25/04/2026
"1990’da, SSCB çözülünce, kapitalist-emperyalist cephe zafer çığlıkları attı. Sosyalizm artık bir tehdit değildi ve dahası, “tarihin sonu” da bulunmuştu. “Tarihin sonu”, ilgiye değer bir
sevinç çığlığıdır. Zira eğer sosyalizm yok ise, eğer sınıf savaşımı da burjuvazinin artık geri döndürülemez zaferi ile sonuçlanmış ise, “tarih” de bitmiş olmalıydı. Değil mi ki “sınıflı toplumların tarihi sınıf savaşları tarihidir” öyle ise, sınıflar da yok, demenin çalışmaları başladı. Gel ki burjuva kalemşörler için bu “kabul edilir” bir şey değildir. Zira sınıflar yoksa, onlara da ihtiyaç kalmayacak. Ama mademki SSCB çözüldü, o hâlde, tarihin sonu demek için, pekâlâ uygun bir an olabilirdi.
Öyle dediler.
Tarihin sınıf savaşımları tarihi olduğu konusundaki Marksist tezi doğrulamak için demediler. Tersine, kendi korkularının bitişini, yeni bir saldırganlık ile dışavurmak istediler. Ey işçi sınıfı, devrimciler, tarih bitti, boşuna uğraşmayın, diye saldırıya başladılar. Acaba zaferlerinin, yani SSCB’nin çözülüşü ile ellerinde buldukları kapitalist dünyanın zaferinin, kalıcı olduğundan, bu denli bir şüphe mi duyuyorlardı?
Egemenin korkusu o kadar derin idi ki, o korkudan kurtulma ânı itiraf anları oldu. Öyledir, sevinç çığlıkları “itiraf” ânı da olabilmektedir. Demek, onlar için tarih, kapitalizmin devrimle tehdit edilmesidir ve onlar için devrim korkusu yoksa, demek tarih de yok. Burjuva bilim adamlarının tarih biliminden korkularını bir kere daha görmüş olduk. Bu nedenle itiraftır.
Bir tarafı da sevinçtir. Siz siz olun, sevinç çığlıklarınıza hâkim olun ki, sevinirken itiraflarda bulunma ihtimalinizi kontrol altına alabilesiniz. Ama onların böyle bir hâli yoktu. Beklenmedik zafer, onların çığlıklarında, yeni bir saldırganlık olarak dışa vuruyordu. Şimdi zamanı dediler, tüm devrim hayallerini boğalım. Bunun için saldırdılar. İnsana, yaşamına, tüm hayallerine, iyi bir dünya hayal etme durumuna saldırdılar, saldırıyorlar..."