Ajans37

Ajans37 TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NE, BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜNE, ATATÜRK İLKE VE İNKİLAPLARINA BAĞLIYIZ
(1)

"KRONOSPAN’A MERA ALANINI AÇARKEN GRUP KARARI ALANLAR, ​Kastamonu Belediye Meclisi toplantısında AK Parti Grup Başkanvek...
06/06/2026

"KRONOSPAN’A MERA ALANINI AÇARKEN GRUP KARARI ALANLAR,

​Kastamonu Belediye Meclisi toplantısında AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Namlı’nın, belediye meclisinde ki konuymasında fahiş artışlar ve "bağış patlaması" üzerinden yaptığı çıkış, madalyonun diğer yüzü aralandıkça yerel siyasetin en büyük çelişkilerinden birine dönüşüyor.

​Ajans 37 olarak, Kastamonu halkının çıkarlarını korumak adına hafızaları tazelemek ve kamuoyu önünde sormak zorunda olduğumuz çok net bir gerçek var: Sermayeye mera açarken gösterilen oy birliği, bugün ne ara şüpheye dönüştü?

SFC/Kronospan İçin "Grup Kararıyla" Onay Verirken Şaibe Yok Muydu?
​Sayın Ahmet Namlı ve AK Parti grubu, bugün kürsüden belediyeye yapılan bağışların arka planını haklı olarak sorguluyor, şeffaflık istiyor.

Peki, çok değil yakın geçmişte SFC/Kronospan’ın müracaatı sonucu, Kastamonu’nun can damarı olan mera alanlarının sanayi alanına dönüştürülmesi projesi meclise geldiğinde ne yaptınız?
​O dönem, muhalefetiyle iktidarıyla hep beraber "grup kararı" alarak bu alanların sanayiye devredilmesine yeşil ışık yaktınız.
​Köylünün, hayvancının, doğanın hakkı olan meralar sanayi bölgesine katılırken meclis sıralarında gösterilen o muazzam uyum ve "grup kararı" iradesi, bugün yerini neden güvensizliğe bıraktı?

"Eğer Görevinizi Doğru Yapmışsanız, Hiçbir Dönemde Şaibe Olmamalı!"
​Buradan açıkça ifade ediyoruz: Eğer bir meclis üyesi ve grup başkanvekili olarak kanunun size verdiği denetim yetkilerini geçmiş 3 yılda hakkıyla, zamanında ve doğru bir şekilde yapmışsanız, belediyenin ne dünkü ne de bugünkü işlerinde bir şaibe olmamalıdır.

​Eğer dünkü mera dönüştürme kararlarında, büyük holdinglerin taleplerinde bir şaibe yoksa ve görevinizi doğru yaptığınıza inanıyorsanız; bugün belediyenin diğer yasal gelir kalemlerini (bağışları, ruhsat harçlarını) sadece koltuk el değiştirdiğinde "şüpheli" ilan edemezsiniz.

​Kastamonu halkı adına soruyoruz:
​Büyük firmaların talepleri doğrultusunda mera alanlarını sanayiye açarken aldığınız o grup kararlarının arkasında mısınız?

​Eğer meclisteki görevlerinizi o gün de bugün de doğru yaptıysanız, o günkü sessizliğiniz ile bugünkü feryadınız arasındaki tezatı kamuoyuna nasıl açıklayacaksınız?

Mehmet Eren Ajans37

SEMAVERDE ÇAY GÜZEL YA İKİÇAY KÖPRÜSÜ’NÜN HALİ NE OLACAK SAYIN SEVGİLİOĞLU?​Kastamonu’nun dağ gibi birikmiş sorunları, K...
06/06/2026

SEMAVERDE ÇAY GÜZEL YA İKİÇAY KÖPRÜSÜ’NÜN HALİ NE OLACAK SAYIN SEVGİLİOĞLU?

​Kastamonu’nun dağ gibi birikmiş sorunları, Küre’nin ihmal edilmiş yaraları orta yerde dururken; AK Parti İl Başkanı Ahmet Sevgilioğlu’nun Ersizlerdere’den yaptığı "semaver çayı" daveti, bölge halkı ve sorumluluk bilinci taşıyanlar arasında "Manzara güzel ama gerçekler acı" yorumlarına neden oldu.

​Başkan Sevgilioğlu, 1 fotoğrafla birlikte sosyal medya hesabından şu daveti yaptı:
​"Yolunuz bir gün Ersizlerdere’ye düşerse, bir bardak semaver çayını içmeden, derenin sesine kulak vermeden dönmeyin."

"Küre’yi Es Geçtiniz, İkiçay’ı Görmediniz!"
​Biz de Ajans 37 olarak buradan Sayın Sevgilioğlu’na sormak istiyoruz:

​Madem Küre’ye kadar gittiniz, madem Ersizlerdere’nin o eşsiz doğasına hayran kaldınız; peki o çayı yudumladığınız yerin hemen aşağısındaki İkiçay Köprüsü’nün içler acısı halini neden görmezden geldiniz?
Tarihi İstiklal Yolu’nun emaneti olan, koruma altındaki o köprünün bakımsızlığı ve sahipsizliği yürek sızlatırken, oraya uğrayıp bir sorumluluk almayı düşünmediniz mi?

Şarıl Şarıl Akan Kanyondan, Koca Kayalara...
​Dünyanın en güzel doğa harikalarından biri olan Ersizlerdere Kanyonu’nun bugünkü durumu ortada. Yıllar önce şarıl şarıl suların aktığı, canlılığıyla göz kamaştıran o kanyonda şimdi koca koca kayalar kuruluktan öylece duruyor. Doğal dengesi bozulan, adeta insan geçemez hale gelen kanyonun feryadını, semaver kaynarken çıkan o sesler yüzünden mi duymadınız?

