Enstitü Yayınları

Enstitü Yayınları İnsan - Toplum - Devlet

14/02/2026

Uzun süredir üzerinde çalıştığımız “DEVLET” isimli yapımımızı sunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz.

Bu çalışmada bir YALIN soruyu birlikte düşünmeye davet ediyoruz: "Devlet nedir?"

Bu yapımda, DEVLETİ ARIYORUZ. Devletin kadim bir masal mı, yoksa hesap sorulabilir koruyucu güç mü olduğunu tartışacağız. Kadim bir hatıra mı?
Yoksa hesap sorulabilir bir kamu düzeni mi?
Ömrünü kamu hizmetine adamış isimlerle,
Devletin güvenlik yükünü taşımış asker ve polislerle,
Devlet eleştirisini hakkıyla yapan düşünürlerle konuşacağız.Devletsiz kalmış Türklerin yaşadığı coğrafyalara gideceğiz. Kaosun nasıl doğduğunu inceleyeceğiz.

ÇAĞLARIN SORUSUNA CEVAP ARIYORUZ
DEVLET NEDİR?
“Devlet nedir?” sorusu, insanlık tarihinin en büyük iktidar tartışmasının da adıdır. Türk Milleti için ise, bu soru teorik merak değil; varlık-yokluk meselesi anlamına gelir.

“Devlet benim” diyen 14. Lui’nin iddiasında mı saklıdır devlet? Devlet, bir kişinin iradesine indirgenebilir mi? Yoksa Tonyukuk’un “il” dediği, budunu ayağa kaldıran, dağılanı toplayan, esareti parçalayan o siyasi akıl mıdır?

Kutsal metinlere bakacağız. Tarihe döneceğiz.
İmparatorlukların nasıl çöktüğünü inceleyeceğiz.
Devletsiz kalmış toplumların bedellerini göreceğiz.
Çünkü “devlet” meselesi bir ideolojik slogan değil,
bir medeniyet sorusudur.

Onu göremezsiniz.
Dokunamazsınız.
Ama o sizi görür.
Sizi kaydeder.
Sizi yargılar.
Sizden vergi alır.
Sizi savaşa gönderir.
Sizi korur… ya da koruyamaz.
İşte bu yüzden soruyoruz: "DEVLET NEDİR?

“DEVLET”i arıyoruz.
Milleti, vatanı ve Devleti yeniden konuşuyoruz.

Ne kör bir devlet yüceltmesi,
Ne de sorumsuz bir devlet karşıtlığı…
Biz hakikatin peşindeyiz.

Devlet nedir?
Kimin için vardır?
Kime hesap verir?
Bu yalın ama zor soruları BİLGİSİ, FİKRİ VE TECRÜBESİ OLANLARA soracağız, cevapları birlikte arayacağız.

Hoş geldiniz.
ENSTİTÜ

Türk Devlet GeleneğindeMeşruiyet Kaynağı Nedir?Ülkemizin siyasî dalgalanmaların tam ortasında, seçime yıllar olmasına ra...
18/10/2025

