelerinin bile sembolik ve seremonyal olduğunu, milletvekillerinin bir kelimeyi dahi değiştiremediğini savundu.

"Liderler Başarılıyken de Bırakmıyor, Başarısızken de"
Türkiye'deki parti içi demokrasi eksikliğine de vurgu yapan Hüseyin Çelik, siyasi partilerin büyük oranda lider sultasına girdiğini belirtti. Liderlerin zayıfken liyakatli insanlarla çalıştığını, ancak gücü ele aldıkları andan itibaren liyakat prensibinin yerini mutlak "sadakat ve biate" bıraktığını söyleyen Çelik, kendi partisi AK Parti de dahil olmak üzere sağdan sola Türkiye'deki tüm liderlerin güçlü ve liyakatli isimleri bertaraf ettiğini dile getirdi.

Çelik, "Liderler güçlüyken de siyaseti bırakmıyor, 99 seçiminde olduğu gibi CHP baraj altında kalınca veya İYİ Parti gibi durumlarda başarısız olunca da koltukları terk etmiyorlar. Türkiye'de siyaset demokratik bir liderlik, ortak akıl arayışından çok lokomotif liderlik halini almıştır; lokomotifin peşindeki vagonların hiçbir iradesi yoktur" sözleriyle parti teşkilatlarındaki biat kültürünü eleştirdi.

KHK Mağduriyetleri ve Masumiyet Karinesi Vurgusu
Etkinliğin en çarpıcı başlıklarından biri de Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile ihraç edilenler ve 15 Temmuz sonrasında yaşanan hukuksuzluklar oldu. Hüseyin Çelik, yargı kararı olmaksızın sadece isim listeleriyle insanların işinden edilip çoluk çocuk perişan edildiğini vurgulayarak, bunu yapanların dünyada ve ahirette sorumlu olacağını söyledi.

Cezaevlerindeki masum çocuklar ve emir kulu oldukları için yıllarca haksız yere hapis yatan genç askeri öğrencilerin durumuna değinilirken Çelik ve Günay, masumiyet karinesini ve suçun şahsiliği ilkesini hatırlattı. "Suçların ferdiliği prensibini unuttuk, Kur'an'da 10 yerde babanın hatasından dolayı çocuğun sorumlu tutulamayacağı söyleniyor," diyen Çelik, sivil ölüme terk edilen KHK'lılar için vicdani duruş çağrısı yaptı. Ertuğrul Günay da 8 yıl boyunca haksız yere hapis yatan erlerin beraat etmesini "basın bile haber yapmıyor" diyerek eleştirdi ve eğer adaletsizlik varsa siyasi aidiyet gözetmeksizin herkesin hakkının savunulması gerektiğini ifade etti.

Ertuğrul Günay: "Dürüst Siyaset Türkiye'de Bir Edebiyat Konusu"
Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Türkiye'deki denetimsizlik, rant siyaseti ve mal beyanlarının şeffaf olmaması üzerinden siyasi etik sorunlarına değindi. Birçok siyasetçinin göreve gelirken mevcut malını değil, görev bittiğinde sahip olacağını öngördüğü mal varlığını yazarak kılıfına uydurmaya çalıştığını ifade eden Günay, "Kuralların, sınırların ve yaptırımların olmadığı bir ülkede 'dürüst siyaset' sadece bir edebiyat konusudur, bir söylemdir, gerçeğe dönüşemez," dedi.

Milletvekilliği ve meclis sisteminin çarpıklığını seçmen iradesi üzerinden anlatan Günay, Türkiye'de seçmenin aslında seçim yapmadığını; bir partideki 15 kişilik genel merkez delegasyonu tarafından hazırlanan "onaylanmış" listeleri mecburen oyladığını belirtti. Geçmişte uygulanan "karma listelerin" tekrar tartışılması gerektiğini belirten Günay, seçmenin dilediği adayı seçebilme özgürlüğünün ancak bu lider saltanatını ve vesayetini yıkabileceğini dile getirdi.

Son olarak Türkiye'de sadece iktidarın değil, muhalefetin de ciddi bir tıkanıklık yarattığını vurgulayan katılımcılar, hukukun gücünün sınırlandığı yerde sadece kaosun doğacağını belirttiler. Toplantı, adalet, ekonomi ve toplumsal barış için siyasetin partilerin tekelinden çıkarılıp toplumun geneline yayılması ve yeni demokrasi arayışlarına dair umut mesajlarıyla son buldu.

Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen “Önce Siyaset Değişmeli” konferansında, eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç dikkat çeken açıklamalarda bulun...