​Kastamonu’nun, özellikle de Küre ilçemizin çözülmeyi bekleyen bu kadar yoğun problemi varken:
​Tarihi köprülerimizin restorasyon ve idari sorumluluk süreçleri havada kalmışken,
​Kanyonun ekolojik durumu alarm verirken,
​Bölge halkı yatırım ve gerçek hizmet beklerken,
​İl Başkanı’nın milleti sadece semaver çayına davet etmesi, memleket gerçeklerinden ne kadar uzak olunduğunun bir göstergesidir.

Biz de O Köprülerin Resimlerini Paylaşacağız!
​Sayın Sevgilioğlu; siz manzaralı masalarda çay fotoğrafları paylaşarak her şey yolundaymış imajı çizebilirsiniz.

Ama biz, o çay içtiğiniz yerin hemen altındaki İkiçay Köprüsü’nün yıkılmaya yüz tutmuş hallerini, Ersizlerdere Kanyonu’nun kuruyan damarlarını ve Küre’nin ihmal edilmişliğini fotoğraflarıyla paylaşmaya devam edeceğiz.

Mehmet Eren Ajans37 Kastamonu Medya

BAĞIŞLAR ŞEFFAF MI?Baltacı,"Kime ruhsat verildiğini ben bile bilmiyorum, bilmediğim için de mutluyum."Siyasetin "BAĞIŞ" ...
05/06/2026

BAĞIŞLAR ŞEFFAF MI?
Baltacı,"Kime ruhsat verildiğini ben bile bilmiyorum, bilmediğim için de mutluyum."

Siyasetin "BAĞIŞ" Sınavı
Son günlerde Kastamonu Belediye Meclisi oturumlarında yükselen sesler, yerel siyasetin ötesinde kamu vicdanını ve hukuku yakından ilgilendiren çok hassas bir konuyu gündeme taşıdı: Belediyeye yapılan bağışlar ve imar/ruhsat işlemleri.

Konunun iki ana aktörü var. Biri, göreve geldikten
sonra belediyeye olan "güvenin" arttığını ve bu sayede bağışların katlandığını savunan Belediye Başkanı Hasan Baltacı. Diğeri ise bu ani ve milyonlarca liralık artışın arkasındaki isimleri, yöntemleri sorgulayan AK Parti Meclis Üyesi Ahmet Namlı.

Bir tarafta "Şeffafız, imar süreçlerinde kimsenin kapalı kapılar ardında pazarlık yapmasına izin vermiyoruz" diyen bir yönetim iradesi var. Diğer tarafta ise "Kamu yararı adına bu paraların kaynağını bilmek hakkımız" diyen bir denetim refleksi.

Baltacı,"ben bile bilmiyorum".

Ancak Belediye Başkanı Hasan Baltacı’nın kürsüden kurduğu bir cümle var ki, idari mekanizmanın işleyişi açısından yepyeni ve çok daha derin bir soru işareti doğuruyor: "Kime ruhsat verildiğini ben bile bilmiyorum, bilmediğim için de mutluyum."
Bir belediye başkanının "ben bilmiyorum" diyerek imar süreçlerinde kendini muhataplıktan çıkarması, gözleri ister istemez belediyenin bu süreçleri yürüten üst düzey kurmaylarına çeviriyor.

Kastamonu kamuoyunun da yakından bildiği üzere; imar ve şehircilik süreçlerinde teknik ve idari koordinasyonun kalbinde yer alan Belediye Başkan Yardımcısı Alican Yılmaz ile İmar Komisyonu Başkanı Tezcan Biçicioğlu’nun omuzlarındaki sorumluluk, bu açıklamayla birlikte iki katına çıkmış durumdadır.

Başkana dahi "Ruhsatları ben bilmiyorum" dedirten bu kurumsal otonomide, tüm kritik imar kararlarının ve iddiaların odağındaki esas muhataplar artık bu isimlerdir.

Gözlerin Çevrildiği Dosya: SFC / Kronospan Kararı
Bu idari şemanın nasıl işlediğini görmek adına, Kastamonu’nun en çok konuşulan ve kent hafızasında derin izler bırakan dosyalarından birini masaya yatırmak gerekiyor: SFC / Kronospan firmasının fabrika genişleme talebi doğrultusunda gündeme gelen mera alanının sanayi alanına dönüştürülmesi kararı.

Çevre hassasiyetleri ve tarım savunucularının tüm itirazları bir kenara, bu devasa arazi dönüşümü projesi Belediye Meclisi’ne geldiğinde çok dikkat çekici bir tablo yaşandı. Siyasette hemen her konuda sert bir kutuplaşma yaşayan CHP ve AK Parti grupları, bu imar düzenlemesi noktasında ortak bir paydada buluşarak karara hep beraber onay verdi.

ORTAK KARAR
Normal şartlarda yan yana gelmesi imkansız görünen iki farklı siyasi iradenin, SFC / Kronospan dosyasındaki bu şaşırtıcı "ortak hareket tarzı", kamuoyunda haklı olarak şu soruları tetikliyor: Şehrin geleceğini ilgilendiren bu ölçekteki büyük kararlar alınırken, bugün meclis kürsüsünde hararetle tartışılan o "bağış" süreçleri bu dosya için de işletildi mi? Eğer bu süreçte belediyeye, belediye iştiraki şirketlere ya da şehirdeki spor kulüplerine/derneklere herhangi bir kaynak aktarımı olduysa, bu paralar nerelere harcandı?
İşte tam da bu yüzden, ortadaki tüm şüpheleri ve sis perdesini tamamen ortadan kaldırmanın yolu siyasi polemiklerden değil, kanunun verdiği net denetim araçlarından geçiyor. Gelin, hukukun, basının ve halkın bizzat yanıtını araması gereken o can alıcı soruları açıkça soralım.

