Dünya Medeniyetler Tarihi

Dünya Medeniyetler Tarihi Bağımsız Tarih, Kültür sayfası

Kızılay'ın kurucusu Abdullah Bey'in gerçek ismi K. E. Hammerschmidt idi. Felsefe, zooloji ve tıp üzerine eğitim almıştır...
16/04/2026

Kızılay'ın kurucusu Abdullah Bey'in gerçek ismi K. E. Hammerschmidt idi. Felsefe, zooloji ve tıp üzerine eğitim almıştır.
Avusturyalı olan H, ülkesindeki savaş ve kargaşadan İstanbul'a gelmiş, Osmanlı için çalışmış ve Müslüman olmuştur.
Eyüp'teki mezarı otoyol altında kalmıştır.

Baran Zeydanlıoğlu

Konstantinopolis gravürü.Çizimde o tarihte 1150 yaşında olan Roma İmparatorluk anıtı Arcadius Sütunu'nun sağlam halini d...
16/04/2026

Konstantinopolis gravürü.

Çizimde o tarihte 1150 yaşında olan Roma İmparatorluk anıtı Arcadius Sütunu'nun sağlam halini de görebiliyorsunuz.

[Kaynak/Credits to: Shadows of Constantinople]

Baran Zeydanlıoğlu

Efsaneye göre;  9. yüzyılda Etiyopya’da çobanlık yapan Kaldi, keçilerin belirli bir ağacın meyvelerini yedikten sonra aş...
10/04/2026

Efsaneye göre; 9. yüzyılda Etiyopya’da çobanlık yapan Kaldi, keçilerin belirli bir ağacın meyvelerini yedikten sonra aşırı enerjik olduklarını fark eder. Keçilerin o kadar enerji doludur ki geceler uyumazlar. Bunun üzerine keçilerin yediği kırmızı meyvenin tadına Kaldi de bakar ve çok daha enerjik olduğunu görür.
Efsaneye göre, bundan sonra Kaldi keçileriyle birlikte mutlu bir şekilde oynamaya başladı. Ondan şiirler ve şarkılar saçıldı. Bir daha hiç yorgun ve sinirli olmayacakmış gibi hissetti. Kaldi babasına sihirli ağaçlardan bahsetti. Dedikodu yayıldı ve sonunda kahve Etiyopya kültürünün bir parçası oldu.

Daha sonra keşişler denemiş bu gizemli meyveyi; ancak acı tadını beğenmediklerinden hepsini ateşe atmışlar. Kısa süre sonra lezzetli aroma burun deliklerine dolunca keşişler çok meraklanmışlar ve kavrulmuş meyvelerden bir içecek demlemişler. Bütün gece ayık kalmışlar kahveyi içtikten sonra. Böylece kahve tohumunun ünü, kısa süre içinde bölgede yayılmış. M.S. 1000 yıllarında kahve Yemen’de üretilmeye başlanmış.

Bugünkü Yemen'de bulunan Mokka şehrinden taşınan kahveler İslam dünyasına yayılır Ortadoğu’yu çeşitli sebeplerle ziyaret eden Avrupalılar, ülkelerine döndüklerinde alışılmadık koyuluktaki bir içecekten bahsediyorlardı. 17. yüzyıla gelindiğinde ise kahve, Avrupa’da tanınmaya başlamış ve popülerleşmişti. Avrupa’da tanınmaya başladığı ilk dönemlerde halkın bir kısmı, kahvenin “Şeytan’ın acı icadı” olduğunu söyleyerek reddetti. 1615 yılında Venedik’teki rahipler, kahve kullanımını kınamışlardı. Tartışma o kadar büyüktü ki, dönemin papası 8.Clement’ten müdahale etmesi istendi. İçeceği denemeden herhangi bir açıklama yapmak istemeyen 8.Clement, kahveden oldukça etkilenmişti. Ve bunun üzerine kahve, papalığın onayını almayı başardı.

17. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Londra’daki 300’ün üzerinde kahve evi, tüccarların ve sanatçıların buluşma noktası haline dönüştü.

