Türk Ordusu

Directions Website

Türk Ordusu Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Türk Ordusu, News & Media Website, istanbul, Fethiye.

Haliç'i ne hale getirdiler...Devamını oku
18/10/2026

Haliç'i ne hale getirdiler...Devamını oku

22 vekil istifa..Devamını oku
18/10/2026

22 vekil istifa..Devamını oku

Erdoğan Buna Çok KızacakŞimdi Ne Olacak   Devamını oku
18/10/2026

Erdoğan Buna Çok Kızacak
Şimdi Ne Olacak Devamını oku

Bir Anne 10 Bebek Doğurdu - Ama Birisi Çok Farklıydı.. Devamını oku..
18/10/2026

Bir Anne 10 Bebek Doğurdu - Ama Birisi Çok Farklıydı.. Devamını oku..

BU FIKRAYI KÜÇÜKLER OKUMASIN BAK ONA GÖRE 😃 Devamını oku
18/10/2026

BU FIKRAYI KÜÇÜKLER OKUMASIN BAK ONA GÖRE 😃 Devamını oku

Meğer tam bir şifa deposuymuş: Günde 1avuç yiyenin kan değerleri f'ırlıyor..  Devamını oku
18/10/2026

Meğer tam bir şifa deposuymuş: Günde 1avuç yiyenin kan değerleri f'ırlıyor.. Devamını oku

17 yıl sonra, bir iş insanı eski karısını yol kenarında kavun satarken ve yanında tam da onun bakışlarına sahip genç bir...
18/10/2026

17 yıl sonra, bir iş insanı eski karısını yol kenarında kavun satarken ve yanında tam da onun bakışlarına sahip genç bir çocukla bulduğunda donup kaldı. Onlara para bırakmaya çalıştığında, kadın parayı geri verdi ve onsuz yaşamayı öğrendiklerini hatırlattı. Çocuğun yaşını öğrendiğinde annesine acil bir telefon açtı; hattın diğer ucundaki uzun sessizlik, bu ayrılığın onun hiç bilmediği bir gerçeği sakladığını doğruladı.

"BÖLÜM 1

Ahmet Vural, eski karısını yol kenarında kavun satarken ve yanında tıpkı onun bakışlarına sahip bir gençle gördüğünde dünyasının başına yıkıldığını hissetti.

Bursa yolunda, tam da Ahmet şirketinin en önemli satın alma anlaşmasını imzalamaya giderken aracı hararet yapmaya başlamıştı. Yıllarını İstanbul'un en tanınmış iş insanlarından biri olmaya harcamış, işin onu asla sırtından vurmayacak tek şey olduğuna kendini inandırmıştı. Bu yüzden, şoför aracı bir meyve tezgahının yanına çektiğinde, Ahmet sadece yaşayacağı gecikmeyi düşünerek sinirli bir şekilde aşağı indi.

O an, tahta bir masanın arkasındaki kadın başını kaldırdı.

—Leyla...

Kadın kavunları dizmeyi bıraktı. Üzerinde sade bir elbise vardı, saçlarını toplamıştı ve elleri yılların emeğiyle nasırlaşmıştı. Ahmet'in evlendiği o genç kadına benzemiyordu ama gözleri hâlâ aynıydı.

—Git buradan, dedi kadın.

O daha cevap veremeden, tezgahın arkasından elinde bir kasayla genç bir çocuk çıktı.

—Anne, her şey yolunda mı?

Ahmet çocuğa baktı ve göğsüne sert bir yumruk yemiş gibi hissetti. Çocuğun koyu renk saçları, geniş bir alnı ve Ahmet'in her sabah aynada gördüğü o çenesini sıkma huyu vardı.

—Adın ne senin?

—Mert. Neden sordunuz?

Leyla ikisinin arasına girdi.

—Ona hiçbir şey sormaya hakkın yok.

Ahmet yapmak istemediği bir hesabı zihninden yapıverdi.

İstanbul'daki o gecenin üzerinden 17 yıl geçmişti; annesinin söylediğine göre bir ihaneti kanıtlayan o mektupları bulduktan sonra Leyla'yı evden kovduğu gecenin üzerinden. Leyla o zamanlar hamileydi. Ahmet bunu biliyordu ama bebeğin başka bir adamdan olduğuna inanmayı seçmişti.

—Leyla... Mert benim...?

—O soruyu sakın tamamlama.

Ahmet tamamen refleks olarak cüzdanını çıkardı. Başka ne sunabileceğini bilememenin utancıyla masanın üzerine bir miktar para bıraktı.

