20/10/2026
Eşim Emre ve ben, 18 aylık ikizlerimiz Asya ve Furkan ile geçen ay Antalya’ya uçtuk. Bu, onların büyük “dede ve babaanne ziyareti” olacaktı. Kayınpederim torunlara bayılıyor; neredeyse her akşam bizimle görüntülü konuşur.
Havalimanı tam bir keşmekeşti. Bebek çantaları, pusetler, Bebek oto koltukları… Daha güvenlikten geçmeden sırılsıklam olmuştum. Tam kapıya yaklaşmıştık ki Emre, “Bir şeyi hızlıca kontrol edeceğim,” dedi. Bir anda biniş kartı cihazda yeşil ışık verdi, geri geldi, yanağımdan öptü.
“Hayatım, öbür tarafta görüşürüz. Business’a geçiyorum. Çocuklarla idare edersin, değil mi? BENİM DE DİNLENMEYE İHTİYACIM VAR.”
Olduğum yerde kalakaldım. O ise perdenin arkasından business class’a doğru kayboldu. Ben de bu sırada 27C ve 27D’ye iki kıpır kıpır çocuğu yerleştirmeye çalışıyordum. Biri kotuma vişne suyu döküyor, diğeri poğaça diye ağlıyordu. Yolcular derin derin iç çekiyor, kabin görevlileri bana acıyarak gülümsüyordu.
Uçuş sırasında Emre’den mesaj geldi:
“Yemekler efsane. Sıcak havlu da verdiler!”
Telefonu camdan atasım geldi.
Yolun yarısında kayınpederim mesaj attı:
“Torunların uçuş videosunu at bakalım!”
Asya’nın tepsi masasına vurduğu, Furkan'ın peluş zürafasını kemirdiği, benim de bitkin halde göründüğüm bir video çektim. Emre ortalarda yoktu tabii. Gönderdim.
Kayınpederim sadece bir 👍 attı.
Ben çok da önemsemedim.
Ama o belli ki önemsemiş.
İndiğimizde Emre, sanki hamama gidip kese yaptırmış gibi dinlenmiş bir halde çıktı.
AMA ertesi akşam, mangal başında aile yemeğinde, kayınpederim Emre’nin gözlerinin içine baktı… ve işte asıl gösteri o zaman başladı.
(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)