MHP'DE DEPREM: İSTANBUL ÖRGÜTÜNÜN FESHİ VE ANKARA'YI SARSAN GÜÇ SAVAŞLARISiyaset dünyası, Milliyetçi Hareket Partisi'nde...
08/04/2026

MHP'DE DEPREM: İSTANBUL ÖRGÜTÜNÜN FESHİ VE ANKARA'YI SARSAN GÜÇ SAVAŞLARI

Siyaset dünyası, Milliyetçi Hareket Partisi'nde (MHP) yaşanan son dakika depremiyle sarsıldı. MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın'ın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamayla, partisinin İstanbul İl Örgütü ve 39 ilçe teşkilatının parti tüzüğünün ilgili maddeleri uyarınca feshedildiği duyuruldu. Bu ani gelişme, uzun süredir parti içerisinde için için kaynayan liderlik ve rant savaşlarının artık gün yüzüne çıktığının en net göstergesi olarak yorumlanıyor.

MHP içindeki bu büyük çaplı operasyon, geçtiğimiz günlerde Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter'in görevden alınmasıyla başlamış ve bu tasfiyenin genişleyerek İstanbul örgütünü içine almasıyla yeni bir boyut kazanmıştı. Kulislerde, Devlet Bahçeli'nin bir danışmanı ile İzzet Ulvi Yönter arasında yaşanan çekişmede Bahçeli'nin danışmanından yana saf tuttuğu ve ona tavır alan İstanbul örgütünün ipini çektiği belirtiliyor.

MHP İçindeki Çatlak: Devlet Bahçeli Sonrası Kim Gelecek?
Siyasi analistlere ve gazeteci Erk Acarer'e göre MHP içerisindeki bu kavga, "Devlet Bahçeli sonrası parti yönetimini kim devralacak?" sorusu ile "Güç ve rant paylaşımı nasıl olacak?" sorularının iç içe geçtiği bir savaşın yansıması. MHP'de yıllardır alışık olunmayan bu tür yüksek sesli çatışmaların, Bahçeli'nin ilerleyen yaşı ve "otorite" algısındaki aşınma ile doğrudan ilgili olduğu öne sürülüyor. Üstelik Alparslan Türkeş'in çocuklarının dahi Bahçeli'ye ve onun yürüttüğü politikalara açıkça cephe alması, MHP içerisindeki fay hatlarının ne kadar derinleştiğini gösteriyor.

Bunun yanı sıra AKP'ye verilen koşulsuz desteğin ve son dönemde Abdullah Öcalan ile yürütülen süreçte takınılan tutumun parti tabanında ciddi bir rahatsızlık yarattığı da konuşulan başlıklar arasında. Ancak uzmanlar, MHP'nin sadece taban oylarıyla değil; güvenlik bürokrasisi, polis ve yargı içerisinde tuttuğu köşe başlarıyla değerlendirilmesi gerektiğini, asıl kavganın bu bürokratik alanlarda yaşandığını vurguluyor.

Ayhan Bora Kaplan Dosyası ve Emniyetteki "Darbeci" Kumpası İddiaları
MHP'de yaşananların perde arkasını anlamak için Ankara merkezli büyük mafya dosyalarına bakmak şart. Özellikle Ayhan Bora Kaplan suç örgütü etrafında dönen iddialar, emniyet, siyaset ve medya üçgenindeki çürümeyi gözler önüne seriyor. Ek iddianamelere yansıyan bilgilere göre, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu döneminde palazlanan suç örgütleri, yeni İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'nın göreve gelmesiyle ciddi bir tasfiye süreciyle karşılaştı.

Ayhan Bora Kaplan'ın tutuklanmasının ardından, örgütün iki numarası konumundaki Serdar Sertçelik ve örgüt avukatları tarafından akılalmaz bir kumpas devreye sokuldu. İddiaya göre, örgütü çökerten polislere yönelik "darbeci" suçlaması yöneltilerek, soruşturmayı yapan polislerin Bekir Bozdağ ve Erdoğan gibi isimlere kumpas kurduğu algısı yaratılmaya çalışıldı. Bu kumpasta bazı havuz medyası gazetecilerinin (Abdurrahman Şimşek, Nedim Şener, Burak Doğan vb.) kullanıldığı, asıl amacın Ayhan Bora Kaplan'ı ve onunla işbirliği içinde olan Süleyman Soylu ekibini yargı kıskacından kurtarmak olduğu ortaya döküldü. MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin grup toplantısında isim vermeden bu polislere "vampir", "kripto" şeklinde yüklenmesinin de bu kumpas çerçevesinde kendisinin manipüle edilerek eline tutuşturulan metinden kaynaklandığı öne sürülüyor.