Leyla parayı aldı ve ona geri verdi.

—Senin paralarını istemiyorum. 17 yıl boyunca biz onlarsız yaşamayı öğrendik.

Mert giderek artan bir kafa karışıklığıyla ikisine baktı.

—Anne, bu adam kim?

Leyla derin bir nefes aldı ama cevap vermedi. Bir kasayı kapattı, oğluna seslendi ve meyveleri taşıdıkları el arabasını hazırlamaya başladı.

Ahmet onların toprak yolda uzaklaşmalarını izledi ve Bursa'daki toplantısını hiç düşünmeden iptal etti. Ardından ona anında cevap verebilecek tek kişiyi aradı.

—Anne, bana gerçeği söyle. Onu evden kovduğumda Leyla'nın hamile olduğunu biliyor muydun?

Karşı taraftan hiçbir cevap gelmedi.

Sadece uzun bir sessizlik oldu.

Ve Ahmet, bu sessizliğin 17 yıldır onu beklediğini anladı."

18/10/2026
18/10/2026

Kızım, ağabeyinin ona dokunduğunu söylediğinde ona inandım. Eşimin oğlumuzu dövmesine ve onu evden kovmasına izin verdim. İki yıl sonra kızım bir kaza geçirip ölüm döşeğine yattığında doktorlar onu kurtarabilecek tek şeyin ağabeyinin böbreği olduğunu söylediler. Onu bulduk. Hastaneye geldi. Kız kardeşi ağlayarak itirafını anlatırken onu dinledi... Sonra arkasını dönüp gitti. — “Benden artık hiçbir şey beklemeyin.” Çaresizlik içinde oğlumun tam adını internette paylaştım. Sadece dört saat sonra bir video yayımladı... Ve bir anda ülkenin en çok nefret edilen kadını ben oldum. O sırada kızımın kalp monitöründeki değerler yavaş yavaş düşmeye başlamıştı...
Benim adım artık Meryem.
Ailemizin sonunda paramparça olduğu sırada otuz sekiz yaşındaydım.
Eşim Mehmet, otuz dokuz yaşındaydı.
İki çocuğumuz vardı.
On sekiz yaşındaki oğlumuz Emir.
Ve dokuz yaşındaki kızımız Elif.
Aralarında tam on yaş vardı.
Ama ben onların birbirini seven iki kardeş olarak büyüdüklerini düşünürdüm.
Emir sessiz bir çocuktu.
Kitap okumayı severdi.
Çoğu zaman odasında olurdu.
Derslerine çalışır, kendi hâlinde yaşardı.
Sorun çıkaran biri değildi.
Asi değildi.
Hayatım boyunca bana ondan şüphe etmem için tek bir neden bile vermemişti.
Elif ise onun tam tersiydi.
Neşeli.
Konuşkan.
Yerinde duramayan bir çocuk.
Sanki enerjisi hiç tükenmeyen küçük bir fırtınaydı.
Ben yarı zamanlı çalışıyordum. Mehmet ise işi nedeniyle sık sık İstanbul dışında, Ankara'da bulunuyordu. Bu yüzden Emir, okuldan sonra çoğu zaman küçük kız kardeşine göz kulak olurdu.
Hiçbir tuhaflık fark etmedim.
Tek bir uyarı işareti bile görmedim.
O geceye kadar...
Ailece akşam yemeği yiyorduk.
Ben kıymalı makarna yapmıştım.
Görümcem tatlı getirmişti.
Yeğenlerim salonda oyun oynuyordu.
Her şey neşeliydi.
Her şey normaldi.
Sıradan bir aile akşamıydı.
Ta ki Elif birden konuşana kadar.
Hem de öyle aniden...