Türk Devlet Geleneğinde
Meşruiyet Kaynağı Nedir?
Ülkemizin siyasî dalgalanmaların tam ortasında, seçime yıllar olmasına rağmen en çok konuştuğumuz konuların başında “Hangi parti kazanır?”, “Hangi Lider Cumhurbaşkanı Olur?” soruları yer alıyor. Bu sorularla ile cevap aranmaya çalışılan meselelere sağlıklı cevap bulmak için sorulması gereken asıl soru “Meşruiyetin kaynağı nedir?” şeklinde olmalıdır. Çünkü sandıktan hangi adayların çıktığının, koltukta kimin oturacağının belirlenmesi problemlerimizi çözümlenmekten çok uzaktır. Problemlerin temelden çözümü; meşruiyettin kaynağı konusunda oydaşmaktan ve köhneyen teşkilatlanmanın nasıl ıslah edileceğinin belirlenmesinden, en zoru da yapının bozulmasına sebep olanların akıbetinin ne olacağı sorularına cevap bulmaktan geçmektedir.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ
- KADİM TÜRK DEVLETİ AYRIMI
Bir gerçeği en başta ilan etmek gerekir; “Türkiye Cumhuriyeti”, 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilen pozitif hukukun örgütlediği, Türk Devlet geleneğinin yaşayan son bağımsız mer’i rejimi, son sistem formudur. “Türk Devleti” ise binlerce yıllık tarih üstü, kültürel, siyasal egemenlik fikrinin ideal halinin adıdır. Türk Milleti için Kızılelma’dır. Türkiye Cumhuriyeti devletimiz, en müstesnalarından olsa da Türk Devleti’nin tarihin akışı içerisinde beliren, şerefli tezahür formalarından sadece birisidir. Türkiye Cumhuriyeti, Doğu Hakanlığı’nın çöküşü ve Batı Yabguluğunun k*t almasından ortaya çıkan yönetimin, başkanlığın Doğu’da olma zorunluluğunun değişmesinin parçasıdır. Türkiye Cumhuriyeti, Batı Türk Devleti’nin kurtarılan, istiklale kovuşturulan, şehit kanları ile sulanmış, secdeli toprakların bir bölümde hüküm süren halidir.
“Türkiye Cumhuriyeti”, yazılı anayasa, kurumlar, mevzuat, bütçe ve seçim takvimiyle işleyen pozitif hukukî örgüdür. Meşru zeminimiz, gerçekliğimiz bugün bu düzlemdir. Türk Devleti, tarihî süreklilik, egemenlik bilinci, töre, ahlâk, kültürel egemenlik ve kolektif hafızanın adıdır. Milli ufkumuz budur...
Bu ikisini karşı karşıya koymak yanlış; aynı şey sanmak da yanlıştır. Doğru olan, Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk Devleti’nin çağdaş taşıyıcısı olarak daha liyakatli, daha adil, daha güvenli hâle getirmektir. Kadim Türk Devleti, yüce bir ülküye işaret etmek, bu ülküye uymayan güncel politik ve parti, lider ve kişi menfaatlerini önceleyen hataları telin etmek ve men etmek asla şiddet çağrısı değil; hukuk içinde derinleşmiş Millet ve Devlet yararını önceleme ve teşkilatlanmada disiplin çağrısıdır.
Türk Devleti’ni tarihin müşterek adı olarak anarken, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti kurumlarını daha adil, daha ehliyetli, daha güvenli kılacak somut program üretmek zorundayız. Program; parti rozetlerinden bağımsız ama hukuk ve seçim içinde kalmayı şart koşan bir sözleşme olmalıdır.

1- NEDEN PARTİLER ÜSTÜ MEŞRUİYET?
Türk siyasal düşüncesinde, dönem dönem seçim çoğunluğunu elde etmek meşruiyetin tamamı olarak kabul edilse de bu yaklaşım eksiktir. Eksikliği sebebiyle hayati hatalar doğurmaktadır. Meşruiyetin tarihin bir döneminde seçmen olma özelliklerine sahip kişilerin oyları toplamı ile belirleneceği iddiası yetersizdir. Binlerce yıllık tarihin akışını değiştirme yetkisi sadece tarihin kısa bir döneminde yaşayan seçmenlerin ellerine bırakılması yetersizdir. Hayati kararlar geçici iktidarlara ya da onların yönlendirdiği kalabalıkların iradesine emanet edilemez.
Partiler değişir, partileri kuranlar, sözcüleri, onların fikirleri, görüşleri, bu partilere oy verenler değişebilir ama devletin esası ve milletin müşterekleri baki kalır. Hemen eklemekte fayda vardır ki; “Partiler üstü” demek partileri, kanaat topluluklarını ve günceli dışlamak değil; partileri kapsayarak aşan ortak bir denge kurmak demektir. Tarih üstü değerleri gözetmek bugünün şartlarını ve taleplerini reddetmek değil, onları da içermektir.

