Kurtuluş Dergisi

Kurtuluş  Dergisi Şehrin düşman işgalinden kurtuluşu vesilesi ile çıkartılan 12 Şubat Kurtuluş Dergilerinden

19/08/2019

12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanlarımızdan;

HURŞİT BACI

Millî Mücadele Kahramanı. 31 Ekim 1919 Cuma günü Uzunoluk’ta Sütçü İmam Olayı gerçekleşirken aynı saatlerde benzer bir olay da Kayabaşı mahallesinde yaşanır. Olayın kahramanı Hurşit Bacı o günler ile ilgili hatıralarını 1970’de Murat Sertoğlu’na şu cümlelerle anlatıyor:
“-Bacım Hayriyeyi almak için Kayabaşı’na gitmiştim. O zaman 25 yaşlarında idim. Bacım ile beraber yola çıktık. Camiin alt yanından geçerken gâvurun biri karşıma çıktı. Yolumuzu kesti. Elinde tabanca vardı. Izarımı çekti. Beni korkutmak istedi.
“Ona:
“-Senin kurşunun bana değmez!” diyerek karşı koydum. O zaman tabancasını ateşledi. Ben kaçtım. Attığı kurşunlar bana değmedi.
“Eyvah bacımı vurdular” diye pek üzüldüm. Ama sonradan onun da benim gibi kaçtığını ve Gözlüklü Ali Efendinin evine sığındığını öğrendim. Sonradan duydum. Aynı gün Sütçü İmam hamamdan çıkan iki kadının yolunu kesip peçelerini yırtan başka bir gâvuru vurmuş. Buna çok sevinip namusumuzu kurtaran Sütçü İmam’a bol bol dua ettim. İşte başımdan geçen olay budur.”

Serdar Yakar 'ın 12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanları kitabından alıntıdır.

18/08/2019

12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanlarımızdan;

HOYLU MUSTAFA

Çete. Millî Mücadele Kahramanı. Maraş’ta 1881’de doğdu. Baba adı Ahmet, annesi Zeynep Hatun’dur. Nahırönü (Hayrullah) mahallesinde doğup büyür. Ziraatçılık ve hayvancılıkla geçimini sağlarken bitmez tükenmez savaş yılları başlar. Bir ağabeyi Balkan cephesinde, diğeri Çanakkale cephesinde savaşırken kendisi de Yemen cephesinde savaşır. On yıl süren askerlik sonrasında binbir zorlukla mücadele ederek yurda döner. Ağabeylerinin şehadet haberini yurda döndükten sonra alır.
Yurda dönmüştür dönmesine ya on yıl aralıksız savaştığı düşman da kendinden önce gelip yerleşmiştir baba yurduna. Arslan Beyin komutasında görev alarak Hoşkişini’ni (hafif makinalı silah) sırtına alıp hangi cephede ihtiyaç varsa oraya yetişir. Hoylu lakabı da zaten kendisine bu gözüpekliğinden dolayı verilmiştir. Ermeni sığınaklarına yaptığı baskınlarla elde ettiği silah ve techizatı çetelere paylaştırır.
Savaşın son günlerinde Kılıç Ali cephesinin dağılması ile Arslan Beyin etrafında toplanıp son nefese kadar savaşmaya karar veren çete komutanları arasında yer alır.
11 Şubat gecesi kaçan Fransızların ardından Amerikalı misyonerler Ermeniler için arabulucu olarak karargahta Arslan Beye dil dökerken içeri Hoylu Mustafa girer. Elinde kanlı bir kesik baş vardır. Kesik başı orta yere atarken Arslan Beye rapor verir;
-Düşmanının ömrü bu kadar olsun beyim, der.
Amerikalı misyonerlerin huzurunda orta yere atılan kesik baş Mebus Hırlakyan Agop Ağa’nın başıdır.
Maraş’ın kurtuluşundan sonra Antep cephesinde de görev alan Hoylu Mustafa savaş sonrası komisyonculuk yapar. Tekkeşinlerden Duran hanımla evlenir ve 5 Aralık 1938’de vefat eder.

Serdar Yakar 'ın 12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanları kitabından alıntıdır.