İş Dünyasında Yeni "Çökme" Organizasyonları: Öncü Sönmez'in İfadeleri
Bürokraside ve emniyette bu savaşlar sürerken iş dünyasında da mafya ile devlet içindeki odakların nasıl işbirliği yaptığı bir iş insanının itiraflarıyla patlak verdi. Öncü Sönmez isimli iş insanı, kendisine yönelik "çökme" operasyonlarını isim isim ifşa etmeye başladı. Ali Uzun çetesi ve Hacı Süleymanoğulları'nın taşeronluğunda yürütülen çökme girişimlerinde kendisinden önce 5 milyon dolar, daha sonra "işi çözmek için" 2 milyon dolar istendiğini; kabul etmeyince de havuz medyasındaki gazeteciler aracılığıyla itibar suikastlarına uğradığını ifade etti. İddialar arasında Adalet Bakanı'nın şoförünün de sürece müdahil olduğu yer alıyor. FETÖ borsası ve çökme sistemlerinin ardından yeni çetelerin bu rantı devraldığı görülüyor.

CHP, DEM Parti ve Olası Ara Seçim
İktidar cenahında ve devlette bu krizler yaşanırken, muhalefet cephesinde sular durgun değil. Bursa Belediye Başkanı'nın tutuklanıp yerine kayyum atanmasının ardından oldukça sinirlenen CHP Lideri Özgür Özel, hükümete "Mafya mısınız?" diyerek sert yüklendi. Bütün belediyelere el konulabileceğini öngören CHP, Meclis'te 22 vekilin istifasıyla bir ara seçim zorlamaya çalışıyor. Ancak ara seçim kararı Meclis Genel Kurulu onayını gerektirdiği için Erdoğan'ın izni olmadan seçime gitmek hukuken imkansız gözüküyor.

Bu süreçte DEM Parti ile de görüşen CHP, umduğunu bulamadı. DEM Parti'nin kendi ajandasını yürüttüğü ve İmralı'da Abdullah Öcalan'a resmi bir ofis/müzakere masası kurulması talebi etrafında pozisyon aldığı, dolayısıyla CHP'nin ara seçim talebini desteklemediği aktarılıyor.

Sözcü TV'de Ayrılık: Yılmaz Özdil Gitti
Gündemin bir diğer dikkat çeken maddesi ise muhalif medyanın amiral gemilerinden Sözcü Televizyonu'nda yaşanan yönetim değişikliği. Kanalın yönetimine gelmesinin ardından "tarafsızlık" ve "merkeze kayma" politikası güden Yılmaz Özdil, bu stratejisinin CHP ile çatışmaya dönmesi ve kanalın izleyici tabanından gelen yoğun tepkiler üzerine görevini bırakmak zorunda kaldı. Bu durum, Türkiye'de kutuplaşmış siyasi ortamda ana akım ve tarafsız haberciliğin artık fiilen imkansızlaştığının bir kanıtı olarak değerlendiriliyor.

Trump'ın bitmeyen askeri operasyon açıklamaları, küresel çapta bir Ortadoğu savaşı riski ve içerideki devasa siyasi fırtınalarla birlikte Türkiye siyaset sahnesi, tarihin en karmaşık ve çok bilinmeyenli denklemlerinden birine doğru savrulmaya devam ediyor.

MHP'DE DEPREM! | Can Dündar ve Erk Acarer ile Bilanço

DÜNYA NÜKLEER FELAKETİN EŞİĞİNDEN DÖNDÜ: ABD-İRAN HATTINDA SÜRPRİZ ATEŞKES VE KÜRESEL ETKİLERİ8 Nisan 2026 itibarıyla dü...
08/04/2026

DÜNYA NÜKLEER FELAKETİN EŞİĞİNDEN DÖNDÜ: ABD-İRAN HATTINDA SÜRPRİZ ATEŞKES VE KÜRESEL ETKİLERİ

8 Nisan 2026 itibarıyla dünya, küresel çapta bir nükleer felaketin eşiğinden dönmenin derin bir nefesini aldı. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump'ın "Bir medeniyet bu gece yok olacak" diyerek İran'a verdiği 10 günlük sürenin dolmasına yalnızca 88 dakika kala, baş döndürücü bir diplomasi trafiği sonucunda iki haftalık ateşkes kararı alındı. Trump ve Tahran yönetimleri, küresel petrol ticaretinin can damarı olan Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve karşılıklı saldırıların durdurulması şartıyla uzlaşmaya vardı.

