Huzur Mekanı

Call Directions Website Contact the business

Huzur Mekanı Huzur ve Mutluluğun Mekanı

Sitede yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir. İzinsiz ve kaynak belirtilmeksizin kopyalama ve kullanımı yapılamaz.

Arap bir m'ilyonerle evlendi ve ertesi gün ona..(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)
16/10/2026

Arap bir m'ilyonerle evlendi ve ertesi gün ona..
(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)

79 YAŞINDA BİR BEBEK DÜNYAYA GETİRDİM. ÇOCUKLARIM AKIL SAĞLIĞIMI KAYBETTİĞİMİ İDDİA EDİP BENİ MAHKEMEYE VERDİ — AMA HÂKİ...
16/10/2026

79 YAŞINDA BİR BEBEK DÜNYAYA GETİRDİM. ÇOCUKLARIM AKIL SAĞLIĞIMI KAYBETTİĞİMİ İDDİA EDİP BENİ MAHKEMEYE VERDİ — AMA HÂKİM BEBEĞİN BABASININ KİM OLDUĞUNU SORDUĞU ANDA MAHKEME SALONUNUN KAPISI AÇILDI…

Hâkim mahkeme salonuna girdiğinde kızım yüzüme bile bakmıyordu. Salonun diğer tarafında

erkek kardeşinin yanında oturmuş, elindeki belgelerle dolu dosyayı sıkıca tutuyordu. Ben ise avukatımın yanında, üç

aylık kızımı kucağımda tutuyordum.

Küçük Eylül, yüzünü göğsüme yaslamış huzur içinde uyuyordu. O kadar küçücük ve masumdu ki onun

dünyaya gelişinin ailemizi mahkeme salonuna kadar sürüklediğine inanmak çok zordu.

“Naciye Hanım,” dedi hâkim bana dönerek, “çocuklarınız artık kendi hayatınızla ilgili sağlıklı kararlar

veremediğinizi iddia ediyor. Sağlık kararlarınızın, mal varlığınızın ve bebeğinizin velayetinin kendilerine verilmesini istiyorlar.”

Kızım Burçin’e baktım.

“Gerçekten aklımı kaybettiğimi mi düşünüyorsun?”

Sonunda gözlerini kaldırdı.

“Anne, sen yetmiş dokuz yaşındasın. Üç ay önce hastaneden kucağında yeni doğmuş bir bebekle döndün ve onun

kızın olduğunu söyledin. Bize babasının kim olduğunu, bu hamileliğin nasıl gerçekleştiğini ya da neden servetinin büyük

bir kısmını ona bırakmak istediğini açıklamıyorsun.”

“Servetimin tamamını ona bırakmadım.”

“Henüz bırakmadın,” dedi oğlum Sinan soğuk bir sesle. “Ama avukatın gerekli belgeleri çoktan hazırlamış.”

Sesindeki öfkede endişeden çok başka bir şey vardı.

Altı ay öncesine kadar çocuklarım beni her pazar arardı. Doğum günümde çiçek getirir, benimle fotoğraf çektirir ve

herkese annelerini ne kadar çok sevdiklerini anlatırlardı. Fakat hamile olduğumu öğrendikleri anda her şey değişti.

Burçin aileyi rezil ettiğimi söyledi. Sinan ise hamileliği hemen sonlandırmam gerektiğini savundu.

Bunu kabul etmeyince doktorumun beni kandırdığını ileri sürdüler. Ardından sürekli herhangi bir vasiyetname ya da

mal paylaşımı belgesi imzalayıp imzalamadığımı sormaya başladılar.

İşte o zaman asıl korkularının sağlığım olmadığını anlamıştım. Yeni bebeğin yasal mirasçım olmasından korkuyorlardı.

Ama mahkemede bunların hiçbirini söylemedim. Hâkim önümdeki sağlık raporlarını dikkatle inceledi.

“Bu kayıtlara göre hamileliğiniz uzman doktorlardan oluşan bir ekip tarafından yakından takip edilmiş. Ayrıca bütün

riskleri anlayabilecek durumda olduğunuz ve zihinsel olarak karar verme yeteneğinizin yerinde olduğu belirtilmiş.”