17/08/2019

12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanlarımızdan;

HASESOĞLU HACI İBRAHİM

Şehid. Millî Mücadele Kahramanı. 1892’de doğdu. Babası Depili Ali, annesi Hatice Hanım’dır. Askerliğini Halep’te yapar. Halep ve Kilis bölgesinde özel bağlantılar kurar, dostlar kazanır.
Şehirde çete savaşları başladığında 40-50 civarında Fransız beşlisi denen silahtan temin ederek özellikle düşman karargâhlarına açılan tünellerde görev yapar. Savaşın sonlarına doğru kendi mahallesi olan Nakıp Cami civarındaki çatışmalarda şehid düşer. Cenazesi alel acele camii bahçesine defnedilir.
Savaş sonrası cenazesi taşınmak istenirse de Hafız Ali Efendi’nin tavsiyesine uyularak yerinde bırakılır. Bilahare Şeyhadil mezarlığına nakledilir.

Serdar Yakar 'ın 12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanları kitabından alıntıdır.

16/08/2019

12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanlarımızdan;

HAFIZOĞLU ÖKKEŞ

Şehid. Millî Mücadele Kahramanı. 1885’de Maraş’ta doğdu. Babası Hafızoğlu Ali Efendi, annesi Şerif Hatundur. Kurtuluş mahallesi sakinlerindendir. İlk gençlik yıllarının ardından vatani görevini tamamlayıp memleketine döner. Askerlik yılları cephelerde geçmiş, defalarca ölüm ile burun buruna gelmiştir.
Şehrin önce İngilizler, ardından Fransızlar tarafından işgal edilmesi ve Ermenilerin taşkınlıklarına karşı büyüklerine uyarak sabreder. Ama bayrağın kaleden indirilişi bardağı taşıran son damla olur. Kaleye hücum edenlerin arasında yerini alır.
Şehir içi çatışmaların başlaması ile askerlikte öğrendiği el yapımı bombalar imal eder. Evlerden temin ettiği boş gügümleri özel bir karışımla bomba haline getirir. Damdan dama atlayarak düşmanın mevzilendiği muhkem Ermeni konaklarınına ulaşır ve bacadan attığı bu bombalarla konakları ateşe vererek düşmanın dışarı çıkmasını sağlar.
Geceli gündüzlü 22 gün süren şehir içi çatışmaların ardından düşmanın kaçması ile birlikte Antep’e yardıma giden çeteler arasında yer alır. Antep Şıh Müslim Camii civarında düşmanla çatışma halinde iken bir keskin nişancının kurşunu ile alnından vurularak şehid olur. Cenazesi Şıh Müslim cami bahçesine defnedilir. Şehidet kayıtlara 16 Ağustos 1920 olarak geçer.
Maraş’tan Antep’e yardıma giden Akıncı Müfrezesinin ilk şehidi olarak bilinir. Cesareti ve atikliği dilden dile anlatılır.
Soyisim Kanunu ile kardeşleri “Akyar” soyadını alır.

Serdar Yakar 'ın 12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanları kitabından alıntıdır.

12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanlarımızdan;HÂFIZ ALİ EFENDİ (GÖRGEL)“Defter-i amalini gözden geçirdim herkesinDefte...
15/08/2019

12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanlarımızdan;

HÂFIZ ALİ EFENDİ (GÖRGEL)

