05/09/2021
Kitabı okuyalı neredeyse bir ay oldu.Lâkin bu çok katmanlı romanın çetrefilinden, alengiriden doğru cümlelerle bahsedebilmek inanın hiç kolay değil.
Kitap hepi topu 70 sayfa ancak bu buzdağının görünen yüzü...
Sayın Kaban, cümlelerinin ağırlığını sayfalara yüklemiş; yani, yükte hafif pahada ağır bir kitap.
Düşündüren, sorgulatan, hatırlatan çok ince nüanslı tümceleri usta bir satranç oyuncusu gibi kurgulamış.
Yetmemiş; metnini muazzam bir aritmetikle dile getirmiş. Bunu yaparken de gelenekçi anlatıyı esas alıp işleyişi revize etmiş.
Bu da yetmemiş, metni parametrelere ayırmış. Konusu durağan gibi görünen “Bir yazar kendisinin gölge yazarı olabilir mi?” sorusundan hareketle, “Roman neden ve nasıl yazılmalıdır?” dilemmasına okurunu da dahil ederek çok bilinmeyenli bir denklem oluşturmuş. Böylece tıpkı denklemlerin çözümünde bilinmeyene verdiğimiz değer gibi, okuyan her bir kişi, işlevi değiştirilen cebirsel bir simge, belki bir sayı ya da belki o denklemin katsayılarına giren bir nicelik olabilir.
Kitap üç bölüme ayrılmış. Ecce Novel, Ecce Homo ve Ecce Vivet... Bittabiki ne ne anlama geldiklerinden ne de romandaki asli görevlerinden bahsetmeyeceğim.
Kitabın isminin de, “sırf dikkat çeksin diye konulduğunu” düşünüyorsanız, uyarayım! Gaflete değil gayya kuyusuna düştüğünüzün resmidir.
Yazarın, ego,id, superego kavramlarıyla soslanmış roman görünümlü felsefe güzellemesine kendinizi kaptıracak satırlarını hem kalbinize hem ruhunuza kazıyacaksınız.
Felsefenin en temel sorunu olan “öteki” ile selamlaşarak, özlemini duyduğumuz, ulaşmak istediğimiz üst kimlik arayışımıza yeni bir perspektif kazandıran yazara şapka çıkarmamak ne mümkün!
Mamafih kişinin ötekisiyle yüzleşmesi lafta kolay eylemde dirayet isteyen bir maslahat.
Günün sonunda, “Ben senin her şeyimsin!” diyebilene ne mutlu!
Bu özel yolculuğa birlikte çıktığım ❤️🥰 iyi ki diyorum yine, yeni, yeniden 💐
Sevgiyle esen kalın 💕
😊