Kahve, 1600’lü yılların ortalarında günümüzde New York olarak bilinen New Amsterdam’a ulaşır. Dünya'da yaygın şekilde tüketilmeye başlanan kahvenin, sadece Arap yarımadasında üretilmesi talebi karşılamaya yetmiyordu. 17.yüzyılın ikinci yarısında kahve tohumları elde eden Hollandalılar, bu tohumları Hindistan’da yetiştirmeye çalışmış ve başarısız olmuşlardı. Daha sonra günümüzde Endonezya toprakları içinde yer alan Java adasında yapılan ekim çalışmaları başarıya ulaştı. 1714 tarihinde Amsterdam valisi, Fransız Kralı 14.Louis’e hediye olarak küçük bir kahve bitkisi armağan etti. Karayiplerdeki adaya dikilen tohum, 50 yıl içerisinde adada toplam 18 milyon kahve ağacı yetiştirilmesini sağladı. Kahve tarihi, çeşitli dönemlerde ve bölgelerdeki yasaklar ile de bilinir. Bu yasaklardan ilki, 1511 yılında Mekke’de uygulanmak istenmiş. Mekke valisi, kahvenin radikal düşünceleri ve halkın sokaklarda toplanmasını tetiklediğini düşünüyordu. Aynı zamanda uyarıcı olarak kullanılması da, kahveye kötü bir ün sağlıyordu.

Kahvenin Osmanlı döneminde yasaklanmak istendiği de bilinenler arasında. 4.Murad 1623 yılında tahta çıktıktan sonra kahve yasakları uygulanmaya başlanmış ve bir dizi ceza yürürlüğe alınmıştı. Bu cezalara göre ilk defa kahve ile yakalanan kişilere dayak atılıyordu. İkinci kez yakalanan kişilerin ise deri bir kılıf içerisine hapsedilerek Boğaz’ın sularına atıldıkları söylenir.

“Bir görünmez gök imparatorluğu keşfettim. Soyut, ancak granit kadar sağlam.”Mucit Lee DeForest.İngiliz fizikçi James C....
10/04/2026

“Bir görünmez gök imparatorluğu keşfettim. Soyut, ancak granit kadar sağlam.”

Mucit Lee DeForest.
İngiliz fizikçi James C. Maxwell, 1865 yılında ışığın belli bir dalga boyunda elektromanyetik titreşimlerin sonucu olduğunu göstermişti.

1888’de Alman Heinrich R. Hertz, fizik dersleri verirken elektromanyetik dalgaların varlığını tespit edip bunları üretmeyi başardı. Nikola Tesla, ürettiği Tesla bobinleri ile güçlü radyo sinyallerini oldukça uzak mesafelere iletebileceğini fark etmişti.
Laboratuvarında çıkan bir yangın, tüm ürünlerinin yok olmasına neden oldu. Hertz’in deneylerini tekrarlayan İtalyan fizikçi Guglielmo Marconi, ürettiği kablosuz telgraf yöntemiyle dalgaları ilk olarak 9 metre, sonradan 275 metre ve nihayetinde 3 kilometre uzağa iletmeyi başardı.

1896 yılında Marconi, radyonun patentine İngiltere’de başvurdu ve kabul aldı.
1901 yılında Marconi’nin üç adet S harfini kablosuz telgraf aracılığıyla bir gemiden kıyıda bekleyen yardımcısına yollaması radyonun ilk keşfi sayılıyor.
Radyo sesi, atmosfer içinden, Hertz dalgaları aracıyla çok uzaklara ulaşır. Radyo ses dalgalarını elektrik dalgaları haline çevirir; ya da elektrik dalgalarını atmosferden derleyerek ses dalgaları haline koyar. Radyo, verici ve alıcı olmak üzere iki çeşit makineden meydana gelir.

ABD’de 1910 yılında mühendis Lee de Forest’in telsiz telgraf şirketinin gösteri yayını New York’ta Metropolitan Opera’sı ile Lee de Forest’in evi arasında yapılan yayında Enrico Caruso, Cavaleria Rusticana operasını seslendirdi.
ABD’de 1915 yılında Western Electric’in Virginia-Arlington’dan yaptığı yayın, Paris’ten dinlenebildi.