Yanıt Bekleyen Net Sorular
1. Başkan Yardımcısı Alican Yılmaz ve İmar Komisyonu Başkanı Tezcan Biçicioğlu’na Sorular:
Belediye Başkanı’nın "Ben bile bilmiyorum" diyerek idari anlamda dışarıda kaldığı bu imar ve ruhsat süreçlerinde, SFC / Kronospan alan dönüşümü kararının hemen öncesinde veya sonrasında, belediye bütçesine, belediye iştiraki şirketlere veya şehirdeki spor kulüplerine/derneklere herhangi bir "bağış" veya "yardım" girişi yapılmış mıdır?

İmar yönetiminin ve komisyonunun başındaki isimler olarak; imar dosyası olan büyük şirketlerin belediye birimleriyle olan mali ilişkilerini, yapılan resmi ya da dolaylı bağışların dökümünü kuruşu kuruşuna kamuoyuna açıklayarak başkanın "şeffaflık" sözünün arkasını dolduracak mısınız?

2. Muhalefete ve Meclis Üyesi Ahmet Namlı’ya Sorular:
Kürsüden genel bağış artışlarını ve milyonlarca liralık bütçeleri sorgularken, altında kendi partinizin (AK Parti) meclis üyelerinin de imzası ve onayı bulunan SFC / Kronospan dosyasını ve bu kararın altındaki idari kadroları da bu sorgulamanın merkezine koyacak mısınız?

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun verdiği yetkiyi kullanarak, resmi bir "Yazılı Soru Önergesi" ile tüm bu büyük imar hamlelerinin, ruhsatların ve bağışların dökümünü belediye yönetiminden resmi olarak talep edecek misiniz? Ocak ayında kurulacak olan Denetim Komisyonu'nda bu dosyaların üzerine kararlılıkla gidecek misiniz?

Kamu Yararı Gizlilik Kabul Etmez
Hukukumuz son derece nettir: Belediyelerin bağış kabul etmesi yasaldır ancak bu bağışların büyük sanayi dönüşümlerinin, imar izinlerinin kapalı kapılar ardındaki birer "aracına" dönüştüğü şüphesi bile kamuyu rahatsız eder.

Eğer Kastamonu Belediyesi’nde işler gerçekten iddia edildiği gibi temiz, şeffaf ve güvene dayalı yürüyorsa, kamuoyunun merak ettiği tüm büyük imar hamlelerinin arkasındaki mali hareketleri açıklamaktan kimse çekinmemelidir.
Çünkü kamu adına imar izni dağıtan, mera alanlarını sanayiye açan hiçbir kurumun kararları ve gelirleri "ticari sır" ya da "kişisel veri" perdesinin arkasına saklanamaz.

Kastamonu halkı, el kaldırılan her imar kararının arkasındaki gerçeği bilme hakkına sahiptir. Şaibeyi bitirecek tek ilaç, amasız ve fakatsız şeffaflıktır.

Mehmet Eren Ajans37

Köprü Yıkılırsa Ruh Da Ölür!Her yıl 9 Haziran’da İnebolu’dan bir meşale yakılır. İstiklal Madalyalı o gururlu topraklard...
05/06/2026

Köprü Yıkılırsa Ruh Da Ölür!
Her yıl 9 Haziran’da İnebolu’dan bir meşale yakılır. İstiklal Madalyalı o gururlu topraklardan başlayıp Kastamonu’ya uzanan, atalarımızın çarıkla, kağnıyla, canıyla yürüdüğü 9 Haziran Şeref ve Kahramanlık Günü Yürüyüşü başlar.

Binlerce insan o mukaddes rotada adımlarken, İstiklal Yolu’nun ruhunu ve bu vatanın nasıl kurulduğunu tam kalbinden fısıldayan en somut unsur; Küre Ersizlerdere’deki tarihi İkiçay Köprüsü’dür.

Cumhuriyeti taşıyan kağnıların geçtiği o koca tarih, bugün taşları dökülmüş, sahipsiz bırakılmış ve kaderine terk edilmiş bir halde zamana direnmeye çalışıyor.

Sormak gerekiyor: Bu köprü yok olursa, İstiklal Yolu yürüyüşünün bir ruhu kalır mı?
Tarihi köprüleri koruyamayan, o taşların altındaki maziye sahip çıkamayan bir anma yürüyüşü, sadece şekilden ibaret kalır. İstiklal Yolu sadece yollarda yürümek değil; o yolu var eden İkiçay Köprüsü gibi abideleri ayakta tutmaktır.

Sayın Yürüyüşçüler, Cep Telefonlarınızı Hazırlayın!
İşte bu yüzden, bu yıl yürüyüşe katılacak olan tüm vatanseverlere, gençlere, izcilere ve sporculara açık bir çağrıda bulunuyoruz:

Lütfen Küre İkiçay Deresi’ndeki bu tarihi köprünün yanından geçerken durun! Bu içler acısı durumu cep telefonlarınızla fotoğraflayın, videolar çekin ve tüm sosyal medya hesaplarınızda paylaşın. Bu ayıbı, bu sahipsizliği tüm Türkiye’ye aynı gün, aynı saatte duyurun!

Sosyal medyanın gücünü bu köprü için birleştirelim ki yetkililer bu çığlığa daha fazla kulak tıkayamasın.
Bu köprüyü kurtarmak, bu şehre ve bu vatana namus borcumuzdur. Köprü yıkılırsa, İstiklal Yolu’nun ruhu da ölür!
Mehmet Eren Ajans37

İLK KEZ ÇOK SESLİ KONUŞULUYOR.Kastamonu’nun Demiryolu Gerçeği: "Biz Söylerken Kulak Tıkasalar da Tren Eninde Sonunda Bu ...
03/06/2026

İLK KEZ ÇOK SESLİ KONUŞULUYOR.