“Defter-i amalini gözden geçirdim herkesin
Defter-i amalim gibi kara defter görmedim”
Yaratıcı karşısında duyulan korkunun ve amellere güvensizliğin doruk noktasında bir gönül mimarıdır Hâfız Ali Efendi. Bir asra varan ömrü boyunca hep hak mücadelesi vermiş, hak mücadelesi verenlerin yanında olmuş ve bu kentin manevi dokusunu ilmik ilmik örmüştür.
1877 yılının ilkbaharında, Şekerli mahallesinde dünyaya gelir. Babası Hancı Ökkeş Ağa, görmüş, geçirmiş, zengin bir kişi olup aynı zamanda da güçlü kuvvetlidir. Sahibi bulunduğu handa nalbantlık da etmektedir. Annesi Emine Hatun Hancı Ökkeş’in ilk hanımıdır. Emine Hatun’un ailesi Maraş’ta Leblebicizâdeler diye tanınan, sevilen ve saygı duyulan bir ailedir.
Henüz 6-7 yaşlarında iken Kur’an-ı Kerim’i Tiyeklioğlu Hoca da hıfz eder ve “Hâfız” ünvanını alır. O artık Hâfız Ali’dir.
Devrinin gereği ferdi tedrisat usulü ile Huffaz Mektebi’ne gider. Arapça ve Farsça’yı öğrenir. Şer’i ilimleri tahsile başlar. Belli bir aşamadan sonra tahsilini devam ettirebilmek için Maraş’tan ayrılması gerekecektir.
Babası Nalbant Ökkeş onun okumasına rıza göstermez. “Oku oku ne var?” diyerek Sarayaltında bulunan handa çırak olarak yanında çalışmasını ister. Bu ara anne Emine Hatun vefat etmiş, Hancı Ökkeş Gülsüm Hatun’la evlenmiştir.
Babası isteksiz de olsa, Hâfız Ali okuma aşkıyla düşer yollara… Ailesi zengin olsa da o yokluk içinde bir eğitim hayatı geçirecektir. Evde analık vardır ve babanın rızası yoktur bu ayrılığa…
Onu tanıyan dostları Hâfız Ali’nin Konya, Kayseri, Osmaniye, Halep, Mısır ve İstanbul’da tahsil gördüğünü söylerler. Sıralama nasıldır bilemiyoruz. Gerçekten Mısır’a gidip gitmediği de kesin olarak bilinmemekte. Bilinen gerçek şu ki en son tahsil yeri İstanbul’dur.
Hâfız Ali Efendi tahsilini tamamlayıp icâzetnâmesini alıp Maraş’a döndüğünde 24-25 yaşlarındadır. Yıl 1900’lü yılların başları olsa gerek. Askere çağrılır. Tüm hazırlıklar tamamlanır, akraba, eş-dost ile helalleşilip vedalaşılır. Yola çıkacağı gün gelip çattığında Çarşıbaşı Camii imamının vefat haberi duyulur. Hemen arkasından da müftülüğün imam-hatiplik teklifi gelir.
Hâfız Ali Efendi artık Çarşıbaşı Camii imam hatibidir. Ayrıca Maraş Mevlevîhânesinde mesnevîhan olarak görev alır. Mevlevîhânenin Şeyhi Selim Dede’nin vefatından sonra, Mevlevîhâneye Şeyh olarak atanan Hâfız Ali Efendi bu görevi de tekkelerin kapatılış tarihine kadar sürdürecektir. Gerçi Fransız işgali sırasında top mermilerinin ilk hedeflerinden biri Mevlevîhâne olmuş ve yerle bir edilmiştir.
O henüz Çarşıbaşı Camii İmamı ve Mevlevîhâne şeyhi iken Maraş önce İngilizler ve ardından Fransızlar tarafından işgal edilir. Osmanlı hükümetinin durumu mâlumdur. İş başa düşmüştür. Ali Sezai Efendi’nin öncülüğünde oluşturulan Heyet-i Merkeziye’nin kurucuları arasında Hâfız Ali Efendi de vardır. Görev yeri Kayabaşı mahallesidir. Millî mücadelenin tâ en başından sonuna dek silahı elden bırakmadığı gibi Maraş’ın kurtarılışının ardından Antep cephesinde de görev alır.
Kurtuluş mücadelesinin hemen sonrasında mücadeleyi yönlendiren komutan ve hocaefendilerin bulunduğu toplu resmin tam ortasında Hâfız Ali Efendi’yi de görmek mümkündür.
1929’da Müftü Hoca Rafet Efendi’nin vefatının ardından müftülük için sınav açılır. Sınavları kazanarak Maraş Müftüsü olan Hâfız Ali Efendi uzun yıllar imamlık ve müftülük görevini birlikte yürütür.
Yaşadığı ve görev aldığı dönem, ülkede tüm değer yargılarının alt üst olduğu, hain ile kahramanın, ak ile karanın birbirine karıştığı, siyasi entrikaların tavan yaptığı bir dönemdir. O, bu karanlık dönemi usta manevralarla atlatır ve hem şehrine, hem ülkesine hizmeti asıl amaç bilir.
Henüz 6-7 yaşında başlayan okuma aşkını hiç kaybetmez. İstanbul’dan beraberinde getirdiği kitaplar her geçen gün çoğalır ve bir kütüphane hacmine ulaşır. Şöhreti Maraş’ı çoktan aşmıştır. Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki önemli konularda ondan görüş alır. Konyalı Mehmet Vehbi Efendi de onun arkadaşı olup Maraş’a ziyaretine gelmiştir. Vaazlarını yakın vilayetlerden düzenli olarak dinlemeye gelenler vardır.
Düzenli olarak okumuş ama okutmamıştır. Bunun bir sebebi çağının okutmaya müsait olmadığı gerçeği ise de bir diğer sebebi de okumak için gelenlerin karakterlerinin buna müsait olmadığı hakikatidir.
Şairlik yönü kuvvetlidir ama üzerinde durmaz. Şiir yazmak için çaba göstermez, emek vermez. Söylediği beyitlerden çok azı dostları tarafından bugüne ulaştırılmıştır.