Hiç çekinmeden...
Gözlerinde yaş olmadan.
Abartılı bir tepki vermeden.
Sanki hava durumundan bahsediyormuş gibi.
— “Anneciğim...”
Herkes başını ona çevirdi.
— “Ağabeyim Emir bana burada dokunuyor.”
Bunu söylerken eliyle mahrem bölgesini işaret etti.
Evde ölüm sessizliği çöktü.
Sanki zaman durmuştu.
Yeğenlerimden birinin elindeki çatal yere düştü.
Mehmet bana baktı.
Ben ise...
Sadece kızıma bakakaldım.
— “Ne dedin canım?” diye sordum titreyen bir sesle.
— “Bana iki kez dokundu.”
Bir anda nefes alamaz gibi oldum.
Nasıl nefes alacağımı bilmiyordum.
Nasıl düşüneceğimi bilmiyordum.
Tek hissettiğim korkuydu.
Kızım için korkuyordum.
Söylediklerinin doğru olmasından korkuyordum.
Hemen Emir'i aradık.
Üniversiteye gittiği için Eskişehir'deki öğrenci evindeydi.
Yirmi dakika sonra eve geldiğinde...
Kendini açıklama fırsatı bile bulamadı.
Kapıdan içeri adımını atar atmaz babası yüzüne bir yumruk attı.
Emir yere düştü.
Burnu kanıyordu.
Ne olduğunu anlayamadan, şaşkınlık içinde etrafına bakıyordu.
— “Ne oluyor burada?!”
Mehmet öfkeyle kükredi:
— “Kız kardeşine dokundun mu sen?!”
— “Ne?! Hayır!”
— “YALAN SÖYLEME!”
Bir yumruk daha...
Sonra Emir'in yüzündeki ifadeyi gördüm.
Korku.
Acı.
Ve hayatım boyunca asla unutamayacağım bir şey daha...
İhanete uğramışlık.
Emir hiçbir şey yapmadığını defalarca tekrarladı.
Defalarca...
Ama ona inanmadım.
Oğluma sarılmadım.
Onu savunmadım.
Yapmam gerektiği gibi oturup ona doğru düzgün tek bir soru bile sormadım.
Ben Elif'e inanmayı seçtim.
Ve bu, hayatımın en büyük hatasıydı.
O gece...
Oğlumuzun eşyalarını toplayıp sokağa attık.
Kapının kilidini değiştirdik.
Üniversite masraflarını karşılamayı bıraktık.
Sonra eşim, her şeyi sonsuza dek bitiren o sözleri söyledi:
— “Bizim için artık öldün.”
Emir ağlıyordu.
Bize yalvarıyordu.
— “Anne... lütfen...”
— “Bu doğru değil...”
— “Bana inan...”
Ama ben tek kelime bile etmedim.
Ve o gece...
Kendi oğlumuzu evimizden kovduk.
O günden sonra...
Sanki onu hayatımızdan tamamen silmiştik.
Ne telefon ettik.
Ne mesaj gönderdik.
Ne de ondan bir haber almaya çalıştık.
Kendi kendimize defalarca doğru olanı yaptığımızı söyledik.
Sadece kızımızı koruduğumuzu tekrarladık.
İnanmak istediğimiz şey buydu.
Ta ki her gece kâbuslar görmeye başlayana kadar...
Rüyalarımda hep Emir'i görüyordum.
Yüzü kan içindeydi.
Bana gözlerini dikmiş, öylece bakıyordu.
Ve bana her seferinde tek bir soru soruyordu:
— “Neden anne?”
Her uyandığımda...
Vicdanımın içinde bir şeylerin yavaş yavaş çürüdüğünü hissediyordum.
O zaman henüz bilmiyordum...
Oğlumu evden kovduğumuz gece, korkunç bir gerçeğin yalnızca başlangıcıydı.