Kastamonu’nun Demiryolu Gerçeği:
"Biz Söylerken Kulak Tıkasalar da Tren Eninde Sonunda Bu Şehre Gelecek!"

​Kastamonu için "Demiryolu" dediğimizde, 2010 yılından ve hatta çok daha öncesinden beri bizi bıyık altından gülerek izleyenler, "Burada sanayi mi var ki tren gelsin?" diye vizyonsuzca bahane üretenler bugün nerede?

​Biz yıllarca bu memleketin kalkınmasının, lojistiğinin, turizminin anahtarının raylarda olduğunu söylerken sesimize kulak tıkayan siyaset mekanizması, nihayet son 1-2 aydır adeta bir "aydınlanma" yaşıyor.

Dün "Ne işi var trenin burada" diyen akıl, bugün sıraya girmiş demiryolu açıklamaları yapıyor.
​Gelin, son günlerde peş peşe gelen o açıklamaların ardındaki saklı gerçeği birlikte analiz edelim:

​1. KUZKA ve Valiliğin "Uyanışı": Sanayi mi Demiryolunu Getirir, Demiryolu mu Sanayiyi?
​Yıllarca Kastamonu'ya demiryolu getirmemenin arkasına sığınılan "Burada sanayi yok" tezi, iktisat bilimine de mantığa da aykırı bir safsataydı.

Dünyanın hiçbir yerinde önce devasa bir sanayi kurulup sonra "Hadi buraya tren yolu yapalım" denmez.
Yatırımcı, ham maddeyi ucuz taşıyamayacağı, ürettiği malı limana ucuza indiremeyeceği yere fabrika kurmaz!

Nitekim Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı (KUZKA) ve Sayın Valimizin son açıklamaları, bu gerçeğin devlet aklıyla da tescillendiğini gösteriyor. Kastamonu’nun kalkınma raporlarında artık lojistik bir mecburiyet olarak demiryolu ilk sıralara yazılıyorsa, bu bizim yıllardır savunduğumuz "Demiryolu konfor değil, sanayileşmenin ve kalkınmanın ön şartıdır" tezinin zaferidir.

​2. Murat Başesgioğlu’nun Çözüm Vurgusu: Tecrübe de Aynı Noktada Birleşti
​Bu memlekete uzun yıllar bakanlık yapmış, Ankara’nın ve devletin koridorlarını en iyi bilen isimlerden biri olan Sayın Murat Başesgioğlu’nun bile son günlerde demiryolu odaklı bir çözüm çalışmasından bahsetmesi sıradan bir olay değildir. Bu çıkış, demiryolu talebinin artık yerel bir "istek" olmaktan çıkıp, Ankara nezdinde de masaya yatırılması gereken kronik ve stratejik bir memleket problemine dönüştüğünün en net kanıtıdır. Devlet tecrübesi, Kastamonu’nun kabuğunu kırması için rayların şart olduğunu kabul etmiştir.

​3. Sivil Toplumun "Yavaş Yavaş" Isınması
​Haydar Çolakoğlu gibi sivil toplum liderlerinin de son dönemde "Bu iş artık tercih değil, zorunluluktur" diyerek t**a girmesi, kamuoyu baskısının çığ gibi büyüdüğünü gösteriyor.
Ancak sivil topluma ve bugün mikrofonu eline alıp demiryolu güzellemesi yapan siyasetçilere hatırlatmak isteriz:
Biz bu yolda tek başımıza yürürken, her fırsatta bu konuyu bıkmadan usanmadan gündeme taşırken neredeydiniz? Yine de zararın neresinden dönülürse kârdır; bugün bu cephede kalabalıklaşmak Kastamonu'nun menfaatinedir.

​Dünün "Hayalcileri", Bugünün "Öngörülü Liderleri" Oldu!

​Bugün Kastamonu’da mülki amirinden eski bakanına, STK başkanından kalkınma ajansına kadar herkes "Demiryolu" diyorsa, bu hafıza defterine Mehmet Eren’in ve Ajans 37'nin fikri takibinin zaferi olarak yazılacaktır.

​Şimdi sorma sırası bizde: Madem hepimiz aynı noktaya gelecektik, bu şehre bunca yılı neden kaybettirdiniz?
​Biz dün de buradaydık, bugün de buradaydır.
O tren bu şehre girene kadar, siz bugün konuşup yarın unutsanız bile, biz rayların sesi olmaya devam edeceğiz!

Mehmet Eren Ajans37 Kastamonu Medya

BABANIZIN MALI MI SAYIN VEKİL?​Siyasetin en tehlikeli alışkanlığı, kamunun ortak zenginliklerini ve halkın öz malını ken...
02/06/2026

BABANIZIN MALI MI SAYIN VEKİL?

​Siyasetin en tehlikeli alışkanlığı, kamunun ortak zenginliklerini ve halkın öz malını kendi şahsi mülküymüş gibi tasarruf etmeye kalkışmasıdır.

AK Parti Kastamonu Milletvekili Halil Uluay’ın, Olukbaşı’ndaki eski devlet hastanesi arazisine dair verdiği "müjde", satır araları eşelendiğinde tam bir idari kurnazlığı ve halkın malı üzerinden yapılan ticari pazarlığı gözler önüne seriyor.

​Halil Bey gururla açıklıyor: "TOKİ ile anlaşma sağlandı, alanın bir bölümü TOKİ tarafından kullanılacak, diğer kısmı Sağlık Bakanlığı’na verilecek."

​Şimdi bir gazeteci olarak, Kastamonu halkı adına doğrudan soruyorum: Siz kimin malını, neyin karşılığında kime veriyorsunuz?