“Geç geçenden ibn-i vakt ol, gözle hal
Çekme ferda kaygusun ferdaya sal”
beyti ona ait olduğu gibi en başta aktardığımız;

“Defter-i amalini gözden geçirdim herkesin
Defter-i amalim gibi kara defter görmedim”
beyti de ona aittir.
Sürekli halk ile beraber olmasına, halkın içinde bulunmasına rağmen resmi işleri pek sevmez. Resmi işlerini yardımcısına tâkip ettirir. Onu devlet ricaliyle gören pek yoktur. Onlarla sürtüşmeye girmez ama onlara iltifat da etmez. Valiler onu ziyaret etmiştir. Bu ziyaretlerin birinde Vali İbrahim Öztürk’ün Hocaefendiye; “güzele bakmak sevap mı günah mı?” diye sorduğu aktarılır. Hocaefendi; “Ameller niyete göre değerlendirilir. Güzele güzel bakmak sevap, güzele çirkin bakmak günahtır” der.
Tam 35 yıl müftülük görevinde bulunan Hâfız Ali Efendi’nin manevî yönü, kerametleri halk arasında hep anlatıla gelmiştir. Anlatılan bu kerametler toplansa bir kitap olur. Biz yıllar önce Yıldırım Alkış hocamla birlikte hazırlamış olduğumuz “Hayatı ve Mücadelesi İle Hafız Ali Efendi” adlı çalışmada bu harikuladeliklerin bir kısmını anlatanların dilinden kaleme almıştık.
Akrabası ve yakın dostu Sakıp Arıkan; “Hâfız Ali Efendi’nin sağlığında terceme-i halini yazmak istedim. Oturuyorduk, düşüncemi bilgilerine daha arz etmeden kendileri, “düşüncenden vaz geç. Sen bir takım hârikulade durumlardan bahsetmek arzusundasın. Sundular, yokluğu tercih ettik. Şöhret ne lâzım! Bütün ömrüm boyunca, her hâlimi, her şeyimi Rahmet-i Rahman’a bıraktım” dediğini nakleder. Yine de kendini tutamaz ve yıllar sonra da olsa “sohbetlerinde nâs hükmünde olan sözleri, kerâmetleri, yüksek edebi, şahsına münhasır hususiyetleri, menkıbeleri, gerçekten bir ders mahiyetindedir” demekten de kendini alamaz.
“Telif çok, telifata lüzum yok” diyen Hâfız Ali Efendi’nin tasavvufa ait bir eser hazırladığı, ama yaşanılan olaylar karşısında “bundan sonra kim okuyacak, telif kalsın” diyerek yazım işini bıraktığını da yine Sakıp Arıkan beyden öğrenmekteyiz.
1964’de sağlık nedeniyle emekliye ayrılan Hâfız Ali Efendi’nin 1967 mayısında rahatsızlığı artar ve gözleri görmez olur. Hasta yattığı, gözleri görmediği dönemde dahi kitaplardan kopmamış, gelen ziyaretçilerine okutmuş, kendi dinlemiştir.
1967 yılının 23 Mayıs Çarşamba günü Fazlı Efendi’ye okutur kendi dinler. Sonra duygulanarak:

“Dereler gölgelendi, güzeller suya indi
Her birinden bir buse, deli gönlüm şenlendi” der