DEMOKRASİNİN AÇMAZI VE GALİLEO PARADOKSU
Demokrasi Batı kültürünün kendi sosyal, dini ve siyasal sistemleri uyarınca oluşturduğu bir siyasal karar yöntemidir. Kutsal, ilahi ve eleştirilmez bir yönetişim biçimi asla değildir. Meşruiyet dayanaklarından birisi olarak Batı kültüründe neşet bulmuştur. Demokrasinin esas amacı olan iktidarların “meşruiyetlerine dayanak oluşturmak” için kendi köklerimizde, örfümüzde pek çok farklı, belki daha sağlıklı alternatif bulabileceğimiz gibi Batı’da da Doğu’da da kuşkusuz başka sistemler de vardır. Bununla birlikte demokrasi, hukuk ile ıslah edildiğinde örfe, töreye uygun yönetimler de doğurabilir. Demokrasinin sadece bir oylama ve çoğunluğun dediğini yapma kolaycılığına indirgenmesi Batı’da da büyük sorunlara sebep olmuştur.
Demokrasinin açmazına en belirgin örnek “Galileo paradoksu”dur. Galileo İslâm kaynaklarından da istifade ederek bilimsel bir gözlem ve yalın bir gerçeği ilan eder. “Dünya düz değildir, geoit formundadır.” Ancak devrin mer’i yönetimi Galileo’yu yargılar, o dönemde yaşayan halk kitlelerinin çoğunluğun oyu, baskısı ile ona “Dünya düzdür” dedirtilir. Bir gerçek, eller kalkıp indirilerek oylanmaz. Galileo’nun hakikati, çoğunluk oyu ile ne doğar ne ölür. Bu açmaz da gösterir ki demokrasi bir karar usulüdür; hakikatin ve hakların kaynağı değildir. Eğer çoğunluk, anayasal sınırlar ve evrensel haklar ile dizginlenmezse, demokrasinin çoğunluk diktasına dönüşebileceği de asla unutulmamalıdır. Çoğunluk iradesi, hukuk ve temel hakların çerçevesinde kaldığında meşrudur; aksi hâlde bir tahakküm enstrümanıdır.
Hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı, ifade, teşkilatlanma özgürlüğü, azınlık ve birey hakları ile şeffaf, hesap verebilir yönetim; çoğunluğun meşruiyetini çerçeveleyen ve demokrasiyi devlet aklıyla barıştıran sütunlardır. Sandıkta kazanılan yetkinin, kamu kudretinin keyfî kullanımına dönüşmesi Türk Devletinin tarih-üstü haysiyetini, hem Türkiye Cumhuriyeti kurumlarının meşruiyetini zedeler.

2- SİYASAL VE SOSYAL GÜVEN ORTAMI NEDİR?
Toplumu oluşturan yapısal dokular müsamahakâr birliktelikler halinde birbirine bağlanmışlar ve ortak bir ideal etrafında teşkilatlanabilmişlerse dışsal bir yönetim zorlamasına ihtiyaç olmaksızın asırlar boyu bir arada yaşar. Sadece baskı ile bir arada tutulan topluluklar baskı erkinin ortadan kalkması ile dağılır, kendisi zorla bir arada tutan yapıya da bir arada tutulmak istenildiği diğer topluluklara da zarar verir. En ilkel topluluklar bile güven, istikrar ve refah ile bir arada bulunur. Buna güven ortamı da diyebiliriz. Çağcıl yaşamda güven ortamının en önemli dayanağı, hukuk devletidir. Hukuk devletinin tam anlamıyla tesis edilmesinin en önemli göstergesi; düzenin sağlanması için kullanılması gereken meşru güç kullanımı ile adaletin dengesinin siyasal günlük hesaplardan yalıtılmış şekilde işlemesidir.

HER ŞARTTA HUKUK İÇİNDEN KALMAK
Hukuk içinde kalmak; şiddet çağrısını kesin şekilde reddetmek ile başlar. Anayasal düzen ve kanunlarla belirlenmiş çerçevede her türlü iş ve işleyişte esastır. Bu anayasayı ve sistemi ören tüm kanunları değiştirmek gerekliliği iddiasındaki inkılapçı bir hareket için de geçerlidir. Başta iktidar yetkisinin devri olmak üzere, tüm kanun ve sistem değişimlerinde seçim, referandum temel yöntem olarak kabul edilmiş olması esastır. Seçimlerin sonuçları ne olursa olsun Siyasal aktörler, meşru söylemleri için cezalandırılmamalı, meşru araçlar olarak varlıklarını korumalıdır.
Köklü değişim ve dönüşüm makaslarında iletişim dilinin önemi çok büyüktür. Hakaret ve kişisel itham yerine ilkeler, kurumlar, olaylar düzeltilmesi istenilen meseleler üzerinden konuşulması son derece önemlidir. Bu yalnızca etik değil, stratejik bir zorunluluktur. Sürdürülebilir meşruiyet, hukuk içinde kalma ısrarı ile üretilir.