Ateşkesin duyurulmasının ardından İran cephesi açıkça zafer ilan etti. İran Yüksek Milli Güvenlik Konseyi'nden yapılan açıklamalarda, ABD'nin ve müttefiklerinin "ezici bir mağlubiyete uğradığı" öne sürülürken, ABD'nin İran tarafından masaya konulan 10 maddelik planı mecburen kabul ettiği vurgulandı. Müzakereler, Pakistan'ın arabuluculuğunda İslamabad'da gerçekleştirilecek ve bu geçici ateşkes sürecinde kalıcı bir barış anlaşmasının yolları aranacak.

Diplomasi Trafiği ve Çin'in Kritik Müdahalesi
Savaşı durduran sürecin perde arkasında ise oldukça yoğun saatler yaşandı. Geri sayımın sonlarına yaklaşılırken, ABD Genelkurmay Başkanı, Savunma Bakanı ve Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı, İran'da 50 ila 80 civarı hedefi vurmak için son hazırlıklarını tamamlamıştı. Ancak İran'ın yeni dini lideri Müçteba Hamaney'in çağrısıyla sivil halkın enerji tesisleri, termik santraller, barajlar ve nükleer tesisler etrafında "etten duvar" örmesi, olası sivil katliamlarının boyutunu devasa bir noktaya taşıyınca Batı medyasından ve Avrupa'dan Trump'a baskılar artmaya başladı.

Bu kriz anında en kritik müdahalelerden biri Çin'den geldi. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile görüşerek İran'ın Hürmüz Boğazı'nın açılması şartıyla masaya oturmaya sıcak baktığını Washington'a iletti. Papa'nın ve ABD içerisindeki Cumhuriyetçi senatörlerin baskıları, tırmanan benzin fiyatları ve büyük ekonomik maliyetler, Trump'ı son anda geri adım atmaya zorladı. Nihayetinde Trump, yerel saatle 18:32'de "İran'ın boğazı açması şartıyla ateşkes teklifini kabul ediyorum" açıklamasını yaptı.

Kilit Nokta: Hürmüz Boğazı ve Küresel Ekonomi
Savaşın gidişatını doğrudan etkileyen en büyük faktör, dünya petrol trafiğinin beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın İran Devrim Muhafızları tarafından kapatılmasıydı. Ateşkes ilan edilmiş olsa da boğaz çevresinde, yaklaşık 800'ü Körfez'in içinde olmak üzere, toplamda 2000'e yakın gemi (petrol, LNG, kimyasal madde, kuru yük taşıyan gemiler) mahsur kalmış durumdaydı. Gemilerin Ümit Burnu veya Süveyş Kanalı gibi devasa maliyetli ve haftalar süren alternatif rotaları dolaşma ihtimali, armatörlere günlük milyonlarca dolar zarar yazıyordu.

İran, ateşkes kapsamında geçişlere kademeli olarak izin verse de kontrolü hala kendi elinde tutuyor. Hatta bölgeden yansıyan bilgilere göre, Alman taşımacılık şirketine ait bir konteyner gemisi, İran Devrim Muhafızlarına 2 milyon dolarlık bir "geçiş ücreti" ödeyerek ve özel eskort eşliğinde boğazdan çıkabildi. Savaş durumu sebebiyle gemilerden alınan gayriresmi "korku ücretleri", varil başına petrol fiyatını kağıt üzerinde 95 dolar seviyelerinde gösterse de fiili satışlarda çok daha yüksek meblağların konuşulduğuna işaret ediyor. Ateşkes kararıyla birlikte altın fiyatları güvenli liman algısıyla yükselişini sürdürerek rekor kırarken, petrol fiyatlarında hafif çaplı geri çekilmeler yaşandı.

Kırılgan Ateşkes ve İsrail'in İtirazları
Uluslararası ilişkiler uzmanları ve diplomatik çevreler, ilan edilen bu ateşkesin oldukça "kırılgan" ve "sahte" olabileceği konusunda hemfikir. Sabah saatlerinde Körfez bölgesinden (Bahreyn, Kuveyt vb.) gelen füze ve İHA saldırısı haberleri, ateşkesin tam olarak sahaya yansımadığını gösteriyor.

En dikkat çekici tepki ise İsrail'den geldi. İsrail muhalefet lideri Yair Lapid, Başbakan Binyamin Netanyahu'yu hedeflerine ulaşamamakla ve benzeri görülmemiş bir siyasi felakete yol açmakla suçladı. İsrail yönetimi, ateşkesin sadece İran coğrafyasını kapsadığını öne sürerek Lübnan ve Hizbullah hedeflerine yönelik operasyonlarını sürdüreceğinin sinyalini verdi. Uzmanlara göre, ağır bir prestij kaybı yaşayan ve sığınaklara inmek zorunda kalan İsrail halkının baskısı altındaki Netanyahu yönetiminin, bu 15 günlük müzakere sürecini sabote etme ihtimali oldukça yüksek. Öte yandan Amerika'nın, bölgedeki müttefikleri olan Körfez Arap ülkelerini İran saldırılarına karşı yeterince savunamaması, Ortadoğu'daki güvenlik mimarisinde ABD aleyhine ciddi bir sarsıntı yarattı.