​Bu Arazi Babanızın Malı Değil, Kastamonu’nun Öz Malıdır!
​Burada tahminen 21 dönümlük, şehrin tam kalbinde yer alan, ucu bucağı olmayan paha biçilemez bir kamu arazisinden bahsediyoruz.

Bu topraklar Kastamonu halkınındır; geçmişinin hafızası, geleceğinin hakkıdır.
Siz hangi hakla, hangi yetkiyle bu devasa araziyi babanızın malıymış gibi TOKİ ile pazarlık masasına sürebiliyorsunuz?
​Olukbaşı’ndaki vatandaşa küçücük bir köşede 40 tane poliklinik odası yaptırmak karşılığında, koskoca 21 dönümlük alanı TOKİ’ye adeta peşkeş çekmek hangi kamu yararına sığmaktadır? Koskoca devletin bütçesi, altı üstü 40 odalı bir poliklinik binası dikmek için bu şehrin en değerli arazisini bir gayrimenkul ortaklığına feda etmeye muhtaç mıdır?

​Siz Kimin İçin Milletvekili Oldunuz?
Sayın vekil Uluay vekil omduğunuzdan beri beton ve rant üzerine proje üretilorsunuz ​İnsan ister istemez düşünüyor ve sormadan edemiyor: Sayın Halil Uluay, siz bu memlekete, bu halka hizmet etmek için mi milletvekili oldunuz; yoksa iktidarın müteahhitlerine yeni rant kapıları, yeni kupon araziler yaratmak için mi?

Kastamonu halkı size bu şehrin değerlerini koruyun diye yetki verdi, yandaş inşaat firmalarının bütçesini fonlayın diye değil!
​Eğer niyetiniz gerçekten halka hizmet etmekse; o 21 dönümlük devasa alan, poliklinik binasının hemen yanında yükselecek muazzam parklarla, yeşil alanlarla, sosyal donatılarla, kültür merkezleriyle ve modern yaşam alanlarıyla donatılırdı. Kastamonu’nun merkezinde insanların nefes alacağı, çocukların koşturacağı, kültürel etkinliklerin yapılacağı tam teşekküllü bir kamusal vaha oluşturmak varken; neden hemen TOKİ eliyle iktidar müteahhitlerine kapı aralanıyor?

​Olukbaşı’na İkinci "Dedeman" Hançeri Mi Saplanacak?
​Kastamonu halkının hafızasında çok derin bir yara var. Zamanında hemen Gazi Stadı’nın yanı başında yükselen ve adeta bir ucube gibi şehrin göbeğine saplanan Dedeman Otel binasının, bu memleketin silüetini nasıl katlettiğini, rüzgarını ve güneşimizi nasıl kestiğini hepimiz yaşayarak gördük.

​Şimdi Olukbaşı’nda da aynı kirli senaryo mu devreye sokuluyor? TOKİ, eline geçirdiği o aslan payını iktidarın müteahhitlerine pay edip, oraya yüksek rakımlı dev binalar, lüks konutlar ve ticari dükkanlar dikerken; bu şehrin havasına, suyuna ve doğasına müdahale edilmesine göz mü yumacaksınız? Şehrin tam ortasına ikinci bir gölge, ikinci bir beton hançer mi saplayacaksınız?

​Çıkın Ve Açıklayın: Ne Karşılığında Anlaştınız?
​Kastamonu halkı artık içi boş müjdelerle, göz boyayan "40 poliklinik" tabelalarıyla kandırılacak bir halk değildir. Kamu arazileri tek tek sistemin dişlileri arasında eritilirken, bu şehrin insanı kendi memleketinde mülksüzleştiriliyor.

​Sayın Halil Uluay’a tekrar ve açıkça soruyoruz:
Bu arazi sizin şahsi mülkünüz değildir. TOKİ ile hangi şartlarda, neyin karşılığında bu anlaşmayı yaptınız?
Kastamonu’nun öz malı üzerinden kimlerin para kazanacağını, Olukbaşı’na yandaş müteahhitlerin yüksek katlı beton bloklarının dikilip dikilmeyeceğini bu halka net, dürüst ve şeffaf bir şekilde açıklamak zorundasınız!

Mehmet Eren Ajans37

KASTAMONU’NUN KANAYAN YARASI: UĞURLU HASTANESİ VE PERDE ARKASINDAKİ BÜYÜK SORULAR​Kastamonu kamuoyunun yıllardır cevabın...
02/06/2026

KASTAMONU’NUN KANAYAN YARASI: UĞURLU HASTANESİ VE PERDE ARKASINDAKİ BÜYÜK SORULAR
​Kastamonu kamuoyunun yıllardır cevabını aradığı, şehrin göbeğinde devasa bir milli servetin çürümeye terk edildiği "Özel Uğurlu Hastanesi" meselesi, göründüğünden çok daha derin mülkiyet ilişkileri, siyasi hamleler ve ucu açık soru işaretleriyle tam bir kördüğüme dönüşmüş durumda.

Kuzeykent’te, Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin tam karşısında yükselen bu yapı, neden bir türlü Kastamonu halkının hizmetine açılamıyor? Gelin, sürecin en başına dönelim ve taşların yerine oturmasını sağlayalım.

​Tahsisten Ticarete: 42 Dönümlük Alan Nasıl Bölündü?
​Süreç, 2010 yılı öncesinde Uğurlu Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.’nin aktif olarak hizmet verdiği yıllara dayanıyor.
O dönem hastane yönetimi, Milli Emlak’tan Kuzeykent’teki 42 dönümlük bu devasa araziyi "sağlık alanı" olarak tahsis ettiriyor. Ardından belediye eliyle yapılan imar çalışmasıyla bu tek parça arazi 3 ayrı fonksiyona bölünüyor: Sağlık alanı (hastane), ticari alan (AVM) ile eczane, optik ve otelden oluşan üçüncü bir bölüm.