Bu bir vedâdır aslında… Ertesi gün;
-Bugün ne okuyalım hocam? diyen Fazlı Efendiye,
-Bugün okumayalım, sevelim, der.
Raftaki bir çok kitabı isimleriyle isteyerek eliyle okşar. Kitap sevgisinin doruk noktası onun vefat tarihidir.
Mehmet Ciğer o günü yıllar sonra şöyle anlatır:
“24/05/1967 Çarşamba sabahı alınan acı bir haberle, Maraş mateme büründü. Maraş halkı suskun ve sessizdi. Öksüz çocuklar gibi boyunları bükülmüştü. Belediyenin susmayan hoperlöründen bütün esnafın, Hâfız Ali Efendi’nin vefatı dolayısı ile iş yerlerini kapattıklarının ilanları peş peşe yapılıyordu. Arkası arkasına yapılan bu anonslar, Maraş halkının göz pınarlarından akan yaşları dindiremiyordu. 90 yaşındaki meşale sönmüştü. İlim, edep, takva, tevazu ve gönül dünyamızdan bir yıldız daha kaymıştı. İçten gelen çok samimi duygularımla bunları yazarken, Hâfız Ali Efendi için, o gün dökülen göz yaşlarım, bugün aynı acılı duygularımla yeniden tekrarlanıverdi.”
Yaşar Alparslan hoca:

“Ben Hâfız’ı gördüm, nâzik insandı,
Meşreben üveysî, sâlik insandı,
Gayet ağır başlı, sözü dinlenir,
İlim ve irfâne mâlik insandı.”

Diye tarif ettiği Hâfız Ali Efendi’nin 25 Mayıs 1967 Perşembe günü Ulu Camii’den kaldırılan cenaze gününü ise şöylece anlatır:
“Ölümünü hatırlarım.
Maraş’ta bir âdet vardı. Alimin ölümüne bütün millet katılırdı. Dükkanlar kapatılırdı. Kadınlar yollara düşer, damlara çıkardı. Zekeriya Hoca’nın cenazesinin teşyîi muhteşemdi. Sandaloğlu Hocanın cenazesinde bardaktan boşanırcasına yağmur yağmıştı. Yine de Ulucami’nin bahçesi katılanları almamıştı. Hafız Ali Efendi’nin cenazesi daha muhteşemdi. Bütün dükkanlar kapanmıştı. Bütün Maraş Ulu Caminin etrafında, Sarayaltında evi civarında kömelenmiş, halelenmişti. Damlar, divarlar dolmuştu. Cenaze kalabalık çok olduğu için önce Ulu Caminin içerisine alınmıştı.
Cenaze namazı kılındı Şakir Hoca Efendi; “Bu namaz olmadı” dedi. Cenazeyi avluya aldılar. Cenazeyi musalla taşına koydular, yeniden kıldılar. İyi hatırlarım cenazeyi omuzlarda yola düşürdüler. Cenaze o kadar gitti. Avlunun, çevrenin kalabalığı bitmedi. Zor azaldı, zor esnedi. Kalabalığın ucu Şeyhadile ulaştı ancak izdiham normale bindi, seyrekleşti. Cenaze kabre koyuluyor olduğu halde yollar kabirlik çevresi, evi etrafı, Sarayaltı insanlarla dolu idi.
Maraşlı ona ağladı. Eski tabir “alimin ölümü alemin ölümü” idi. Millet başsız kalmıştı. Hoca demek ortak akıl demekti. Bilge demekti. Ulu kişi demekti. Yol gösterici demekti. Milletin değerlerini bilen, belleten, doğruyu gösteren, mâ’rûfu emreden, münkerden nehyeden demekti. Toplumun yoksulunu takip eden, ihtilaflarını gideren, sivriliklerini törpüleyen, arayı bulan insan demekti. Zor yetişirdi. O da gitmişti. Ölen aslında hoca değil toplumdu. Ne kadar ağlansa yeri idi.”
Ruhu şâd olsun.
Vefatının üzerinden kırk yılı aşkın bir zaman geçmiş olsa da bugün hâla Maraş halkı içinden çıkılmaz herhangi bir problemle karşılaşsa hemen akıl defteri açılır ve “Hâfız Ali Efendi bu konuda şöyle demişti” denir. Kimse de itiraz etmez bu söze…
O’nu tanıyanların da gün gün azaldığı günümüzde akıl defterinde kalan sözlerinin ve deyişlerinin toplanıp kayda geçmesi yarınlara kalacak en büyük zenginliğimiz olacaktır. Yıllar önce yayınlanan “Hayatı ve Mücadelesi ile Hâfız Ali Efendi” çalışması bu düşüncenin bir ayak sesi idi. Geçtiğimiz yıl İl Kültür Müdürlüğümüzce yayınlanan “Hâfız Ali Efendi Yazma Eserler Kataloğu” da onun adını yaşatmak için atılmış bir başka adımdır. Emeği geçenlere teşekkür.