Türkiye Gündemi: Konsolosluk Önünde Çatışma, Ekonomik Şoklar ve Değişimler
Dış politikadaki bu devasa sarsıntıların gölgesinde Türkiye'de de art arda çarpıcı gelişmeler yaşanıyor:

İsrail Başkonsolosluğuna IŞİD İrtibatlı Saldırı: İstanbul Beşiktaş'taki İsrail Başkonsolosluğu binası önünde, İzmit'ten araç kiralayarak gelen üç silahlı ve profesyonel donanımlı saldırgan polisle çatışmaya girdi. İki polis memurunun hafif yaralandığı olayda, teröristlerden biri ölü ele geçirilirken diğer iki kardeş yaralı yakalandı. Saldırıda öldürülen Yunus Emre S.'nin 2018 yılında bir IŞİD davasından yargılanıp beraat etmiş olması, istihbarat ve güvenlik zafiyeti konusunda ciddi tartışmaları beraberinde getirdi. Soruşturma kapsamında gözaltı sayısı 11'e yükseldi.

Bürokraside Deprem: İç siyasette ve kamu yönetiminde de sular durulmuyor. Vakıfbank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstün Salih, adı şaibeli şirketler, uygunsuz kredi iddiaları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik bir soruşturmada firari olan bir şahsın jetini kiralama olaylarına karıştığı gerekçesiyle Cumhurbaşkanı kararıyla görevden alındı. Yerine Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan atanırken, Halkbank'ın yeni genel müdürü ise Recep Süleyman Özdil oldu.

Ekonomide Çifte Zam Şoku: Vatandaşların ekonomik mücadelesi ise rekor zamlarla iyice zorlaştı. Motorinin litre fiyatına tek kalemde 7 lira 80 kuruş zam gelerek fiyatlar 90 lira sınırına dayandı. Kamyoncu ve nakliyeci esnafı günlük yakıt masraflarının 4.000 TL'yi aştığını belirterek bu maliyetin altından kalkamayacaklarını dile getirdi. Akaryakıttaki bu devasa zammın üstüne bir de Çaykur, kuru çay fiyatlarına ortalama %10 zam yaptığını duyurdu. Zincir marketler etiket değiştirmeye başlarken; pazarlarda salatalık, biber gibi temel tarım ürünlerinin fiyatlarının 100 ile 250 TL arasında seyretmesi enflasyonun geldiği noktayı gözler önüne seriyor.

Yeşil Sahalara Acı Veda: Mircea Lucescu Hayatını Kaybetti
Günün son acı haberi spor dünyasından geldi. Türkiye'de Galatasaray ve Beşiktaş gibi büyük kulüplerde efsanevi şampiyonluklar yaşayan, aynı zamanda bir dönem A Milli Futbol Takımımızı da çalıştıran ünlü Rumen teknik direktör Mircea Lucescu, 80 yaşında kalp krizi geçirerek hayata veda etti. Son olarak Romanya Milli Takımı'nı çalıştıran Lucescu, geçtiğimiz ay Türkiye'ye karşı oynanan maçın hemen ardından antrenman sahasında fenalaşarak Bükreş'te hastaneye kaldırılmıştı. Lucescu'nun vefatı, Türk ve Rumen futbol camiasında büyük bir üzüntüyle karşılandı.

Dünya nükleer felaketin eşiğinden döndü. Trump’ın İran verdiği mühletin dolmasına 88 dakika kala gelen telefon… Savaş 15 gün ara verildi. Trump geri adım att...

15 Temmuz sonrası süreçte hapis cezasına çarptırılan askeri öğrencilerin ve alt rütbeli askerlerin anneleri, Ankara'da b...
05/04/2026

15 Temmuz sonrası süreçte hapis cezasına çarptırılan askeri öğrencilerin ve alt rütbeli askerlerin anneleri, Ankara'da bir araya gelerek yaşadıkları mağduriyetleri ve adalet taleplerini dile getirdi. KHK TV tarafından aktarılan etkinlikte anneler, çocuklarını devlete emanet ettiklerini ancak müebbet hapis cezalarıyla karşılaştıklarını belirterek yetkililere seslendi.