​Ancak bürokratik evraklardan kaynaklanan süreçler nedeniyle, tahsisli olan bu arazi sonradan Milli Emlak’tan tamamen satın alınarak tapuya geçiriliyor ve inşaat başlıyor.
İşte ne olduysa, mülkiyetin parçalanması ve devreye giren aktörlerle başlıyor.

​Müteahhit Sırrı ve Hastanenin Hizmet Dışı Kalışı
​İnşaat aşamasında, AVM olarak planlanan 15 dönümlük ticari alan, hastanenin müteahhitliğini yapan Selami Ataç tarafından satın alınıyor. İlerleyen süreçte hastane sahibinin ve şirketin başına gelen bir dizi adli olay ve sıkışan mali şartlar neticesinde, hastane binası ve alanı da belli koşullarla yine aynı müteahhide, yani Selami Ataç a satılıyor.

Sorunlar kartopu gibi büyüdükçe içinden çıkılmaz bir hal alıyor ve neticede koskoca hastane açılıp hizmet vermeye başladıktan bir süre sonra hizmetire ara vermek durumunda kalıyor.

​Ruhsat Başka Elde, Bina Başka Elde: Büyük Bölünme
​Birkaç yıl önce icra-iflas masası devreye girerek hastane binasını ve 52 branşlı o değerli hastane ruhsatını satışa çıkardı. Bu satışta çok garip bir tablo ortaya çıktı:

​Ruhsat Belediyede: Hastanenin en büyük değeri olan 52 branşlı işletme ruhsatını Kastamonu Belediyesi satın aldı.

​Bina Şirketlerde: Hastane binasını ise Atlas adlı bir şirket ve ortakları (Recep Dinler ile Özel Anadolu Hastanesi’nden bazı ortaklar) satın aldı.

​İşin en dikkat çekici noktası ise, daha önce hastanenin icra-iflas sürecine düşmesinde payı olan, yan taraftaki 15 dönümlük ticari alanın sahibi Selami Ataç, binayı satın alan bu Atlas şirketine de yaklaşık %10 hisseyle ortak oldu. Yani bir aktör, hem ticari alanın sahibi hem de hastane binasının ortağı konumuna geldi.

​Paralar Bankada Bloke, İşçiler Mağdur!
​Bugün gelinen noktada, hastanenin tasfiyesinden alacaklı olan ve aralarında yıllardır alın terini alamayan 272 emekçinin ve bazı şirketlerin de bulunduğu büyük bir mağdur kitlesi var. İşin arka planında ise ciddi bir para kavgası dönüyor.

İddialara göre, yerin icradan satılmasından sonra Selami Ataç’ın bankada duran paranın tamamını (kendi payının ötesini) talep ettiği, ancak icra iflas masasının kontrolündeki bu mevduatın toplam borçları ve alacakları karşılamaya yetmediği belirtiliyor.

​Şimdi gözler mahkemede. İcra İflas Müdürlüğü, mahkeme kararıyla Selami Ataş’ın üzerine geçirdiği o 15 dönümlük ticari alanı da satıp alacaklıların, yani o 272 emekçinin parasını ödemek için hukuki bir çalışma yürütüyor ve bugünlerde davanın sonuçlanması bekleniyor.

​Ruhsat Üzerindeki Siyasi Trafik, İstanbul Arayışı ve "Eski Patron" İlişkisi!
​İşin en trajikomik ve düşündürücü kısmı ise belediye kanadında yaşanan siyasi süreç ve perde arkasındaki o çok konuşulacak ilişkiler ağı.

Hatırlayalım; bu 52 branşlı altın değerindeki ruhsat, bir önceki dönemin MHP’li Belediye Başkanı Galip Vidinlioğlu döneminde ihaleden satın alınmıştı. Ancak Vidinlioğlu dönemi boyunca bu ruhsatla ilgili Kastamonu lehine tek bir çivi dahi çakılmadı.

​Ardından yerel seçimler yaşandı, yönetim değişti ve belediye başkanlığı koltuğuna CHP’li Hasan Baltacı oturdu. Kastamonu halkı düğümün çözülmesini beklerken, yeni yönetim bu ruhsatı Kastamonu’dan tamamen çıkarmak ve İstanbul’da satarak nakde çevirmek için kapı kapı dolaştı, ancak satışı başaramadı.

​Peki, Hasan Baltacı yönetimini bu ruhsatı acilen elden çıkarıp satma arayışına iten gizli el kimdi?
İşte tam bu noktada, bulutların arasından çok tanıdık bir isim yükseliyor:
Önceki dönem İl Başkanı olan ve şu anda Parti Meclis Üyeliği görevini yürüten, belediyedeki kararlarda adeta "bir numara" olarak bilinen Hikmet Erbilgin.

​Madalyonun arkasını çevirdiğimizde karşımıza çıkan asıl çarpıcı gerçek ise şu: Hikmet Erbilgin, bu arazideki sözde hak sahiplerinden ve düğümün başaktörlerinden biri olan müteahhit Selami Ataş’la çok yakın birisiı! Kastamonu’nun mülkiyetini, işçilerin hakkını ve sağlık geleceğini bağlayan bu devasa meselede; belediye yönetiminin arkasındaki güçlü figür ile içerideki ticari ortak arasındaki bu "eski patron-çalışan" her ne ilişkisi varsa, akıllara çok ciddi soru işaretleri getiriyor.
İstanbul yollarında ruhsat satma telaşının arkasında, bu eski mesai hukukunun ve ticari dengelerin payı var mıdır? Kamuoyu bu sorunun cevabını acilen beklemektedir.