'ın 12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanları kitabından alıntıdır.

14/08/2019

12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanlarımızdan;

HACI SİPAHİLERDEN
HASAN OĞLU ÖMER

Gazi. Millî Mücadele Kahramanı. Önsen’de doğdu. Ailesi Hacı Sipahiler diye bilinir. Baba adı Hasan. Zeytun, Fındıcak ve Kişifli’de Ermenilerin isyan edip Müslüman ahaliye zulmettikleri yıllarda genç bir delikanlıdır. Seferberlik ilan edilince askere gider. Önce Antep, sonra Halep’e ve arkasından Erzurum’a gider. Nihat Bey Tepesinde Ali İhsan Sabis Paşanın emrinde savaşır. Felahiye cephesinde görev alır. Kerkük’e gönderilir. Diyarbakır’da ayağından yaralanır. Çürüyen kaslar kangrene çevirse de tedavi ile iyileşir. Yeniden Ali İhsan Paşanın komutasında Musul’a geçer. Buradaki çarpışmalar istenilen sonucu vermez ve esir düşer. 20 ay Basra’da, 8 ay Bombay’da esir kalır. Mütareke ile serbest bırakılarak İstanbul’a gönderilir. Sivas-Kayseri üzeri Maraş’a döner.
On yıl süren savaşlarda babası, kız kardeşlerinin kocaları şehid düşmüşlerdir. Köyde erkek kalmadığından cenazeleri kadınlar yıkayıp gömmüştür.
Maraş’ta şehir içi çatışmalar başladığında silahını alıp göreve koşar. Çuhadar Hacı Mustafa Efendinin oğlu Çuhadar Ali emrinde çatışmalara katılır. Düşmana ağır kayıplar verdirir iseler de Çuhadar Ali’nin şehid oluşu ile gurup dağılır.
İçerisinde yer aldığı çete gurubu Adana üzerinden Maraş’a gelmekte olan takviye birliklerini durdurmak üzere Türkoğlu ve Kömürler arasında görevlendirilir. Buradaki çarpışmalarda Hayrullah Efendinin hemen yanı başında çarpışır. Yaralanan Hayrullah Efendiyi sırtlayıp cephe gerisine taşır.
Savaşın sonlarına doğru Zülkadiroğlu Süleyman Bey’in çeteleri arasında yer alarak Şıh mahallesinde çatışmalara katılır.
Doğum ve ölüm tarihi tam olarak bilinmemektedir.

Serdar Yakar 'ın 12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanları kitabından alıntıdır.

13/08/2019

12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanlarımızdan;

HACI HASAN EFENDİ
(AYŞEHOCAOĞULLARINDAN)

Şehid. Millî Mücadele Kahramanı. Maraş’ta 1861’de doğdu. Divanlı Cami müezzinidir. Sesinin çok gür olduğu, Divanlı’dan okuduğu sabah ezanının Kapıçam’dan duyulduğu söylenilir. Bir miktar köşkerlik mesleğini bilse de zamanını cami hücresinde geçirir.
Savaşın en kızgın zamanlarında, mahallenin ve camiinin kurşun yağmuruna tutulduğu zamanlarda bile hiç aksatmadan vakit ezanlarını minareden okur.
-Hoca yapma, etme, seni vururlar, dendiğinde
-Düşmanın kurşunu bana değmez, diye karşılık verir.
Savaşın 12. günü yatsıdan sonra evine giderken, Alman Eytamhanesi tarafından atılan kurşunla kasığından yaralanır. Hiç önemsemez. Eve gelerek yatağına yatar. Sabah hayvanları yemlemeye inen gelini kan gölüne dönen yatağı görür. Bakar ki kayınpederi Hakkın rahmetine kavuşmuş.
Cenazesi Divanlı’da Hayreddin Dede ziyaretgahının bahçesine defnedilir.

Serdar Yakar 'ın 12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanları kitabından alıntıdır.