“Nehrin suları evimi alıp götürdü, siz de yalnız yaşıyorsunuz. Bu gece burada kalmamıza izin verin,” diye yalvardım yaşl...
18/10/2026

“Nehrin suları evimi alıp götürdü, siz de yalnız yaşıyorsunuz. Bu gece burada kalmamıza izin verin,” diye yalvardım yaşlı adama. Kucağımda bebeğim, çamura bulanmış sekiz yaşındaki oğlum ise yanımdaydı. Ahmet Bey, bir şartla kabul etti: Gün doğar doğmaz gitmeliydik. Ama bize, tam otuz yıldır kapalı tuttuğu merhum eşinin odasını açtı. Sabah uyandığında onu sıcacık çay, yeni pişmiş bazlama ve baştan aşağı toparlanmış bir mutfak bekliyordu. Artık bir karar vermesi gerekiyordu: Eski yalnızlığına geri mi dönecekti, yoksa bizi evinden göndereceğine dair verdiği sözden vaz mı geçecekti?

BÖLÜM 1
— Nehrin suları evimi alıp götürdü, beyim. Siz de tek başınıza yaşıyorsunuz. Bırakın, hiç değilse bu gece burada kalalım. Size yük olmayacağımıza söz veriyorum.

O sözleri söylerken sesimin nasıl titrediğini hâlâ hatırlıyorum. Bir yaşındaki kızım Minik Yıldız’ı göğsüme bastırmıştım. Sekiz yaşındaki oğlum Mehmet ise çamura bulanmış eteğimin arkasına saklanmıştı.

Karşımızda, yetmiş sekiz yaşındaki Ahmet Bey duruyordu. Ellerini ahşap yürütecine dayamıştı. Evi, Karadeniz kıyısındaki küçük bir kasabanın yakınlarında, tepenin üzerine kurulmuştu. Az önce taşan nehir, önüne çıkan her şeyi yerle bir etmişti.

— Peki, sana yalnız yaşadığımı kim söyledi? diye sordu kuşkuyla.

Kapının yanındaki boş sallanan sandalyeye, duvarın dibinde duran çizmelere ve pencere kenarında kurumaya bırakılmış kahve fincanına baktım.

— Kimse söylemedi beyim. Ama yalnızlığın ne olduğunu bilirim. Çünkü ben de onunla yaşıyorum.

Gri gözlerini gözlerime dikti.

— Mahallenizdeki caminin yardım merkezine gidin. Selden etkilenenleri orada kabul ediyorlar.

— Gittim beyim. Ama içerisi tıklım tıklım. Bazı aileler avluda, battaniyelerin üzerinde yatıyor.

Minik Yıldız’ı göğsüme daha sıkı bastırdım. Saatlerdir huzursuzdu. Mehmet ise sabahtan beri ağzına tek lokma koymamıştı.

— Sizden para istemiyorum, diye devam ettim. Yemek yapmayı, inek sağmayı, toprağı ekip biçmeyi ve temizlik yapmayı bilirim. Karnımızı doyurmak için çalışırım. Çocuklarıma başımızı sokacak bir çatı yeter.

Ahmet Bey başını çevirip nehre baktı.

— Benim bazı alışkanlıklarım var. Eşyalarımın yerinin değiştirilmesinden hoşlanmam. Gürültüye de tahammülüm yoktur.

— Mehmet uslu bir çocuktur, beyim.

Oğlum hemen başını salladı.

Yaşlı adam onu birkaç saniye boyunca sessizce süzdü. Sonra yürütecini düzeltti ve evin içini işaret etti.

— Arka tarafta bir oda var. Toz içindedir. Bu gece orada kalabilirsiniz. Ama yarın sabah erkenden gideceksiniz.

Bacaklarımın bağı çözülür gibi oldu.

— Allah sizden razı olsun.

— Allah’ı bu işe karıştırmayın hanım. O’nunla benim aramda kapanmamış hesaplar var.

İçeri girdik ve hiçbir şeye dokunmamaya özen gösterdik.

Oda eskiydi. İçeride ahşap bir yatak, koyu renkli bir gardırop ve üzeri tozla kaplanmış bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta, uzun örgülü saçları ve mahcup gülümsemesiyle genç bir kadın görünüyordu.

Fotoğrafın altına bir isim yazılmıştı: Emine.

Çocuklarımı yatırdım. İkisi de uykuya daldığında sessizce ağladım. Küçük evimizi hatırladım. Kocam Yusuf, o evi kendi elleriyle yapmıştı. İki yıl önce aynı nehir onu da benden alıp götürmüştü.

Önce sevdiğim adamı kaybetmiştim. Şimdi de onun hatıralarını saklayan duvarlarımızı yitirmiştim.

Ertesi sabah gün ağarmadan kalktım. Mutfağın bakımsız olduğunu görünce işe koyuldum. Ocağı yaktım, bulaşıkları yıkadım ve kahvaltı hazırladım. Çay demledim, yumurta pişirdim, bir de sıcacık bazlama yaptım.

Ahmet Bey mutfağa girdiğinde olduğu yerde durakaldı.

— Mutfağıma dokunmana kim izin verdi? diye sordu sertçe.

Başımı öne eğdim.

— Affedin beni. Size çalışarak teşekkür etmek istedim.

Hiçbir şey söylemeden masaya oturdu. Yumurtadan bir lokma aldı, çayından bir yudum içti ve sessizliğini korudu.

Sonunda kısık bir sesle mırıldandı:

— Emine de çayı böyle demli yapardı.

Ardından başını kaldırıp bana baktı.

— Gece kaldığınız o oda... Karımın odasıydı. Tam otuz yıldır o kapıyı açmamıştım....

Bundan sonra yaşanacaklar sizi şaşırtabilir.

Address

Istanbul
Fethiye
34200

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Türk Ordusu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share