“Bu doktorlara para verildi,” diye araya girdi Sinan. “Annem varlıklı bir kadın. İsterse parasıyla istediği raporu alabilir.”

Hâkim sertçe ona baktı.

“Size soru sorulmadan konuşmayacaksınız.”

Sinan sustu ama yumruğunu sıktığını gördüm. Ardından Burçin’in avukatı ayağa kalktı.

“Naciye Hanım, eşinizin kırk altı yıl önce hayatını kaybettiği doğru mu?”

“Doğru.”

“Onun ölümünden sonra bir daha evlenmediniz?”

“Evlenmedim.”

“Öyleyse bu bebeğin dünyaya gelişini nasıl açıklıyorsunuz?”

Mahkeme salonunda fısıltılar yükselmeye başladı. Eylül’ü kollarımın arasında biraz daha sıkı tuttum.

“Her şeyi açıklamaya hazırım. Ama bunun için bir kişinin daha burada olması gerekiyor.”

“Kimden söz ediyorsunuz?” diye sordu hâkim.

Kapıya doğru baktım. Hâlâ kapalıydı.

O sabah mutlaka geleceğine söz vermişti. Fakat duruşma başlayalı kırk dakika olmuş, hâlâ görünmemişti. İlk kez

içimi gerçek bir korku kapladı. Çocuklarım onun gelmesini bir şekilde engellemiş olabilir miydi?

Yoksa son anda fikrini mi değiştirmişti? Burçin’in avukatı masanın üzerine eski bir fotoğraf bıraktı.

Fotoğraf, eşim Rauf’un cenazesinde çekilmişti. O zaman yalnızca otuz üç yaşındaydım. Üzerimde siyah bir elbise

vardı ve kapalı tabutun yanında durmuş, gözyaşlarımı tutmaya çalışıyordum.

“Naciye Hanım,” diye devam etti avukat, “bu yeni doğan bebeğin babasının neredeyse yarım asır önce toprağa verilmiş

olan eşiniz olduğunu mu iddia ediyorsunuz?”

Burçin dehşet içinde bana döndü.

“Babamdan mı bahsediyorsun?”

Cevap vermedim.

“Anne, bu imkânsız!”

“Kulağa nasıl geldiğinin farkındayım.”

“Hayır!” diye bağırdı. “Farkında değilsin! İşte bu söylediklerin bile gerçeklikle bağını kaybettiğini kanıtlıyor!”

Eylül uyanıp huzursuzlanmaya başladı. Onu sakinleştirmeye çalıştım ama ellerimin titremesine engel olamıyordum.

Hâkim birkaç saniye beni izledikten sonra sordu:

“Bebeğin doğum ve genetik test kayıtları nerede?”

Avukatım başka bir dosyayı hâkimin önüne bıraktı.

“Belgelerin tamamı gerçek. Yapılan DNA incelemesine göre bebek biyolojik olarak Naciye Hanım’ın kızıdır.”

Hâkim gözlüğünün üzerinden bana baktı.

“Peki babası kim?”

Tam o anda mahkeme salonunun ağır kapısı açıldı.

İçeri giren kişiyi gördüğüm anda nefesim kesildi.

(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)

Ankara'da bir düğün konvoyundaki gelin arabasının arkasına yazılan "o" ifadesi aileler arasında meydan kavgasına dönüştü...
16/10/2026

Ankara'da bir düğün konvoyundaki gelin arabasının arkasına yazılan "o" ifadesi aileler arasında meydan kavgasına dönüştü. Yazıya ba'kın..
(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)

Sibel Can'dan uz'en haaber! (DE.TAYLAR İLK YO.RUMDA)
16/10/2026

Sibel Can'dan uz'en haaber!
(DE.TAYLAR İLK YO.RUMDA)

Kızım Mısır'da yaşadığımız sırada kayboldu. Yirmi yıl sonra Kahire'den bir kartpostal geldi ve arkasındaki mesaj bildiği...
16/10/2026