Birinci Dünya Savaşı’na denk gelen yıllar ise bu gelişmelerin önemini iyice artırdı, çünkü cihaz denizdeki gemilere ulaşmak gibi meselelerde ordu için hayati bir hal almıştı.
İngiltere’de 1922’de BBC ile başlayan radyo yayınları ise radyoyu insanların gazete gibi bilgi alabileceği bir kaynak haline getirdi.
1948’de transistörün bulunuşu, 1960’larda tümleşik devrelerin geliştirilmesi gibi teknik buluşlar radyoyu çok amaçlı önemli bir iletişim aygıtına dönüştürdü.

Ülkemizde ilk radyo yayını 1927 yılında Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi’nce Ankara (1554 m) ve İstanbul’da (1200 m) kurulan 5 kW gücündeki iki vericisiyle başladı.
6 Mayıs 1927 günü Eşref Şefik’in yaptığı;
“Alo alo muhterem samiin (muhterem dinleyiciler), burası İstanbul telsiz telefonu” anonsu ilk radyo yayını olarak kabul edilir.
Sirkeci’deki Büyük Postane binasının bodrum katından, postane kapısının üstüne yerleştirilmiş bir hoparlör aracılığıyla sokaktaki vatandaşa seslenmesinin nedeni ise o tarihlerde henüz hiç kimsenin evinde radyo alıcısının olmamasıydı.
Evin bir köşesine en değerli konukmuşçasına yerleştirildiği dönemlerde radyonun önemi çok farklıydı. Başına toplanan ev halkı için dışarıya açılan, önemli bilgiler almasını sağlayan devasa bir pencere, çocuklar için sesi duyulan insanların içinde yaşadığı sihirli bir dünya gibiydi.
İstanbul Radyosu’nun ilk naklen yayını, 3 Şubat 1932’de Atatürk’ün isteği ile Ayasofya Camii’nden Kadir Gecesi okunan Türkçe ezanla başlamış ve Mevlit’le devam etmiş.
İstanbul Radyosu’nun ilk sanatçı kadrosundaki isimler; Tanburi Mesut Cemil, Neyzen Tevfik, Kemençeci Ruşen Ferit Kam, kanuni Ahmet Yatman, kemani Cevdet Çağla ve ilk hanende Zeki Çağlarman.

27 Mayıs darbesinden birkaç gün sonra, Türkiye ile İrlanda arasındaki milli futbol maçını radyodan Halit Kıvanç naklen anlattı. Bu sırada Kıvanç’ın üzerine 5 silah çevriliydi. Komutanlar, Kıvanç’ın halka “Darbeye karşı direnin” çağrısı yapmasından korkmuşlardı.
1961 yılında, Hükümetin talebi üzerine Ankara radyosu’nda
“Vatandaş dikkat, su uyur komünizm uyumaz”,
“Komünist, Türk ve Müslüman kıyafetine bürünerek arana girer”,
“Komünizm tatlı dille arkadan sokan bir yılandır” şeklindeki spotlar yayınlandı.
1957 seçimlerinden itibaren Başbakan Adnan Menderes, kendisiyle ilgili haberlerin radyoda Can Okan tarafından okunmasını emretmişti. Böylece neredeyse bütün haberleri Can Okan’ın (dönemin haber spikeri) okuması gündeme geldi. Okan’ın kendini Menderes yerine koyarak okuduğu siyasi haberler hem çok etkili oluyor hem de iktidarı fazlasıyla memnun ediyordu.

1940’larda Senfoni Orkestrası, Salon Orkestrası, Yaylı Sazlar Kuarteti, Caz Orkestrası ve Tango Orkestrası gibi bölümler oluşturulmuştu. Senfoni Orkestrası’nın haftada iki gün, birer saat olan programı canlı yayınlanır ve 160 kişilik misafir dinleyicisi olurdu.
Bütün bu etkinliklerin dışında Mozart ve Beethoven gibi ünlü sanatçıların doğum ya da ölüm yıldönümleri nedeniyle bazen bir hafta bile süren programlar hazırlanırdı.
Radyo, 1970’lere, yani TV’nin eve dalmasına kadar imparatorluğunu sürdürdü.
Tüm ailenin lambalı radyonun başına toplaştığı, spikere topluca kulak kabarttığı zamanlar, o günleri en güzel anlatanlardan birisi de Woody Allen’dır.
“Gelecek kuşaklar bizim hakkımızda bir şeyler duyacak mı merak ediyorum. Sanmıyorum belli bir süre sonra her şey geçiyor. Ne kadar ünlü olduğumuzun veya dinleyiciler üzerindeki etkimizin hiç önemi yok.”

