13/11/2025
Atatürk, vefatından 15 yıl sonra, 1953 yılında Anıtkabir’e defnedilmiştir. Anıtkabir’i ziyaret eden birçok kişi, yapının içinde gördükleri lahit taşını Atatürk’ün gerçek mezarı zanneder; ancak bu lahit yalnızca sembolik bir anlam taşır: Atatürk’ün asıl mezarı, Selçuklu ve Osmanlı dönemi Türk defin geleneklerine uygun biçimde, yapının -1. katında yer almaktadır. Atatürk’ün isteği üzerine, mezarının karşısına Türk bayrakları yerleştirilmiştir. Mezar Odası’nda, girişinde ya da müze koridorlarında askerî nöbet tutulmaz. Bronz kapının ardındaki pirinç kapı açıldığında, Türk bayraklarıyla çevrili, Selçuklu ve Osmanlı türbe mimarisinden esinlenerek sekizgen planla inşa edilmiş odaya ulaşılır. Piramidal külah biçimindeki tavan, geometrik desenli mozaiklerle süslenmiştir. Odanın ortasında, kıble yönüne dönük kırmızı mermerden bir sanduka bulunur. Sandukanın çevresinde yer alan pirinç vazolarda, Türkiye’nin 81 ilinden, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden ve Azerbaycan’dan getirilen topraklar yer almaktadır. Mezarın üzeri sadedir; herhangi bir yazı bulunmaz. Mezar Odası’nın kapıları yalnızca Genelkurmay Başkanlığı’nın izniyle açılmaktadır. Atatürk, 10 Kasım 1938’de vefat ettiğinde, naaşının korunması amacıyla Gülhane Askerî Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Lütfi Aksu tarafından “tahnit” işlemi uygulanmıştır. Bu işlemde, bozulmayı önlemek için özel bir kimyasal sıvı vücuda enjekte edilmiştir. Ardından Atatürk’ün naaşı, önce kurşundan bir tabuta, daha sonra da gül ağacından yapılmış özel bir tabuta yerleştirilmiştir. 15 yıl sonra, 9 Kasım 1953’te tabut açıldığında naaşın bozulmadan korunduğu görülmüştür. Tahnit işlemi çözüldükten sonra, Atatürk’ün naaşı İslami usullere uygun şekilde Anıtkabir’deki Mezar Odası’na defnedilmiştir.