​2028 Planı mı? İşin Hukuki Boyutu ve Büyük Risk!
​Kastamonu Belediyesi’nen elinde bulunan 52 branşlı bu devasa ruhsatın kullanım süresi Aralık 2028’de sona eriyor.
Zaman hızla daralıyor. "Ruhsat süresi biterse burası hastane olmaktan çıkar, ranta döner" diyenlere hukuki gerçeği hatırlatalım:

​Ruhsatın Bitmesi İmarı Değiştirmez: Ruhsat 2028'de yansa bile, o arazi imar planında "Özel Sağlık Alanı" olarak kalmaya devam eder.

​Yönetmelik Engeli (Eş Değer Alan Şartı): Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’ne göre, belediye meclisi burayı kafasına göre konuta veya rezidansa çeviremez. Çevirecekse, Kuzeykent bölgesinde aynı büyüklükte başka bir alanı yeni sağlık alanı olarak tahsis etmeye mecburdur.

​Milli Emlak ve Kamu Yararı Şerhi: Arazi kökeni itibarıyla Milli Emlak’tan tahsisle alındığı için, amacının dışında kullanılması durumunda satış iptalleri dahi gündeme gelebilir.

​O halde tehlikeli plan şudur: Birileri bilinçli olarak ayak sürüyerek 2028'i bekliyor. Amaç; ruhsatı süresiz hale getirip tamamen iptal ettirmek, ardından "Bakın bina yıllardır atıl duruyor, burada artık kamu yararı kalmadı" algısı oluşturarak belediye meclisi üzerinden devasa bir imar tadilatı koparmaya çalışmak!

​Kastamonu Kamuoyu Adına Soruyoruz
​Şehrin en iştah kabartan, en değerli yerindeki bu 42 dönümlük arazinin hastane olarak hizmete girmemesi için perde arkasında gizli bir el mi çalışıyor?
​25 dönümlük hastane binasının sahibi olan, aynı zamanda şehirde aktif olarak hizmet veren Özel Anadolu Hastanesi’nin en büyük ortaklarından Recep Dinler, burayı açmak istediğini belirtip neden somut bir adım atmıyor?
Yan taraftaki 15 dönümün imar bütünlüğünden koparılarak bağımsız bir ranta çevrilmesine göz mü yumulacaktır?
Kastamonu Belediyesi, elindeki ruhsatı dışarıya satma veya birilerine zaman kazandırma sevdasından vazgeçip şehrin ve o mağdur 272 emekçinin hakkını ne zaman savunacaktır?

Bu alan, şahsi ticari hesapların, eski iş ilişkilerinin veya siyasi ajandaların üzerinde, doğrudan Kastamonu halkının sağlık geleceğidir. 272 işçi hakkını ararken, koskoca bir şehir hastane beklerken, kimsenin buradaki milli serveti kendi ikballeri için çürütmesine izin verilemez. Bu kirli ve karmaşık ilişkiler ağının sonuna kadar takipçisi olacağız!

Mehmet Eren Ajans37 Kastamonu Medya

KASTAMONU’NUN BAHTI NIYE KARA?Tarım ve Orman Bakanımız Sayın İbrahim Yumaklı, Kurban Bayramı vesilesiyle geldiği memleke...
31/05/2026

KASTAMONU’NUN BAHTI NIYE KARA?
Tarım ve Orman Bakanımız Sayın İbrahim Yumaklı, Kurban Bayramı vesilesiyle geldiği memleketi Kastamonu’da, AK Parti İl Başkanlığı kürsüsünden yine iddialı cümleler kurdu.
Siyasette yaşanan son gelişmelere değinirken, "Onlarla bizim aramızda bakış farkı var, vizyon farkı var, hayata bakış anlamında bir fark var" diyerek adeta bir vizyon dersi verdi.

Sayın Bakan haklı, ortada gerçekten devasa bir vizyon farkı var!
Ama bu fark iktidar ile muhalefet arasında değil; Sayın Bakanın Ankara’dan getirdiği yüksek perdeden siyasi retorik ile Kastamonu’nun sokaklarında, ilçelerinde "gün gibi ortada duran" acı gerçekler arasında.

Kastamonulular olarak sorma vaktimiz geldi de geçiyor: Yıllarca bakanlık yapmış Murat Başesgioğlu’muz vardı, ne değişti? Bugün kabinede aktif olarak oturan bir Tarım ve Orman Bakanımız var; peki Kastamonu’nun makus talihi neden zerre kadar kımıldamıyor?

Sayın Bakan sık sık Kastamonu’ya geliyor, bayramlaşıyor, konuşuyor ama bugüne kadar bu şehrin hangi kronikleşmiş yarasına merhem olduğunu, hangi somut projeyi bitirdiğini bilen var mı?

Gelin, Sayın Bakanın o çok bahsettiği "vizyonu" Kastamonu ölçeğinde net bir şekilde karşılaştıralım ve sorumluluğu tam olarak ait olduğu yere, Orman Bakanlığı koltuğuna bırakalım.

KUZKA Kastamonu’da, Nimeti Çevre İllerde!
Ulaşımdan başlayalım...
Bir zamanlar bizim sancağımız olan Karabük’e daha ilçe bile değilken, 1932 yılında tren gitmiş. O tren, bugün Karabük’ü devasa bir sanayi kenti yaptı. Biz ise hâlâ ne bir demiryolumuz var ne de bitmeyen Kırık Tüneli, İnebolu Tüneli yüzünden düzgün bir karayolumuz!