M. S. 190'larda Edessa Krallığı'nda (Bizans dönemi Urfa) yapılan Orfeus mozaiği.Üzerindeki Aramice (eski Süryanice) yazı...
08/04/2026

M. S. 190'larda Edessa Krallığı'nda (Bizans dönemi Urfa) yapılan Orfeus mozaiği.

Üzerindeki Aramice (eski Süryanice) yazı:

"Papa’nın oğlu bu odayı benim, çocuklarım ve mirasçılarım için 505 Nisan ayında inşa ettirmiştir. Her kim bu odayı görürse Tanrı onu kutsasın.”

"Asimile olan uluslar, aşağılık duygularını bastırmak için hâkim uluslardan daha çok hâkim ulusların milliyetçiliğini ya...
08/04/2026

"Asimile olan uluslar, aşağılık duygularını bastırmak için hâkim uluslardan daha çok hâkim ulusların milliyetçiliğini yaparlar."

⛰☀️🦅Mezopotamya'dan Sözler

Omuzdan öpmek:A***n halklarda binlerce seneden beri var olan çok kadim ve derin bir ritüel olup,  karşıdaki insana melek...
08/04/2026

Omuzdan öpmek:
A***n halklarda binlerce seneden beri var olan çok kadim ve derin bir ritüel olup, karşıdaki insana meleklere verdiği değeri verdiğini gösteren ve Kürdler tarafından halen devam ettirilen bir hürmet göstergesidir.

"Kanatlarından öperim" demektir.

Yapabilen istemiyor. İsteyen yapamıyor. Bilen yapmıyor. Yapan bilmiyor. Ve Dünya böyle kötüye gidiyor.. İtalya’nın Ascol...
07/04/2026

Yapabilen istemiyor.
İsteyen yapamıyor.
Bilen yapmıyor.
Yapan bilmiyor.
Ve Dünya böyle kötüye gidiyor..

İtalya’nın Ascoli Piceno kasabadında, 1529 yılında yazılmış, Latince bir duvar yazısı.

Bir İşkence Aleti Olarak İcat Edilen “Koşu Bandı”nın İlginç SerüveniÖzellikle spor salonlarının olmazsa olmaz aleti koşu...
07/04/2026

Bir İşkence Aleti Olarak İcat Edilen “Koşu Bandı”nın İlginç Serüveni

Özellikle spor salonlarının olmazsa olmaz aleti koşu bandında spor yapmak işkence gibi geliyorsa bu hissetmeniz gayet normal. Çünkü koşu bandının ilk kullanım amacı işkence çektirmekti. Formda kalmak, yağ yakmak ve kalp sağlığını korumak için en çok kullanılan spor aleti olan koşu bandının çok enteresan bir tarihsel hikayesi var.

Koşu bandı, 1818 yılında İngiliz mühendis Sir William Cubitt tarafından icat edildi. Ancak koşu bandının üretim amacı, formda kalmak veya yağ yakmak değildi. Koşu bandı bir işkence aleti olarak tasarlanmış ve üretilmişti.

St. Edmunds, hapishanesindeki mahkumların tembel tembel yattığını gören Sir William Cubitt, mahkumların kas gücünden faydalanılabileği düşüncesine bir proje geliştirdi. Böylece mahkumların daha etkin ceza çekmeleri sağlanabilirdi.