3- İNKILABIN ARDINDAN,
MİLLİ KADROLAR GÖREVE GELİNCE,
ESKİLERİN AKIBETİ NE OLUR?”
Devrimler, yalnız kurumların değil şahsiyetlerin de değişimini ister. Şahsiyet, vizyon ve mantalite değişimi olmadan yapılan “temizlik”, kısa sürede intikam ve tasfiye sarmalına savrulur; hukuk geri çekilince sokak “hakem” kesilir ve devrim kanlı bir iç savaşa dönüşür. Coşkun haldeki toplulukların tatmini ise son derece zordur. Çünkü bir araya gelen kişilerin sayısı ve heyecan düzeyi arttıkça, sağduyu seviyesi ve zeka düzeyi hızla düşer. Devrimler tarihinin incelenmesi ibret alınması gereken kati dersleri önümüze serer. Bunların en önemlisi meşruiyetin yalnız çoğunluk aritmetiğiyle değil, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve evrensel değerler ile çerçevelenirse gerçek anlamda değişimin yani ıslahatın mümkün olduğu gösterecektir. Unutmamak gerekir ki ıslahatın hukuka ve zamanlar üstü insani değerlere bağlılığı onun kalıcılığını da tesis eder.

VAK‘A-İ HAYRİYE TECRÜBESİNDEN ALINMASI GEREKEN DERS
Hatırlanacağı üzere 1826’da bozulmuş, asli görevinden uzaklaşmış, fütuhat geleneğinin sancaktarı olma vasfını kaybetmiş ve sorunlar üreten bir yapıya dönüşen Yeniçeri Ocağı t**a tutularak kaldırıldı. Ne büyük tezattır ki; bu hazin olayı tarihçiler “Vak‘a-i Hayriye”, “Hayırlı Olay” olarak tanımladırlar. Vakayı Hayriye ile kısa vadede disiplinin sağlandığı düşünüldü. Fakat sadece beş yıl sonra devletimizin kendi Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa, devlete isyan ederek devletin başkentine doğru emrine verilen ordu ile yürüme cesaretini buldu. Olaylar zinciri devletimizi başka bir daha krize sürükledi. Babıâli, isyanı bastırmak için Rusya’dan askerî yardım almak zorunda kalındı ve bunun doğrudan sonucu 1833 tarihli Hünkâr İskelesi Antlaşması oldu. Antlaşma, Boğazlar rejimi üzerinde Rus nüfuzunu artırdı ve Osmanlı’nın dış siyasî manevra alanını daralttı.
“Köhnemiş yapıyı bir hamlede yıkmak” istemek kısa vadede “hayırlı” zannedilse de devlet zayıflayınca dış güçlere yaslanmaya mecbur bırakır; dışa stratejik bağımlılık doğurur. Bu yüzden inkılap ve ıslahat çizgisini doğru takip etmek hayâtidir. İnkılapçılık bu anlamıyla kesin çizgilerle körü körüne ihtilal, kanlı devrim hayallerinden ayrılır.

İNKILAP ÖĞRETİSİ:
ESAS OLAN İNSANI ISLAH ETMEKTİR
Sadece kurumları değil, insanı dönüştürmeyen hiçbir değişim hamlesinin kalıcı olması mümkün değildir. Özetle inkılap, “köhneyen adamdan yeni bir insan dikmektir”; iman, heyecan, kültür ve hareket üzerinden yeni şahsiyet inşa etmektir.
Bu öğretiye göre, Esfel-i sâfilîne düşmüş insan ikaz ve ıslah ile yeniden doğabilir. Hedef, insanı yaratılmış şerefli mahlûk haline geri yükseltmektir. İnkılapçılık, inkılap için ihtiyaç duyulan insan kadrosunu oluşturmak için dışarıdan hazır insan ve fikir devşirme hayali değildir. Milli kadro milletin bağrında, eğitim–disiplin–ahlâk ile yetişir, mevcut değişir, ıslah edilir. Yani inkılapçılık bir anlık intikam metodu asla değildir. İnkılap; merhamet, adalet ve ölçü ile yürür; zamanla ve gözü kapalı toptan imhâ değil, delile dayalı ayıklama ile onu merhametle ıslah eder. İnanç, fikir, his ve hareket yekpare bir terkip hâline gelmedikçe dönüşüm eksik kalır.

