Zafer Tarık Şahin

Zafer Tarık Şahin Executive Producer | Medya Araştırmacısı
Topluma dokunan gerçek hikâyeler üretiyorum.

Sosyal deneyler • Belgesel içerikler • Reality formatlar
Yeni nesil hikâye anlatımı

28/03/2026

“İki Nefes Arasında”
Sessizlik…

Ama bu, huzurlu bir sessizlik değil.
Bu, içinde yankı olan bir sessizlik.
Sanki bir şey beni çağırıyor.
Ama aynı anda bir şey de tutuyor.
Gözlerim kapalı.
Ama karanlık değil burası.
Garip bir gri…
Ne gece ne gündüz.
Tam arası.
Tıpkı benim gibi.
Bir ses duyuyorum uzaktan…
“Bip…”
“Bip…”
Her seferinde biraz daha uzaklaşıyor.
Sonra birden geri geliyor.
Sanki biri beni bırakıp bırakıp geri çekiyor.
Bedenim ağır.
Ama ben… hafifim.
İlk defa bu kadar hafifim.
Sanki yıllardır taşıdığım her şey
omuzlarımdan alınmış gibi.
Kırgınlıklar…
Koşturmalar…
Yarım kalmış cümleler…
Hepsi aşağıda kalmış.
Ama sonra…
Bir şey oluyor.
Bir ses.
Tanıdık.
Net değil ama… hissettiriyor.
“Gitme.”
O tek kelime…
Beni geri çekiyor.
Bir anda ağırlaşıyorum.
Bir anda bedenimi hatırlıyorum.
Ağrı…
Soğukluk…
Nefes…
Ah, o nefes…
İnsan, nefes almanın ne demek olduğunu
onu kaybederken öğreniyormuş.
Her nefes…
bir karar gibi.
Kalmak mı…
gitmek mi…
Garip olan şu:
Gitmek kolay.
Çok kolay.
Bir bırakış sadece.
Hiçbir şey tutmazsan…
hiçbir şey düşünmezsen…
Akıyorsun.
Ama kalmak…
Kalmak cesaret istiyor.
Acıya rağmen kalmak.
Eksiklere rağmen kalmak.
Yarım kalmış hayata rağmen kalmak.
Bir yüz geliyor aklıma.
Sonra bir tane daha.
Sonra bir ses…
Gülüş…
Bir ev…
Bir anı…
Ben aslında gitmek istemiyorum.
Sadece… yorulmuşum.
“Bip…”
Ses tekrar geliyor.
Bu sefer daha net.
Bir el sanki kalbime dokunuyor içeriden.
“Devam et.”
Ve ben…
Bir nefes daha alıyorum.
Zor.
Yanarak.
Ama gerçek.
Belki hâlâ sınırdayım.
Belki hâlâ aradayım.
Ama artık biliyorum:
Ölüm bir çekiliş değil…
Bir bırakış.
Hayat ise…
Her şeye rağmen tutunmak.
Ve ben…
Henüz bırakmadım.
Henüz değil.

“Bip Arasında Kalan Hayat”Gece, hastanelerde başka akar.Saatler ilerlemez… damlar.Tavanın beyazlığına bakıyorum. Beyaz d...
28/03/2026

“Bip Arasında Kalan Hayat”

