26/05/2026
“Bayram ya; şimdi çocuk olup köyde olmak vardı anasını satayım, elimizde naylondan bir poşet, kapı kapı dolaşsaydık mesela, ilk zengin evlerin -iyi şeker (nasıl iyiyse?), belki gofret, çikolata ikram edilme ihtimalli evlerin- kapısını çalsaydık, akşama kadar it ayağı yemiş gibi dolaşmaktan bitap düşseydik, ganimetlerimizi kardeşlerimizden saklamak için tek odalı evlerimizde saklayacak yer arasaydık, en son el öpme sırası anne babamıza gelseydi, annemiz elini vermeseydi ama babamız gururla uzatsaydı elini, öpüp başımıza koysaydık, sonra o da bizi yanaklarımızdan, gülen gözler eşliğinde öpseydi, şalvarının cebinden demir kuruşlardan dağıtsaydı çocuklarına, büyükten küçüğe doğru sıralı, annem mezar ziyareti için akşamdan hazırlayıp pişirdiği etli kömbeyi dilimleyip hazır etseydi, “Haydi herif, herkes gidip geldi mezarlığa, biz de gidelim.” deseydi, en güzel elbiselerini giymiş komşularımızın mezarlara dağılışlarına bir kez daha şahitlik etseydik, acısı yeni olan daha çok ağlasaydı, her mezar taşı tanıdık gelip duadan çok yaşadığımız ortak anılarımız canlansaydı oracıkta, gülseydik, üzülseydik, kızsaydık mezarlarına su dökerken, üstlerindeki kurumuş otları yolarken, acaba sıra kimde diye korkarak bahse girseydik gizliden gizliye, ev ziyaretlerinde denk gelemediklerimizle orada, mezarların başında bayramlaşsaydık, getirdiklerimizi dağıtsaydık, benim payıma renk renk, yine şehir kokulu jelatinli şekerler düşseydi, kömbeden, bisküvilerden kalanları kuşlara bıraksaydık sevabına, yaşlıların koluna girip dönseydik evlerimize, buruk, geniz yakan bir koku kaplasaydı yine ortalığı, aldırmayıp yürüseydik, bu günün de hatırasını yazsaydık uzun ‘yas günlüklerimize...”
İki bayramı da birleştirip; şimdi orada, o zamanda, o insanlarla tekrar birlikte olmak vardı anasını satayım…