İNSAN YAŞARSA DEVLET DE YAŞAR
Unutulmamalıdır ki; devlet, milletin teşkilatlanmış hâlinden ibarettir. İnsan bozulursa kurum da bozulur. İnsan yaşar ve yücelirse, devlet de yaşar ve yücelir. Bu yüzden; inkılapla şahsiyet inşası, ıslahatla kurum mühendisliği, merhamet ve adaletle geçişin hukuku ile mümkündür. Milli kadroların göreve gelişi dıştan devşirme değil, millet evlatları içerisinden milli uyanıştır.

KADİM TÜRK DEVLETİ’NİN DOĞUŞU İÇİN
Teklifimiz nettir: meşruiyet, partiler üstü şekilde, ıslah edilmiş demokratik sistem ile meri kanunlar içerisinde vücut bulmalıdır. Zaafa uğrayan ekiplerinin görevlerini yetkin Milli Kadrolara devrini, şiddetsiz ve hukukî bir kurumsal yenilenme olarak kurgulanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’ni, “Kadim Türk Devleti”nin tarih üstü hafızasını taşıyacak en nitelikli hâline hep beraber getirelim.
Hukukun çizdiği sınırlarda, Büyük Türk Milletin zaman ötesi ortak paydalarında, liyakat ve temel insani değerler zemininde, Kadim Türk Devleti’nin manevi şahsiyetinin yeniden vücut bulması idealinde ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin yaşatılması ve yüceltilmesi hedefinde buluşalım.

Ahmet Edibâli / 18 Ekim 2025 - Üsküdar

29/09/2025

HEDEF MUHTEŞEM TÜRKİYE’DİR
2002- ANKARA
AYKUT EDİBALİ

TARİHİN BAĞRINDAN KOPUP GELEN ÇANLI HAREKET!
Muhteşem Türkiye'ye yönelmiş efsanevi bir hareketin bir kavşak noktasındayız. Şanlı bir geçmişten, pırıl pırıl bir geçmişten kökleri tarihin ta derinliklerine kadar uzanan bir hareketin, efsanevi bir hareketin şu günün Türkiye'sinde milletine hedef muhteşem Türkiye'dir. Bu hareket kahramanların yiğitlerin alimlerin hikmet sahibi olanların bir büyük hareketidir.
Tarihsel bir harekettir.
Gelip geçici bir hareket değildir.
Uydurma sonradan olma, kökü belirsiz, kaynağı meçhul, iktidar nimetlerine göz dikmiş açgözlü insanların oluşturduğu bir yıl siyasi bakiye, arkeolojik kalıntı ile asla asla mukayese edilemez.

Allah'a yemin olsun ki vurguncuları ve soyguncuları bu ülkede zerre kadar Millet hazinesinden Millet geleceğinden bir kör kuruş alanların bile hakkından geleceğiz.

Değerli arkadaşlar Muhteşem Türkiye Hedefinin önemini anlatmak istiyorum.
Bütün dikkatinizle beni dinleyeceğinizden endişe etmiyorum. Şüphe etmiyorum.

MUHTEŞEM TÜRKİYE İDEALİ
Küresel bir siyaset dönemine giriliyor. Dünya küçülmüş bir kasaba büyüklüğüne indir gelmiştir. Dünyanın neresinde olursa olsun dünyadaki en ufak sıkıntı bütün dünyaya yayılıyor. Dünyadaki en küçük bir gelişme yine bütün dünya tarafından biliniyor.
Dünya küçüldükçe küçülüyor. Hiçbir milletin kendi başına içine kapanarak ne ayakta kalması ne de görevlerini ifade etmesi mümkün değildir.

KURUMSAL LİDERLİK VE ÖĞRENEN ORANİZASYONLAR
Bu liderlik anlayışlarını stratejileri, taktikleri, hesapları, organizasyon tarzlarını değişti.
Bu dönemde liderliğin tarzı da, şekli de, çapı da baştan sona değişmiştir. Artık kurumsal liderlik dönemine girilmiştir. Artık kurulacak organizasyonlar öğrenenen organizasyonlardır. Ve artık bu akademilerin konusu olmuştur. Ama ne hazindir ki Türk siyaseti bunlardan asırlarca uzak Nuh dediğinden kalma usullerle, eski usullerle, ölçülerle yönetilmektedir.

