30/07/2026
Bir zamanlar ormanlar sadece yasaklarla değil, bilgiyle ve emekle korunurdu.
Çobanlar ve keçiler, ormanın görünmez koruyucularıydı. Kuru otları temizler, çam iğnelerini azaltır, patikalar açar; açık alanlara ve su kaynaklarına ulaşımı kolaylaştırırlardı. Dağları avuçlarının içi gibi bilir, en küçük tehlikeyi bile fark ederlerdi.
Sonra bir anlayış değişti. Orman, insanından, çobanından ve sürülerinden arındırıldı. Doğayı tanıyan insanlar uzaklaştırılırken, yıllarca biriken yanıcı örtüler ormanların içinde kaldı.
Bugün her büyük yangından sonra aynı soruyu soruyoruz:
Acaba doğayla birlikte yaşamayı bilen insanları dışlamak yerine, onların bilgisinden yararlansaydık sonuç farklı olur muydu?
Geride kül olmuş ormanlar, boşalan köyler, sönen ocaklar ve yüreğimizde derin yaralar kaldı.
Ormanı korumak, sadece yasak koymak değildir; onu tanıyan, doğayla yaşamayı bilen insanlarla birlikte yaşatabilmektir.
Sizce de artık doğayı koruma anlayışımızı yeniden düşünmenin zamanı gelmedi mi?