İşte annelerin feryatlarından ve paylaştıkları:

"Devlete Emanet Ettik, Müebbet Verdiler"
Ankara'da düzenlenen buluşmada konuşan askeri öğrenci anneleri, çocuklarının vatan sevgisiyle yetiştirildiğini ve devletin en güvenilir kurumlarına teslim edildiğini vurguladı. Annelerden biri, oğlunu 14 yaşında bölge birincisi ve Türkiye dördüncüsü olarak askeri liseye gönderdiğini belirterek, "Ben devletime emanet ettim, o gece bir kurşun dahi atmayan çocuğuma ağırlaştırılmış müebbet verdiler" dedi.

Emre İtaat ve Hukuki Çelişkiler Gündemde
Anneler, çocuklarının o gece sadece komutanlarından gelen "terör saldırısı var" şeklindeki emirlere uyduklarını ifade etti. Konuşmalarda öne çıkan bazı detaylar şunlar oldu:

Ateş Etmeme İradesi: Birçok anne, çocuklarının halka ateş açma emrine uymadığını, silahlarını güvenlik güçlerine eksiksiz teslim ettiğini ve bu durumun kamera kayıtları ile bilirkişi raporlarında sabit olduğunu belirtti.

Hukuki Çelişki: Benzer durumdaki bazı dava dosyalarında öğrencilerin "rütbesizlik ve yaş itibariyle darbe yapamayacağı" gerekçesiyle tahliye edildiği, ancak kendi çocuklarına "mahkemede ağır konuştukları" veya başka belirsiz nedenlerle en ağır cezaların verildiği iddia edildi.

Hücre Hapsi ve Uzak Şehirler: Mahkum edilen gençlerin hayatlarının en verimli 10 yılını tek kişilik hücrelerde geçirdikleri, ailelerinden çok uzak illerdeki cezaevlerine gönderilerek görüş imkanlarının zorlaştırıldığı dile getirildi.

İhraç Listesini Kendi Yazan KHK'lı Anne
Etkinlikte söz alan eski bir sivil memur, Denizli'de görev yaparken eşinin darbe girişimi suçlamasıyla tutuklandığını anlattı. İlginç bir ayrıntı olarak, o dönemde kurumunda "yakını cezaevinde olanların listesini hazırlama" görevinin kendisine verildiğini ve bu listeye kendi ismini de yazarak KHK ile ihraç edildiğini söyledi. Eşinin önce beraat ettiğini ancak daha sonra kararın bozularak onandığını belirterek adaletin yeniden tecelli etmesini istedi.

Toplumsal Barış ve Yeniden Yargılama Talebi
Asker anneleri, 15 Temmuz darbe girişimini şiddetle kınadıklarını ancak suçsuz olduğuna inandıkları çocuklarının bu olayın mağduru haline getirildiğini savundu. Devlet büyüklerine ve siyasi partilere seslenen aileler şu taleplerde bulundu:

Askeri mevzuat ve emir-komuta zinciri dikkate alınarak yeniden yargılama yapılması.

Bireysel eylem ve niyet unsurlarının titizlikle değerlendirilmesi.

Toplumsal barışın sağlanması adına mağduriyetlerin giderilmesi ve "eşit yasa" çıkarılması.

Anneler, "Anneler yaşlandı, babalar hasretle mezara girdi" diyerek sürecin daha fazla uzamadan çözülmesini ve çocuklarının özgürlüğüne kavuşmasını beklediklerini ifade etti. Program, siyasi parti temsilcileri ve sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle sona erdi.

"Biz çocuğumuzu hiçbir cemaate emanet etmedik, en güvendiğimiz kurum diye Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, devlete pırıl pırıl emanet ettik..."Bu videomuzda, "Ada...

Tr724 TV kanalında yayınlanan "Parametre" programında İktisatçı Prof. Dr. Ercan Ekmekçioğlu, Orta Doğu'daki askeri geril...
05/04/2026

Tr724 TV kanalında yayınlanan "Parametre" programında İktisatçı Prof. Dr. Ercan Ekmekçioğlu, Orta Doğu'daki askeri gerilimlerin küresel ve yerel ekonomiye etkilerini kapsamlı bir şekilde değerlendirdi. Programda öne çıkan başlıklar ve analizler şu şekilde özetlenebilir:

Trump'ın "Taş Devri" Retoriği ve Küresel Riskler
Programda ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik "taş devrine göndereceğiz" şeklindeki sert açıklamaları ele alındı. Prof. Ekmekçioğlu, bu tür hiperbolik söylemlerin askeri bir stratejiden ziyade bir "şok ve dehşet" dalgası yaratmayı amaçlayan siyasi bir retorik olduğunu belirtti. Ancak 2026 dünyasının birbirine sıkı sıkıya bağlı ekonomik yapısında, bir ülkeyi taş devrine döndürmeye çalışmanın "bumerang etkisi" yaratarak saldırganı da "tunç çağına" sürükleme riski taşıdığı vurgulandı. Özellikle İran'ın yayılmış ve yer altına gizlenmiş altyapısının tek atışta devre dışı bırakılamayacağı, olası bir Hürmüz Boğazı krizinin küresel petrol fiyatlarını ve tedarik zincirlerini felç edeceği ifade edildi.