UMUDNUZU KAYBETMEYİN HER MESELE YENİ ZAFERİN ANAHTARIDIR!
Yöneticilerin, kendilerine güvenmesi, Türk Milleti’nin değerlerine güvenmesi, demokrasiyi çalıştırması ve Türk Milleti’ne umut vermesidir, güven vermesidir.

Paniğe kapılmayın, tereddüte kapılmayın.
Elbette meseleler var, meseleler olacaktır.
Meseleler, küçük insanlar için yok olmanın, teslim olmanın, mağlub olmanın mazeretidir. En büyük mesele, en çözülmez görünen mesele, liderler için, yiğitler için, kahramanlar için hikmet sahibi yol göstericiler için aşılacak basit bir engeldir.
Unutmayın. Meseleler olur, meseleler akılla, hikmetle, erdemle, birlikle aşılır.
Her mesele, unutmayın Yeni zaferin anahtarını verir.

19/09/2025

Büyük dava adamı Ayk*t Edibâli 1995 yılından davayı haykırıyor. “Sizden bir bedel istemeyenlere uyun” şiarı ile inkılapçının, milli kadro teşkilatçısının kim olduğunu anlatıyor, öğretiyor. Dava adamlarına, hakk yolu için, milletin bekası, devletin devamı için, BÜYÜK DAVA için ömürlerini, kurumlarını ve sahip olduğu her şeyini feda etmesini emrediyor… Nasıl gerçek anlamda muzaffer olunacağını anlatıyor! Zafer, sadece iman etmek kadar uzak. İnanıyırsanız ölümsüz ve yenilmez olursunuz!
Onbinler yemin ediyor bu konuşmada!
Son nefese kadar mücadele etmeye yemin ediyorlar!
BÜYÜK YEMİNİ HATIRLAYINIZ!
1995.06.04 Millet Partisi Genel Kurulu konuşmasını onurla istifadenize taktim ediyoruz.

“Değerli dava arkadaşlarım!
Kimseden bir alacak tahsili peşinde değilim!
Ancak tarihi gerçeği herkesin kalbine çakmak istiyorum. Eğer Islahatçı Demokrasi Partisi olmasaydı; Milliyetçi Çalışma Partisi’yle Refah Partisi’ni yan yana getirecek bir güç mevcut değildi.
“Bu ittifakı kim gerçekleştirmiştir?” diye soran namuslu, hamiyetli insanlara bu gerçeği daima hatırlamalarını istiyorum. Bu ittifakın, bu iş birliğinin hakkın sesi, bu mazlum milletin duası olduğunu anlatmak için anlatmak için saatlerce konuştuk, ayaklarına gittik. Evet, “Allah için, Resulü için, bu milletin yücelişi için partimizi her sefer yakmağa hazırız” dedik ve yine diyorum.
Çünkü biz Frenk mukallidi partizanlardan olmadık. Allah’a çok şükür.

Bizim bir davamız var.
Bu dava; bu ülkede “La ilahe illallah” sözü yücelsin ve yükselsin! Bu bayrak dalgalanmaya devam etsin. Ezanlar! Bu ülkeyi aydınlatmaya devam etsin!

Bu ülke büyüyen Orta Doğu’nun ve İslam dünyasının kalbi olarak yücelsin.İşte davamız bu! Başka bir dava yok!

Ve soruyorum huzurunuzda…
La ilahe illallah sözünün yücelmesi, bu bayrağın dalgalanması, bu ülkede ezanların seslerinin susmaması, yüreklere ve beyinlere kılavuz olması nasıl mümkün olacak?

Güneydoğu Anadolu’da başlayan yangın nasıl duracak?

Türkiye’yi kasıp kavuran fakirlik, faiz felaketi, borç felaketi, verimsizlik, gerilik, cehalet nasıl kaybolacak?

Yüreklerimizde; 251 Bosna şehidinin acısı var!

Çeçenistan yarası var!

Kıbrıs yarası var!

Ülkemde bu felaketler adım adım oluştuğunu görüyorum. Bu ülkede Allah, vatan, millet, bayrak diyenlerin, hürriyet diyenlerin partizanlığı bir tarafa bırakıp güçlerini bir araya getirmesi; bütünleşmesi hakkın emridir. Aklın emridir. Milletin duasıdır, niyazıdır. Bu taleplerine kimse karşı çıkamaz, çıkmamalıdır.

