04/09/2026
“Zeki Demirkubuz sinemasında ‘ev’ doğrudan tekinsiz, ürkütücü, geçmiş yaşantıların travmatik izleriyle dolu bir mekân olarak kurulur. Tam da dışa kapalı, içedönük, mahrem yapısından ötürü, ev insan ruhunun en karanlık yanlarının sahnesi olur. Mahremiyet, dışarıya, dışarıdaki dünyanın tehditlerine karşı bir korunma imkânı sağlamaz. Ev, kollayıcı, korunaklı bir sığınak değildir. Tersine, özel alanın mahremiyeti şiddetin en akıl almaz biçimlerini kimsenin ulaşamayacağı, müdahale edemeyeceği bir alana çektiği için, ev insanı en çaresiz bırakan yerdir. Demirkubuz’un filmlerinde karşımıza çıkan aidiyet tasavvuru ve bu tasavvuru oluşturan ev, aile, çocukluk, topluluk imgeleri popüler nostalji filmlerindekinden çok farklıdır Nostalji filmleri, geçmişteki küçük topluluk yaşantısını (kasaba/mahalle ortamı) idealleştirirken, romantik, masum bir aidiyet tasavvuru ortaya koyarlar. Bu filmlerde geçmişteki taşra yaşantısı, topluluk bağlarının güçlü olduğu, samimi, içe kapalı, korunaklı yapısıyla, mutluluk mekânı olarak hatırlanan bir çocukluk evi gibidir.”
25 sinema kitabı eylül ayında %40 indirimde!
İndirimli kitapları incelemek için:
🔗 www.metiskitap.com/sales/campaigns/10020