Amerikan Ekonomisi ve Seçmen Davranışı
Trump'ın dış politikadaki bu sert çıkışlarının Amerikan seçmeni üzerindeki etkisine değinildi. Prof. Ekmekçioğlu, Amerikan halkının "taş devrine giden İran'ı" değil, "boşalan cüzdanını" dert edeceğini savundu. Artan enerji maliyetlerinin ve bozulan tedarik zincirlerinin ABD'de enflasyonu tetiklediği, hane halkı başına yıllık 600 dolarlık ekstra vergi yükü bindiği ve resesyon riskinin %55 seviyelerine çıktığı belirtildi. Trump'ın savaş bütçesini 1,5 trilyon dolara çıkarma planlarının da Amerikan ekonomisi için sürdürülebilir olmadığı ifade edildi.

Türkiye Ekonomisi: TÜİK Verileri ve Gerçeklik Arasındaki Uçurum
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) Mart 2026 enflasyonunu %2'nin altında göstermesi programda sert bir şekilde eleştirildi. Ekmekçioğlu, piyasa gerçeklerinin bu verilerle örtüşmediğini, hissedilen enflasyonun çok daha yüksek olduğunu belirtti. Cari açığın enerji maliyetleri nedeniyle baskı altında olduğu ve Merkez Bankası'nın faizleri yüksek tutma zorunluluğunun devam ettiği vurgulandı. Özellikle turizm sektöründeki yakıt maliyetleri ve iptallerin cari açık üzerindeki baskıyı artırdığı not edildi.

Dolar Kuru ve "Denge" Analizi
Türk Lirası'nın (TL) mevcut durumu üzerine çarpıcı bir analiz yapıldı. Prof. Ekmekçioğlu, TL'nin şu an "değerli ama güvenli olmayan" bir konumda olduğunu söyledi. Eğer Merkez Bankası'nın rezerv müdahaleleri ve siyasi baskılar olmasaydı, serbest piyasada doların gerçek dengesinin 52 TL ile 55 TL bandında olması gerektiği savunuldu. Toplumun doları bir yatırım aracından ziyade bir "savunma refleksi" olarak gördüğü ve "dolarizasyon"un kronik bir sorun haline geldiği ifade edildi.

5 Nisan Kararları ve Eğitimdeki Kriz
Programda 5 Nisan 1994 ekonomik kararlarının yıldönümüne atıfta bulunularak, Türkiye'nin geçmişteki devalüasyon travmalarından ders çıkarmadığı belirtildi. Ekmekçioğlu, durumun "vahim ötesi" olduğunu savunurken, ekonomik krizin yanı sıra eğitimdeki çöküşe de dikkat çekti. OECD PISA verilerine göre 9. sınıf öğrencilerinin yaklaşık %60'ının yaşamını sürdürecek düzeyde Türkçe bilmediği gerçeğinin, "Türkiye Yüzyılı" iddialarıyla çeliştiği vurgulandı.

Sonuç olarak, küresel belirsizliklerin ve bölgesel savaşların gölgesinde hem ABD hem de Türkiye ekonomisinin ciddi risklerle karşı karşıya olduğu, mevcut ekonomik yönetimlerin ise kalıcı çözümler üretmek yerine "krizle yaşama" politikasını benimsediği analiz edildi.

Ekonomist ve Veri Analisti Prof. Dr. Ercan Ekmekçioğlu ekonomi gündemini hiçbir yerde göremeyeceğiniz bakış açısıyla PARAMETRE’de değerlendiriyor.Trump’ın İr...

Siyasette Yeni Tartışma: "Ekim Partisi" Anketi ve CHP’deki Bölünme İddialarıGazeteci Ahmet Nesin ve Serdar Öztürk, son g...
05/04/2026

Siyasette Yeni Tartışma: "Ekim Partisi" Anketi ve CHP’deki Bölünme İddiaları
Gazeteci Ahmet Nesin ve Serdar Öztürk, son günlerde siyaset kulislerini hareketlendiren ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) bölüneceğine dair iddiaları içeren anket sonuçlarını masaya yatırdı. Programda, kaynağı tam olarak açıklanmayan ancak CHP Afyon toplantısı sırasında gündeme gelen bir anketin detayları paylaşıldı.