Kızım Mısır'da yaşadığımız sırada kayboldu. Yirmi yıl sonra Kahire'den bir kartpostal geldi ve arkasındaki mesaj bildiğimi sandığım her şeyi paramparça etti. 😧😲
Yirmi yıl önce, eşim en büyük hayalinin peşinde koşan genç bir gazeteciydi. Kahire'de bir Amerikan yayın kuruluşunda iş teklifi aldığında, bu hayatta bir kez karşılaşılabilecek bir fırsat gibi geldi. Eşyalarımızı topladık, tanıdık her şeyi geride bıraktık ve Mısır'da yeni bir hayata başladık.
Sessiz bir binanın ikinci...
(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)

Üniversiteden Mezun Olduğum Gün Babam Beni Y'atak Odasına Çağırıp, “Bundan Sonra Ne Olursa Olsun, Annen Asla Öğrenmemeli...
16/10/2026

Üniversiteden Mezun Olduğum Gün Babam Beni Y'atak Odasına Çağırıp, “Bundan Sonra Ne Olursa Olsun, Annen Asla Öğrenmemeli. Artık 18 Yaşındasın. Zamanı Geldi,” Dedi. Odadan Çıkmak İstedim Ama Kapıya Koşup Kilitledi. Sonra Yaptığı Şey Beni Gözyaşlarına Boğdu

Üniversiteden mezun olduğum gün, hayatımın en mutlu günlerinden biri olmalıydı.

On sekiz yaşındaydım. Adım Beren'di.

O gün uzun, mavi bir elbise giymiştim. Babam Turgay ise sürekli yanımda duruyor, birlikte daha fazla fotoğraf çektirmemizi istiyordu.

Elli beş yaşındaydı. Her zaman ciddi ve az konuşan bir adam olmuştu ama o gün alışılmadık derecede mutluydu.

Annem Sevim gülerek,

“Turgay, yeter artık! Kızın evlenmiyor, alt tarafı üniversiteden mezun oluyor,” dedi.

Babam gülmedi. Yalnızca bana baktı ve cevap verdi:

“Sen anlamıyorsun Sevim. Bugün düşündüğünden çok daha önemli bir gün.”

O sırada sözlerine pek aldırmadım. Birkaç saat sonra beni nelerin beklediğini bilseydim, belki de eve bu kadar huzurlu dönmezdim.

O akşam, bütün misafirler gittikten sonra annem mutfaktayken babam yanıma geldi.

“Beren, bir dakikalığına yatak odama gelir misin?”

“Neden baba?”

Mutfağa doğru göz attı.

“Seninle baş başa konuşmamız gerekiyor.”

Sesi o kadar ciddiydi ki yüzümdeki gülümseme bir anda kayboldu.

Peşinden üst kata çıktım. Odaya girer girmez kapıyı kapattı.

Sonra bana dönüp hâlâ kelimesi kelimesine hatırladığım o cümleyi söyledi:

“Beren, bundan sonra ne olursa olsun annen asla öğrenmemeli. Artık on sekiz yaşındasın. Zamanı geldi.”

Kalbim deli gibi çarpmaya başladı.

“Annem neyi öğrenmemeli?”

Cevap vermedi. Bunun yerine gardıroba yürüdü, en alt çekmeceyi açtı ve siyah bir çanta çıkardı.

O çantayı daha önce hiç görmemiştim. Babam çantayı yatağın üzerine bıraktı.

“Yaklaş.”

Yerimden kıpırdamadım.

“Baba, neler oluyor?”

“Korkma. Sadece söylediklerimi yap.”

Bu sözleri beni daha da korkuttu. Kapıya doğru yürümeye başladım.

“Annemi çağıracağım.”

Babam birden kapıya koştu ve kapıyı kilitledi.

Anahtarın kilitte döndüğünü duyduğum anda olduğum yerde donakaldım.

“Kapıyı neden kilitledin?”

“Annenin ansızın içeri girmemesi için.”

“AÇ ŞU KAPIYI!”

Kapının yanında, anahtarı elinde tutarak duruyordu.

“Beren, lütfen. Bana sadece beş dakika ver.”

Babamı daha önce hiç böyle görmemiştim. Elleri titriyor, alnından ter damlıyordu.