Siyasette bu ülkenin kaderine karşı oynanan oyunları Allah’ın izniyle, Allah’a güvenerek karşılığında hiçbir şey talep etmeyerek bu milletin beklediği, arzuladığı dua ettiği, hakkın yücelişini, Hakk’ın İnkılabını gerçekleştirmek üzere beraber var mıyız?

Bu batasıca oyları uyuyan vatandaşlarımızdan ninelerimizden, teyzelerimizden, amcalarımızdan İstiklal Savaşı’nda atılmış bir kurşun işlercesine almak için ölesiye çalışmaya!Var mısınız? Madem ki yola çıktık...

Madem ki ölesiye bu milletin uyandırılması için çalışıp ömrümüzü tüketeceğiz....
Çünkü hedefimiz büyüktür.
Çünkü hedefimiz sadece Türkiye için değil, bölgemiz için değil, sadece İslâm Dünyası için değil tüm insanlık için mukaddes, mübarek bir ulu davadır, mükafatımızı elbette Allah verecektir!
Ve inanıyorum ki;
Allah, bizi muzaffer kılacaktır!
AYKUT EDİBALİ
1942-2022

14/01/2025

Ayk*t Edibâli13 Nisan 1942 / Afyon - 14 Ocak 2022 / AnkaraKalem Edibâli'ye şahittir, salonlarda, miting alanlarında, gök kubbede Hakk diyen sesi ona şahittir. Ebeibâli Hakka hizmet etti. Edibâli ömrünü Allah'ın davasına adadı. Binlerce öğrencisi, kitapları, makaleleri, verdiği konferansları, adım adım gezdiği Anadolu'nun toprağı onun şahididir. Cihadın mübarek, makamın cennet, makamın âli olsun! "Ecelden emin değiliz!Ömrümüz bir avuçtur!Bizi Allah imtihan için gönderdi…Gelin…Şanlı ecdadımız gibi büyük dedelerimiz gibi kendimize ve bütün insanlara hayrı ve hakikati anlatalım…"Allahuekber" demeyi biliyor musun?İslam'ın şartını biliyor musun?İslâm'ın temizlik olduğunu biliyor musun?Öğrendiğin bilgileri etrafındaki hemcinslerine anlatmakla memursun.Saadet arıyorsak da, zafer arıyorsak da, ilim arıyorsak da, hikmet arıyorsak da, ahlak arıyorsak da yapacağımız bir tek şey vardır: Allah'ın kitabına, tastamam sımsıkı sarılmak! Gerisi laf!Bizi Yücelten 4 sırrımız vardı:Birincisi:Allah'ın kitabına sımsıkı yapışmakİkincisi:Alim olmakÜçüncüsü:Adil olmakDördüncüsü:Allah yolunda cihad etmek!Bir ülkenin yücelmesi; kendi ecdadına, kendi tarihine dayanmasıyla mümkündür. Bu her şeyden evvel Müslümanlar için haktır. Müslümanlar kendi büyük tarihlerini büyük geçmişlerini öğrenmek, kendilerine ve insanlığa getirdikleri medeniyetin büyüklüğünü, faziletini incelemek ve kavramak mecburiyetindedirler. Bir Görev sizi beklemektedir. Bu görev sadece Ayk*t Edibâli'nin görevi değildir. Bu hepimizin görevi. Necaşi'ye İslâm'ı anlatan Cafer B. Tayyar mevkiindesiniz. Sizlerden ricam bu! Beni neden dinlemek istediğinizi biliyorum. Siz kendi tarihinizi, kendi problemlerinizi, kendi misyonunuzu görevinizi öğrenmek istiyorsunuz. Bir tek cümle ile sizin misyonunuz, sizin göreviniz: Cafer B. Tayyar hazretlerinin görevidir!O ne güzel konuştu. Dedi ki;" Ey Necaşi!Biz yediğimize içtiğimize dikkat etmezdik,biz kız çocuklarımızı keserdik, topraklara gömerdik,zulmü irtikab ederdik,Adaletsizlik yapardık,Ama soyunu sopunu bildiğimiz birisi geldi ve bize;Ana-babaya saygıyı,Hakkı,Hukuku,Putlara tapmamayı öğretti, tavsiye etti. Ve İslâm'ın yüceliklerini güzelliklerini anlattı.Müslüman güçlüdür! Müslüman yenilmez! Onu yeryüzünde yenebilecek hiçbir güç yoktur! Çünkü Müslüman; Hz. Peygamber'in buyurduğu gibi kulluğunu idrak eder, yetersizliğini idrak eder Allah'a sarılır!Allah'a sarılan, O ebedi ve ezeli, gücü her şeyi kuşatmış, ilmi ve hikmeti her şeyi kuşatmış olan büyük güce, O'na sarılan ve bağlanan insanı yenecek hiçbir güç yoktur! "