Ankette, CHP’den ayrılarak kurulacağı iddia edilen "Ekim Partisi" (SHP) için %29,8 gibi oldukça yüksek bir oy oranı öngörülürken, mevcut CHP’nin oyunun %3,2 seviyelerine gerilediği iddia ediliyor. Serdar Öztürk, bu anketi bugüne kadar gördüğü "en kötü ve taraflı" anket olarak nitelendirerek, sonucun gerçeği yansıtmaktan uzak olduğunu belirtti. Öztürk’e göre bu tür anketler, bilimsel bir veriden ziyade seçmenin zihninde "CHP iki parça" imajını oluşturmaya yönelik stratejik bir operasyonun parçası.

Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu Denklemi
Programda, Kemal Kılıçdaroğlu’nun aktif siyasete dönüp dönmeyeceği ve partiyi bölüp bölmeyeceği konusu da tartışıldı. Serdar Öztürk, Kılıçdaroğlu’nun bu saatten sonra partiyi ikiye bölecek bir adım atmasını beklemediğini ifade etti. Öte yandan, Ekrem İmamoğlu’nun bir "kadın cumhurbaşkanı adayı" olabileceğine dair yaptığı son açıklama, siyasi bir hamle olarak değerlendirildi. Ahmet Nesin, bu açıklamanın hem parti içi dengeleri gözetmek hem de olası bir siyasi yasak durumunda alternatif oluşturmak amacı taşıyabileceğini belirtti.

Yargıdaki Kriz ve "Operasyon Mevsimi"
Hukuk sistemindeki aksaklıklar ve belediyelere yönelik operasyonlar programın bir diğer önemli gündem maddesiydi. Serdar Öztürk, Türkiye’de bir "operasyon mevsimi" yaşandığını, birçok CHP’li belediyeye yönelik soruşturmaların sürdüğünü ifade etti. Özellikle yargı mensupları arasındaki uyuşturucu partileri, adliye emanetlerinin soyulması ve hakim-savcı arasındaki çatışmalar gibi çarpıcı örnekler üzerinden, adalete olan güvenin tarihin en düşük seviyelerine indiği vurgulandı.

Öne çıkan bir diğer hukuki skandal ise, Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından 9 yıl önce iptal edilen bir yasaya dayanarak hala tutuklamaların ve erişim engeli kararlarının verilmesi oldu. Öztürk, yerel mahkemelerin AYM ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını tanımamasının hukuk devletini temelden sarstığını dile getirdi.

Muhalefete Yeni Eylem Planı Önerisi: "Meclisi Boşaltın"
Serdar Öztürk, muhalefetin mevcut sistemde Meclis içerisinde etkisiz kaldığını savunarak radikal bir öneride bulundu. Öztürk’e göre CHP, "Bu suça ortak olmayacağız" diyerek Meclis çalışmalarını boykot etmeli ve tüm milletvekilleriyle sahaya inmeli.

Önerinin detayları şu şekilde:

Milletvekilleri istifa etmek yerine, mazeretsiz olarak Meclis toplantılarına katılmamalı.

Bu süreçte milletvekilleri özlük haklarını koruyarak tamamen halkın içinde, pazarda ve sokakta çözüm önerilerini anlatmalı.

Cumhurbaşkanı’nın 1 Ekim’deki Meclis açılış konuşmasında boş koltuklara hitap etmesi, iktidarın meşruiyetini uluslararası alanda tartışmaya açacak güçlü bir görsel mesaj oluşturacaktır.

Uluslararası Bakış: Trump ve Erdoğan İlişkisi
Programın sonunda, ABD başkan adayı Donald Trump’ın son dönemdeki açıklamaları değerlendirildi. Trump’ın bazı Arap liderlerine teşekkür ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı anmaması üzerine yapılan yorumlarda, Trump’ın dengesiz siyasi üslubuna dikkat çekildi. Ahmet Nesin, Trump’ın bazen Türkiye’ye teşekkür ettiğini bazen ise sert ifadeler kullandığını belirterek, bu durumun kişisel ve kaotik bir diplomasi anlayışının sonucu olduğunu ifade etti.

Programda Türkiye’nin hem iç siyasetteki anket manipülasyonları hem de yargıdaki derin krizler nedeniyle kritik bir dönemeçten geçtiği, muhalefetin ise alışılagelmiş yöntemlerin dışına çıkarak daha aktif ve sahada bir mücadele sergilemesi gerektiği vurgulandı.

Gazeteci Serdar Öztürk ile programlara devam ediyoruz. ~Takip edin: https://www.instagram.com/albion.media/https://www.instagram.com/ahmetnesin1/Destek için:...

Address

Bartın

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Der Fokus posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share

Category