Daha trajikomik olanı ne biliyor musunuz? Merkezi Kastamonu olan Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı (KUZKA), alternatif turizmi geliştirmek için seyahat acentelerine oluk oluk finansal destek sağlıyor. Ama bu destekle fonlanan Özel Karaelmas Ekspresi ve Turistik Tuz Ekspresi trenleri yüzlerce yolcuyu alıp Çankırı ve Sinop’a taşıyor!
Çevre iller turizmle şahlanırken, KUZKA’nın merkez üssü olan Kastamonu, rayı olmadığı için sadece arkalarından bakıyor. Kastamonu siyaseti, Ankara’dan hakkı olanı istemeyi bilmediği için havanda su dövüyor.

Ballıdağ’ın İpi Doğrudan Bakanlığın Elinde!
Şimdi gelelim asıl can alıcı noktaya ve topu doğrudan Sayın Bakanın önüne atalım.
Daday için bir umut kapısı olan, bölge insanının çoluk çocuğuna iş, aş olur diye yıllardır gözünün içine baktığı Ballıdağ Hastanesi projesi tamamen çöktü.
Kastamonu Kalkınma Vakfı (KKV) toplantısında İş İnsanı Cengiz Aygün bizzat açıkladı; yapılan sözleşme iptal edilmiş ve o iş bitmiş! Ballıdağ Hastanesi yıkıldığı için işin yeniden ihale edilmesi gerekiyormuş.

Peki, bu düğümün çözüleceği, bu bürokratik engelin aşılacağı yer neresi? Doğrudan Tarım ve Orman Bakanlığı!
AK Parti Milletvekili Halil Uluay çıkmış, "Devletin orada yapabileceği bir şey kalmadı" diyerek topu taca atıyor. Devlet yapamıyor, özel sektörün eli kolu bürokrasiyle bağlanıyor...

E kim yapacak o zaman?
Sayın İbrahim Yumaklı; siz bu ülkenin Tarım ve Orman Bakanısınız. Kendi bakanlığınızın uhdesindeki bir araziyi, kendi memleketinizin en hayati sağlık ve istihdam projesini ayağa kaldıramayacaksanız, Ankara’daki o vizyonun Kastamonu’ya ne faydası var? Ballıdağ’daki o kanayan yara, doğrudan sizin bakanlığınızın bütçesinde ve iradesinde kilitlenmiştir. Bu sorun çözülmüyorsa, sorumlusu ne muhalefettir ne de coğrafyadır; doğrudan doğruya Orman Bakanlığı'dır!

Sahi, Bu Şehrin Siyasileri Bir Araya Gelip Konuşmaz mı?
Burada resmi daha genişletelim ve iğneyi biraz da kendimize batıralım.
Biz Bakanı eleştiriyoruz ama bu şehrin yerel dinamikleri ne yapıyor? Başta Sayın Valimiz olmak üzere, iktidarıyla muhalefetiyle milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız neden bir araya gelmiyor?

Bugüne kadar bu şehrin idarecileri ve siyasileri ortak bir masada buluşup, "Kastamonu'nun öncelikli 5 ana sorunu budur, projeleri bunlardır" diye net bir strateji belgesi hazırladı mı?

Ortak akılla bir istişare toplantısı yapıp, bu dosyayı Kastamonulu bakanlarımızın önüne koydular mı?
Acaba hiç bir araya gelip bu memleketin can alıcı konularını samimiyetle tartıştılar mı, yoksa herkes kendi ajandasının peşinde mi? Eğer bu şehrin valisi, milletvekili ve yerel gücü bir lobi oluşturup bakanların kapısını aşındıramıyorsa, Ankara’dan buraya yatırımın kendiliğinden akmasını beklemek saflıktır. Biz bir ve beraber olup istemesini bilmezsek, bakanımız Kastamonulu olsa ne yazar, olmasa ne yazar?

Şehir Sönüyor, Bakanlar Seyrediyor
Sadece Ballıdağ mı?
Yıllardır çözülemeyen Özel Uğurlu Hastanesi de idari basiretsizliğin anıtı olarak orada duruyor. Zamanında "Sorunu çözdüm" diye zafer çığlıkları atanlar, ruhsatı başka yerde binayı başka yerde bırakıp gittiler.
Kastamonu her gün kan kaybediyor, her gün biraz daha sönüyor. Gençler iş bulamadığı, değer görmediği, önünü göremediği için bu şehirden göç ediyor. Halil Rıfat Paşa’nın dediği gibi: "Gidemediğin yer senin değildir." Ankara bizim için yolları aşmıyor, tünelleri bitirmiyor, bakanlığın projelerini onaylamıyor.

Sayın Yumaklı, siyasetteki "kepazeliklerden" dert yanıp "Onlar bizden uzaktır, bizi ilgilendirmez" diyor. Doğrudur, makro siyasetteki çekişmeler bizi de ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren; Daday’ın geleceğidir, Ballıdağ’dır, Kastamonu’nun bitmeyen yatırımlarıdır.
Kastamonu halkı artık kürsülerden laf üretilmesini değil, icraat görmek istiyor. Masanın bir tarafında istişareden ve birliktelikten kaçan yerel siyasiler, diğer tarafında memleketine sadece bayramlaşmaya gelen bakanlar olduğu sürece bu şehrin makus talihi değişmez.

Madem kabinede güçlü bir Orman Bakanımız var; o halde yerel siyasetçiler de bir araya gelip o masayı kuracak, Bakan bey de o masadan çıkan kararları uygulayacak! Aksi takdirde Ballıdağ’ın hesabını da, KUZKA’nın bereketsizliğini de, Kastamonu’nun sahipsizliğini de doğrudan sizlerden sormak bu halkın en doğal hakkıdır.
Çünkü bu şehir çetindir, ama artık birbirine değil, hakkını vermeyen siyasilere karşı çetin olmak zorundadır!
Mehmet Eren Ajans37 Kastamonu Medya

Address

Kastamonu

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Ajans37 posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Ajans37:

Share