Gece, hastanelerde başka akar.
Saatler ilerlemez… damlar.
Tavanın beyazlığına bakıyorum. Beyaz dediğin aslında bir boşluk rengiymiş, burada anlıyor insan. İçine ne koyarsan onu büyütüyor. Korku koyarsan korku, umut koyarsan umut… ama en çok da bekleyiş.
Monitörden gelen o düzenli “bip” sesi…
Sanki hayatın metronomu.
Her bipte şunu düşünüyorum:
“Ben hâlâ buradayım.”
Ama dışarıda hayat… çoktan başka bir tempoya geçmiş.
Gündüzleri bu oda kalabalık oluyor. Hemşireler, doktorlar, ziyaretçiler… Herkes bir şey söylüyor. Herkes bir yere yetişiyor. Ama kimse tam olarak burada değil.
Ben hariç.
Ben buradayım.
Bu yatakta.
Bu bedenin içinde.
Ve ilk kez bu kadar yavaşım.
İnsan hasta olunca sadece bedeni değil, zamanı da değişiyor.
Eskiden “yoğun bir gün” dediğim şeyin ne kadar boş olduğunu şimdi anlıyorum.
Toplantılar…
Mesajlar…
Koşturmalar…
Hepsi bir illüzyonmuş.
Şimdi tek bir şey önemli:
Nefes almak.
Ve ilginçtir…
İnsan en çok onu unutuyormuş.
Koridordan bir sedye geçti az önce.
Tekerlek sesi…
Hızlı adımlar…
Kısa, kesik cümleler…
Hayatla ölüm arasında konuşulan cümleler hep kısa oluyor. Kimse uzun cümle kurmuyor o anlarda.
Çünkü zaman yok.
Ya da belki ilk defa gerçekten var.
Yan odadan bir kahkaha geldi bugün.
Şaşırdım.
Bu binada kahkaha tuhaf kaçıyor.
Ama bir yandan da… en gerçek şey o.
Demek ki insan, hastayken bile gülebiliyor.
Demek ki hayat, tamamen bırakmıyor bizi.
Sadece yavaşlatıyor.
“Bak,” diyor,
“kaçırdıklarını gör.”
Ben neyi kaçırdım?
Bu soruyu ilk kez burada sordum kendime.
Belki bir dostun sesini,
belki annemin duasını,
belki de kendimi…
En çok da kendimi.
Hastane odaları insanı soyuyor.
Unvanlardan…
Planlardan…
Maskelerden…
Geriye sadece şu kalıyor:
Bir beden,
bir zihin
ve içinde susmayan bir ses.
Benimki diyor ki:
“Bu bir son değil…
bir durak.”
Ama insan, durmayı unutmuşsa
durak bile korkutuyor.
Gece yine çöktü.
Işıklar kısıldı.
Sesler azaldı.
Monitör hâlâ konuşuyor benimle.
“Bip…”
“Bip…”
“Bip…”
Her biri küçük bir hatırlatma:
Hayat, büyük anlardan ibaret değil.
Küçük devam edişlerden ibaret.
Yarın ne olacak bilmiyorum.
Sonuçlar ne çıkacak, bilmiyorum.
İyileşecek miyim, bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum:
Eğer buradan çıkarsam…
aynı hızla koşmayacağım.
Çünkü öğrendim.
Hayat, kaçırılacak bir şey değilmiş.
Fark edilecek bir şeymiş.
Ve şimdi…
Gözlerimi kapatıyorum.
Biraz dinlenmek için değil…
biraz daha yaşamak için.

“23:00 — Nefesin Kıyısında”Gece artık iyice çökmüş olacak.Saat 23:00…Gündüzün telaşı susmuş,insanın kendinden kaçamadığı...
28/03/2026

“23:00 — Nefesin Kıyısında”
Gece artık iyice çökmüş olacak.
Saat 23:00…
Gündüzün telaşı susmuş,
insanın kendinden kaçamadığı o saatler başlamış olacak.
Bir hastane odasında,
ışıklar yarı kısık,
duvarlar sessiz…
Ve ben,
kendi nefesimi dinlemeye bırakılacağım.
Yabancı değilim bu hikâyeye.
Daha önce de bu kapılardan geçtim.
Ameliyat odalarının soğukluğunu,
iyileşmenin sabrını,
beklemenin ağırlığını bilirim.
Ama bu gece farklı.
Bu gece bedenim kesilmeyecek…
Ama belki ilk kez gerçekten anlaşılacak.
Alnıma, göğsüme, bedenimin çeşitli noktalarına yerleştirilen sensörler…
Her biri sessiz bir tanık gibi.
Bir sorunun peşindeler:
“Bu beden, geceleri nasıl susuyor?”
Adı artık saklanmıyor:
Uyku Apnesi
Nefesin yarım kaldığı,
uykunun bölündüğü,
hayatın fark edilmeden kesintiye uğradığı o anlar…
Ve ben biliyorum…
Bu sadece bir hastalığın hikâyesi değil.
Bu,
fazlalıkların hikâyesi.
Sadece kiloların değil,
alışkanlıkların,
ertelemelerin,
“bir şey olmaz”ların birikmiş hali.
Börekler…
Çörekler…
Tatlılar…
Her biri bir anlık mutluluk,
ama uzun bir yük.
Ama bu gece,
bir vedanın değil,
bir uyanışın gecesi.
Kesip atmak değil niyetim,
anlamak…
dengelemek…
yeniden kurmak.
Saat 23:00…
Belki çoğu insan için sıradan bir gece.
Ama bazı geceler vardır,
insanın hayatı sessizce yön değiştirir.
Bu da öyle bir gece.
Kablolarla ölçülen sadece nefesim olmayacak…
Aynı zamanda
ne kadar yaşamayı seçtiğim.
Ve sabah…
Belki kimse fark etmeyecek.
Ama ben bileceğim:
Bu gece,
kendime verdiğim sözü ilk kez gerçekten tuttum.