En korkuncuysa bu konuşmaya çok uzun zamandır hazırlanmış gibi görünmesiydi.

“Baba, o kapıyı açmazsan çığlık atacağım.”

Yüzünün ifadesi bir anda değişti.

“Bağırma. Annen duyacak.”

(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)

İ'drar Yolu Enfeksiyonunu Geçiren D'oğal Yöntem(DE.TAYLAR İLK YO.RUMDA)
16/10/2026

İ'drar Yolu Enfeksiyonunu Geçiren D'oğal Yöntem
(DE.TAYLAR İLK YO.RUMDA)

Ev yapımı o t'arif…(DE.TAYLAR İLK YO.RUMDA)
16/10/2026

Ev yapımı o t'arif…
(DE.TAYLAR İLK YO.RUMDA)

Ünlü Astrolog 3 Tarih Birden Verdi..(DE.TAYLAR İLK YO.RUMDA)
16/10/2026

Ünlü Astrolog 3 Tarih Birden Verdi..
(DE.TAYLAR İLK YO.RUMDA)

Huzurevine Yerleştirdiğimiz 83 Yaşındaki Dedem Bir Gece Beni Arayıp “Buradan Çıkmam Gerek, Kimseye Söyleme” Dedi. Yanına...
16/10/2026

Huzurevine Yerleştirdiğimiz 83 Yaşındaki Dedem Bir Gece Beni Arayıp “Buradan Çıkmam Gerek, Kimseye Söyleme” Dedi. Yanına gittiğimde odası boştu, yastığının altında ise benim için hazırlanmış bir vasiyet vardı.

Dedemi huzurevine yerleştirdiğimiz gecenin üzerinden tam kırk üç gün geçmişti. Saat 02.17’de telefonum çaldığında ekranda onun adını görünce içim ürperdi. Seksen üç yaşındaki Hilmi dedem, gece yarısından sonra kimseyi aramazdı. Üstelik son ziyaretimde telefonunu kullanamayacak kadar yorgun görünüyordu.

“İldeniz,” diye fısıldadı. “Buradan çıkmam gerek. Ama sakın kimseye söyleme.”

“Dede, ne oldu? Biri sana kötü mü davranıyor?”

“Beni buraya getirdiğiniz gün imzaladığım kâğıtları hatırlıyor musun? Onlar düşündüğün kâğıtlar değildi.”

Arka plandan tekerlek gıcırtısına benzeyen bir ses geldi. Dedem nefesini tuttu.

“Yarım saat içinde gel. Ön kapıdan girme. Ve Handan’a haber verme.”

Hat kesildi.

Handan halam, dedemin huzurevine yerleşmesi için en çok uğraşan kişiydi. Geçirdiği küçük kazadan sonra tek başına kalmasının tehlikeli olduğunu söylemişti. Haklı da görünüyordu. Dedem geceleri ocağı açık unutuyor, merdiven çıkarken zorlanıyordu. Yine de taşındığımız gün kapı eşiğinde durup bana söylediği cümleyi unutamamıştım.

“İnsan bazen evinden değil, bildiklerinden uzaklaştırılır.”

O zaman yaşlılık korkusu sanmıştım.

Bir hafta önceki ziyaretimde de tuhaf bir şey yaşanmıştı. Dedem bana eski fotoğraf albümünü getirmemi istemiş, Handan halam hemen araya girmişti.

“Burada geçmişi kurcalamasına gerek yok. Doktor da yorulmamasını söyledi.”

Dedem o gün hiç karşılık vermemişti. Yalnızca vedalaşırken avucumu sıkıp kulağıma eğilmişti.

“Bir gün sana bir kâğıt uzatırlarsa önce tarihine bak. İmza benziyor diye her şey doğru olmaz.”

Halamın yanımızda beklediğini görünce konuşmayı kesmişti. Eve dönerken bu sözleri unutmaya çalışmıştım. Şimdi ise her hecesi aklımdaydı.

Üzerime montumu geçirip arabaya atladım. Bursa’nın yağmurla parlayan sokakları bomboştu. Yol boyunca dedemi tekrar aradım. Telefonu kapalıydı. Handan halamı aramak için ekrana dokundum, sonra dedemin sesini hatırlayıp vazgeçtim.

