14/08/2026
BİRAZ SAYGI LÜTFEN
İnsan, akıl, kalp ve his arasında kurduğu o hassas dengede yaşar. Akıl yolunu gösterir, kalp yönünü tayin eder, hisler ise insan olduğunu hatırlatır. Bazen bir kelimeyle incinir, bazen bir bakışla iyileşir, bazen de hiç söylenmeyen bir cümle yüzünden günlerce kendi içine kapanır.
Aslında insanın ihtiyacı çok büyük şeyler değildir.
Biraz anlaşılmak…
Biraz dinlenmek…
Biraz önemsenmek…
Ve belki de en çok, biraz saygı.
Fakat biz, hayatı birbirimizin üzerine basarak yaşamaya çalışıyoruz.
Herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor. Herkes haklı, kimse anlamaya çalışmıyor. İnsanlar birbirinin yarasına merhem olmak yerine, o yarayı nereden daha fazla kanatabileceğinin yollarını arıyor.
Sonra adına da “hayat” diyoruz.
Oysa insanı yoran hayatın kendisi değil; insanın insana reva gördüğü hayat.
Bir insanı sevmeyebilirsiniz. Onu anlamayabilirsiniz. Hatta onunla aynı yolda yürümek zorunda da değilsiniz. Ama bütün bunların hiçbiri size onu küçümseme, incitme, değersizleştirme hakkı vermez.
Çünkü saygı, sevginin olduğu yerde gösterilen bir lütuf değildir.
İnsan olmanın asgari şartıdır.
Bugün birinin suskunluğunu kibir sanıyoruz, yorgunluğunu ilgisizlik, kırgınlığını kapris, hassasiyetini zayıflık…
Kimse dönüp sormuyor:
“Bu insan neden böyle oldu?”
Cevabı çok basit.
Çünkü çok yoruldu.
Çünkü defalarca anlatıp anlaşılmadı.
Defalarca sustu ama suskunluğu bile yanlış anlaşıldı.
İyi niyeti kullanıldı.
Güveni kırıldı.
Söyledikleri küçümsendi.
Hissettikleri gereksiz görüldü.
Ve insan bir süre sonra kendini savunmayı bırakıyor.
İşte asıl tehlike de burada başlıyor.
Çünkü sürekli değersiz hissettirilen insan, önce çevresinden uzaklaşıyor; sonra kendisinden.
Akıl yoruluyor.
Kalp küskünleşiyor.
Hisler köreliyor.
Sonra toplum olarak “İnsanlar neden bu kadar tahammülsüz?” diye soruyoruz.
Belki de önce birbirimize nasıl davrandığımıza bakmalıyız.
Çünkü ruhu kırılmış insanlardan sağlıklı bir toplum beklemek, çatlamış bir duvardan güvenli bir ev beklemek gibidir.
Ben bu hayattan biraz muzdaribim.
Çünkü artık insanların birbirine verdiği zararın çoğu büyük kötülüklerden değil, küçük saygısızlıklardan oluşuyor.
Bir söz…
Bir küçümseme…
Bir umursamazlık…
Bir yarım bırakılmış cümle…
Bir dinlenmeyen insan…
Bir “sen de çok abartıyorsun”…
Bazen insanı yıkan şey bunlardır.
O yüzden bugün kimseden büyük iyilikler istemiyorum.
Kimse kimseyi kurtarmak zorunda değil.
Ama birbirimizi biraz daha az yaralayabiliriz.
Konuşurken biraz düşünebilir,
dinlerken gerçekten dinleyebilir,
eleştirirken insanlığımızı kaybetmeyebilir,
kırdığımızda özür dilemekten utanmayabiliriz.
Çünkü bu hayat zaten yeterince ağır.
Bir de birbirimizin omuzlarına taş koymayalım.
Biraz anlayış.
Biraz merhamet.
Biraz susmak.
Biraz dinlemek.
Ve en çok da… biraz saygı.
Belki dünya değişmeyecek.
Ama bir insanın dünyasını değiştirmeye yeter.
Bazen bütün mesele de budur.