Artık savaş, yıkım VE SOYKIRIM sınırlarımızdan sadece 184 km uzaklıkta…  Bir zamanlar vilayetimiz olan Lübnan'da! Dün, 2...
24/09/2024

Artık savaş, yıkım VE SOYKIRIM sınırlarımızdan sadece 184 km uzaklıkta… Bir zamanlar vilayetimiz olan Lübnan'da! Dün, 23 Eylül günü kadın, çocuk, yaşlı demeden tam 492 kişi daha katledildi! Bir şeytani ideoloji uğruna bir günde 492 can alındı! 1 yılda sadece Gazze'de 41.555 kişi katledildi! Ve artık Siyonist ordular sınırlarımıza doğru ilerliyor!

SAVAŞ ÜLKEMİZE DOĞRU YÜKSELİYOR!
Batılıların "Ortadoğu" diye tanımladıkları Türk ve İslâm beldelerine belalı bir ur gibi peyda olan "Siyonizm" adım adım Armageddon Savaşı'nı çıkartıyor. Kendi kanlı hayali uyarınca "vadedilmiş" olduğuna inandığı toprakları ele geçirmek için bölgemizde katliamlarını her gün daha da arttırıyor. Türk dünyası susuyor! Selanik'i de böyle kaybetmedik mi? Ya da Mostar'ı, Felibe'yi…

SİYONİZM - EVANJELİZM İŞBİRLİĞİ
BATI MEDENİYETİNİ YOK EDİYOR!
Yahudi milletinin de Batı medeniyetinin de yüzünden tarih boyunca silinmeyecek kara lekeyi çalan İsrail'in mevcut iktidarı, tüm İsrail içi muhalefetine rağmen savaşı, daha doğrusu soykırımı insanlığın gözü önünde sürdürüyor! İslâm Dünyası susuyor!

SAVAŞ BÖLGEYE YAYILIYOR!
Dün Lübnan'ı yıkmak için de harekete geçtiler. Sadece bir günde 492 kişi katledildi. AA haberine göre; 23 Eylül'de Siyonist Netanyahu'nun ordusu, Lübnan'da gerçekleştirilen hava saldırılarında 35'i çocuk 492 kişi katketti.

ÖNCE GAZZE'Yİ YIKTILAR
23 Eylül 2024 itibariyle Gazze Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 7 Ekim'den bu yana İsrail'in Gazze Şeridi'nde 353 gündür sürdürdüğü katliamda yaşamını yitirenlerin sayısının 41 bin 455'e, yaralı sayısının da 95 bin 878'e çıktı!

BU KANLI SAVAŞ ANCAK İNSANLIK VİCDANININ UYANIŞI İLE DURDURULUR!
Bu bir savaş değil! Bu katliam Yahudilerin savaşı değil! Bu savaş Hristiyanların savaşı değil! Bu savaş şeytanın savaşıdır! Bir tarafta insanlık diğer tarafta zalimler var! Savaşın da bir onuru olur! Bu yaşanan bir grup zalimin insanlığı yok etmesidir. Soykırımın durması ancak ABD ve Yahudi milleti içindeki akli selim sahibi insanları ayağa kaldırmak ile mümkün. İnsanlık tarihi boyunca, kendi işlerinden çıkan bir grup zalim yüzünden milletlerinin boynuna asılı kalacak katil yaftasını çıkarmak onuru, ABD ve Yahudi milletlerinin tarihi görevidir.

İnsanlığı ve bu milletleri uyandırma tarihi görevi Türkiye'nindir. ABD halkını ve Yahudi milletini kendi sonlarını da hazırlayan felaketle ilgili uyarmak ve hakkı tebliğ etmek görevi, Türkiye'nin BM toplantısında asli görevidir!

Address

Akdeniz Cd İlk Hedef Sk No: 1
Istanbul
34760

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Enstitü Yayınları posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share