10/03/2026

Ramazan’ın 20. Günü

Ramazan Günlüğü
Yazan: Tarık Şahin
Ramazan’ın yirminci günü…

Takvime bakınca hâlâ birkaç gün var gibi görünür ama kalp bilir: Bu ay artık yavaş yavaş vedaya hazırlanıyor.
İlk günlerdeki telaş çoktan geride kaldı. Oruç artık bir alışkanlık, sahur uykusuzluğu bile tanıdık bir hâl aldı. İnsan beden olarak yorulmuş olabilir ama ruh başka bir hafifliğe kavuşur.
Ramazan’ın bu günleri bir eşik gibidir. Çünkü bundan sonrası son on gündür. Peygamber Efendimiz ﷺ için bu günler Ramazan’ın en kıymetli zamanlarıydı.
Hz. Âişe (r.a.) şöyle anlatır:
“Ramazan’ın son on günü girince Resûlullah geceyi ihya eder, ailesini uyandırır ve ibadete daha çok gayret ederdi.”
(Buhârî, Leyletü’l-Kadr 5; Müslim, İtikâf 7)
Yirminci gün, insanın kendine şu soruyu sorması gereken gündür:
“Bu ayın geri kalanını nasıl değerlendireceğim?”
Çünkü önümüzde Kadir Gecesi ihtimali vardır.
Kur’ân’ın ifadesiyle:
“Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.”
(Kadir, 97/3)
Bin ay…
Bir insan ömründen bile daha uzun.
Belki de hayatımızın en kıymetli gecesi henüz gelmedi.
Belki de o gece, fark etmeden geçip gidecek.
Bu yüzden Ramazan’ın yirminci günü bir hatırlatmadır:
Yolun sonu görünmeye başladı.
Şimdi kalbi biraz daha dikkatle yoklamak gerekir.
Kırdığımız biri var mı?
Geciktirdiğimiz bir iyilik var mı?
Söyleyemediğimiz bir özür var mı?
Ramazan, insanı sadece aç bırakmak için gelmedi.
İnsanı hafifletmek için geldi.
Belki de Ramazan’ın en büyük kazanımı şudur:
İnsan, kendi kalbine yeniden bakmayı öğrenir.
Yirminci günün akşamı iftar sofrasına otururken insan şunu düşünür:
“Bu ayın sonuna nasıl varacağım?”
Çünkü Ramazan hızlı geçer.
Ama bıraktığı iz, insanın bütün yılını değiştirebilir. 🌙

10/03/2026

"Bu sayfa, televizyon ve dijital platformlar için özgün formatlar geliştiren, her projesini derin sosyolojik araştırmalarla temellendiren bir içerik mimarının atölyesidir. Zafer Tarık Şahin imzasıyla; fikirden ekrana, araştırmadan zafere giden yolculuğa tanıklık edin."

29/01/2026

Bir kadın, aç bir tilkiye yemek verdi. Ertesi sabah tilki, yemek için tekrar bahçeye geldi. Ancak bu kez yalnız değildi! 😅

28/01/2026

Her şeyin eskisi güzelmiş…
Eski eşyalar,
eski dostluklar,
eski aşklar…
Çünkü eskiden insanlar güzelmiş.
Yüzleri değil sadece,
niyetleri güzelmiş.
Kalpleri kiraya verilmez,
dostluklar çıkar hesabı yapmazmış.
Eskiden bir selam yetermiş kapıları açmaya,
bir söz yeterliymiş güvenmeye.
İnsanlar az konuşur,
çok hissedermiş.
Hayaller satılık değilmiş o zamanlar,
umutlar vitrine konmazmış.
Bir çay, bir sohbet,
bir omuz yeterliymiş hayata tutunmaya.
Şimdi her şey yeni ama ruhlar yorgun…
Eşyalar parlak,
insanlar solgun.
Herkes çok şey biliyor ama
kimse kimseyi anlamıyor.
Belki de bu yüzden
her şeyin eskisi güzel geliyor bize.
Çünkü eskiden insan kalmak daha kolaymış.

28/01/2026

Kese pelikan için hayati öneme sahiptir; bu hareketle keseyi havalandırır ve içindeki kalıntıları temizlemiş olur..​Kısacası, pelikan "esnerken" aslında tüm ağız ve boyun mekanizmasını bir nevi "bakıma" alıyor.

Address

Cedidiye Mahallesi İstanbul Caddesi
Düzce
81010

Telephone

+905370255755

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Zafer Tarık Şahin posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Zafer Tarık Şahin:

Shortcuts

Share