Huzurevinin ön kapısındaki güvenlik kulübesi aydınlıktı. Arka taraftaki servis girişini ise geçen hafta dedeme temiz kıyafet götürürken görmüştüm. Kapı aralıktı. İçeride ağır bir deterjan kokusu vardı.

Koridorda karşılaştığım gece görevlisine dedemin odasını sordum.

“Hilmi Bey mi? Biraz önce odasında kontrol edildi,” dedi. “Bir sorun mu var?”

“Beni aradı. Yanına çıkacağım.”

Görevlinin yüzü değişti. Telefonuna baktı, ardından aceleyle uzaklaştı.

İkinci kattaki 214 numaralı odanın kapısı açıktı. Yatak düzeltilmiş, terlikler yan yana konmuştu. Ama dedem yoktu. Banyoya baktım. Dolabını açtım. Kalın gri hırkası, sürekli kullandığı bastonu ve gözlüğü yerindeydi. Gece yarısı dışarı çıkacak biri bunları neden bırakırdı?

Tam koridora dönecekken yatağın başucunda duran su bardağını fark ettim. Dibinde hiç erimemiş iki beyaz tablet vardı. Dedem ilaçlarını hep tek tek içerdi; suyun içine bırakmazdı.

Yastığı kaldırdığımda altından kalın, sararmış bir zarf çıktı. Üzerine tanıdığım eğri yazısıyla adım yazılmıştı: “İldeniz’e. Başkasının eline geçmeden.”

İçinde her sayfası dedemin el yazısıyla doldurulmuş, tarih atılmış ve imzalanmış bir vasiyetname vardı. İlk satırda, yıllardır ailece satıldığını sandığımız Mudanya’daki eski taş evden söz ediliyordu. Dedem o ev üzerindeki haklarını ve orada sakladığı belgeleri bana bırakıyordu.

Oysa Handan halam, evin dedemin borçlarını ödemek için yirmi yıl önce satıldığını söylemişti. Hatta satış evraklarını gördüğümü bile hatırlıyordum. Çocukken mutfak masasına yayılmış dosyaların yanında ağlayan dedem gözümün önüne geldi.

Vasiyetin son sayfasında altı çizilmiş tek bir cümle vardı:

“Bu evle ilgili gerçeği öğrendiğinde, annenin neden yıllarca sustuğunu da anlayacaksın.”

Boğazım düğümlendi. Annem yıllar önce ölmüştü. Dedem onun adını her andığında sustuğu için, aralarında çözülmemiş bir kırgınlık olduğunu sanırdım.

Zarfın içinden küçük, paslanmış bir anahtar da düştü. Üzerindeki metal etikete yalnızca “17” kazınmıştı.

Koridordan ayak sesleri duyulunca her şeyi montumun içine sakladım. Az önce konuştuğum görevli iki kişiyle geri dönmüştü. Bana dedemin başka bir hastaneye sevk edildiğini, sabah bilgi verileceğini söyledi.

“Hangi hastane?” diye sordum.

Cevap veremedi.

“Sevk belgesini görmek istiyorum,” dedim.

Görevli masadaki dosyaları karıştırdı. Dedemin adına düzenlenmiş bir sevk kaydı bulamadı. Bunun üzerine birini arayıp koridorun sonuna yürüdü. Konuşmasının yalnızca son kısmını duydum.

“Evet, zarfı bulmuş. Şimdi ne yapacağız?”

Beni gördüğünde telefonu indirdi. Artık buradan kendi isteğimle ayrılmamı beklemediklerini hissediyordum. Yangın merdivenine açılan kapıyı göz ucuyla kontrol ettim. Kilitli değildi. Montumun altındaki zarfı daha sıkı tuttum.

Tam o sırada telefonum titredi. Handan halamdan mesaj gelmişti:

(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)

Address

Mahmutbey Mahallesi 2562 Sok. No: 1
Istanbul
34218

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Huzur Mekanı posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Huzur Mekanı:

Shortcuts

Share