Cubitt’in tasarladığı ilk koşu bandı aslında kendi etrafında dönen dev bir çarka benziyordu. Bir düzine mahkum koşarak bu çarkı döndürüyorlardı. Bugünün aksine düz koşu yerine daha çok devamlı olarak merdiven tırmanmaya benzeyen bir sistem kurmuştu. Mahkumlar dururlarsa düşecekleri için devamlı hareket etmek zorundaydılar. Mahkumların kas gücünden gelen bu hareket, buğdayların öğütülmesi, suyun çekilmesi ya da madenlerin havalandırması için gereken enerjiyi sağlıyordu.

Mahkumlar, günde en az 6 saat bu cihazda koşuyorlardı ki bu 14000 basamaklı bir merdivene tırmanmaya (Everest’e tırmanmaya) eşdeğerdi. İngiltere’deki 50 hapishane bu aleti kullanıyordu. Hatta, İngiliz yazar Oscar Wilde bile hapishane zamanlarında bu alet üzerine çıkmaya zorlanmıştı. Kimi cezalı mahkumlar günde 10 saatini bu aletler üzerinde geçiriyordu. Bazen halkın izleyip ibret almasına bile izin veriliyordu. Cubitt’in bu icadı İngiltere’den ABD’ye kadar ulaştı. İngiliz hapishanelerinde kullanılan bu yöntem, artık ABD’de de hatırı sayılır sayıda hapishanede de kullanılıyordu. Mahkumlar bu işkence sebebiyle düzgün beslenememeye başlamışlar, vücutlarında oluşan kırgınlık ve sakatlık nedeniyle iyice bitap düşmeye başlamışlardı.

Bu alette çok sayıda mahkum hayatını kaybetti, koşu bandı 19. yüzyıldaki hapishanelerin kötü koşullarının sembolü olarak tarihe geçti. 1898 yılında çıkan hapishaneler yönetmeliği ile canice bir işkence olduğuna karar verilerek bu uygulama durduruldu.

1911 yılında ABD’de patentlendirilen koşu bandı, 1952 yılında Dr. Robert Bruce tarafından günümüzdeki formuna bürünmüştür.

1970’li yıllarda ABD’de başlayan ”koşu ve sağlıklı yaşam çılgınlığı” koşu bandının tekrar ortaya çıkmasını sağlamış ve insanlar, evlerine kurdukları koşu bandlarıyla spor yapmaya başlamışlardır.

Guti Kralına ait heykel (Salmas şehrinde ortaya çıkarıldı.)"Antik Çağ’da, Kürtlerin ataları olan Gutiler Zagros dağların...
03/04/2026

Guti Kralına ait heykel (Salmas şehrinde ortaya çıkarıldı.)

"Antik Çağ’da, Kürtlerin ataları olan Gutiler Zagros dağlarında yaşadılar.

Sümerler, Babiller ve Asurlular’a ait tabletlerde Guti veya Qurti olarak geçerler."

Edmund Ollier, 1890, Zagros Dağı

Urartu dönenimine ait (M. Ö 810) ait gümüş bakraç (Kürtçe: Satıl) Bakraç ilk olarak Mezopotamya’da kullanıldı.İsviçre Kl...
03/04/2026

Urartu dönenimine ait (M. Ö 810) ait gümüş bakraç (Kürtçe: Satıl) Bakraç ilk olarak Mezopotamya’da kullanıldı.

İsviçre Kloster Allerheiligen Müzesi

Nusaybin ve Aziz Yakup tasviri...1800'lü yıllara ait Nusaybinli Aziz Yakup gravürü...M.S 338 yılında Nusaybin'de hayatın...
03/04/2026

Nusaybin ve Aziz Yakup tasviri...

1800'lü yıllara ait Nusaybinli Aziz Yakup gravürü...

M.S 338 yılında Nusaybin'de hayatını kaybetti. ''Mezopotamya'nın Musa'sı'' bilinen lakapları arasındadır. Ölümüne kadar Nusaybin piskoposuydu...

Gravür içerisinde Sasani İmparatoru II. Şâpûr tarafından şehrin kuşatılması tasvir edilmiş. II. Şâpûr'un askerleri şehri kuşatırken, Aziz Yakup şehir halkına dua ediyor...

Address

Istanbul

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Dünya Medeniyetler Tarihi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Dünya Medeniyetler Tarihi:

Shortcuts

Share