12/08/2019

12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanlarımızdan;

GÜZEL HOCA ŞERİF HATUN

Şehid. Maraş’ta 1844’de doğdu. Nalbant Ahmet Efendi’nin eşidir. Mahallede çocuk okuttu. Güzel Hoca adı ile tanındı. Savaş başladığında evden ayrılmak istemeyen eşini yalnız bırakmayarak onunla birlikte kaldı.
Savaşın en yoğun bir şekilde devam ettiği günlerde 8 Şubat 1920’de evleri Ermeni komşularınca ateşe verildi. Çıkan yangında yanarak şehid oldu. Cesedi kocasıyla birbirine sarılmış vaziyette bulundu.

Serdar Yakar 'ın 12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanları kitabından alıntıdır.

12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanlarımızdan;GÖLLÜLÜ YUSUF ÇAVUŞŞehid. Millî Mücadele Kahramanı. 1892’de Maraş’ın Göl...
11/08/2019

12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanlarımızdan;

GÖLLÜLÜ YUSUF ÇAVUŞ

Şehid. Millî Mücadele Kahramanı. 1892’de Maraş’ın Göllü köyünde doğdu. Babası Topuz Mehmet Ağa, annesi Cennet Hanımdır. Ailesi Cerit aşiretinden olup Cerit’in Topuzlar koluna mensuptur. Seferberlik ilan edilince askere gitti. Birçok cephede savaştı. Arabistan çöllerinde İngilizlere esir düştü. Yıllarca Mısır’da esaret hayatı yaşadı.
Mübadele ile esaretten kurtularak Maraş’a döndü. Memleketini işgal altında görünce “…memleketim düşman işgali altında iken ben bu elbiseyi çıkaramam. Arabistan’da düşmandan öcümü alamadım bari Maraş’ta doya doya alayım” diyerek gönüllü jandarma yazıldı. İşgalci Fransız birliklerinin şehre girdikleri ilk günü vilayet kapısında dimdik duran ve Fransızlarla birlikte şımarık Ermenileri durduran o idi. Düşmana yardıma gelen Fransız birliklerini Bababurnu’nda durduran ve dağıtan çetelerin de arasında idi.
Geceli gündüzlü 21 gün sürecek olan çatışmaların en önünde yer aldı. Kısa boylu, gözünü daldan budaktan esirgemeyen fevkalade cesur bir asker idi.
Ekmekçi mahallesindeki Ermeni evlerinin ve Şekerdere Kilisesi’nin ateşe verilerek bertaraf edilmesini sağladı. Teslim olmamak için direnen Tekke Kilisesi’nin muhasarası sırasında 5 Şubat 1920 Perşembe günü Şehid oldu.

Serdar Yakar 'ın 12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanları kitabından alıntıdır.

10/08/2019

12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanlarımızdan;

GÖKPUR AHMET

Jandarma. Millî Mücadele Kahramanı. Maraş’ta 1896’da doğdu. Baba adı Mehmet, annesi Şerif hatundur. İlkgençlik yıllarında mazman olarak çalıştı. Seferberliğin ilan edilmesi ile askere gitti. Yemen cephesinde savaştı. Osmanlı’nın silah bırakması ile memleketine döndü. Zeynep hanımla evlendi. Jandarma olarak görev aldı.
Şehrin işgali ve çok geçmeden de şehir içi çatışmaların başlaması ile Alemli (Sakarya) mahallesi Barutçu sokağındaki bitişik evlerin duvarlarından delik açarak Yahudi mahallesine kadar inerek çatışmalara katıldı.
Bu çatışmalar esnasında bir düşman kurşunu göğsüne isabet eder. Kurşun göğsündeki hamaliye isabet ettiği için ikiye bükülür ama kendisine zarar vermez. Göğsündeki ağrıyı gidermek için annesinin hazırladığı yağ-pekmezi içer.
Savaşın bitiminde de jandarma olarak görevine devam eder.. Dersim isyanının bastırılmasında görev alır.
1966’da gazilik madalyası alarak maaşa bağlanır. 1979’da vefat eder.

Serdar Yakar 'ın 12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanları kitabından alıntıdır.

09/08/2019

12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanlarımızdan;

GÖKOĞLAN YUSUF ÇAVUŞ

Çete. Millî Mücadele Kahramanı. Yusuflar mahallesinde 1880’de doğdu. Bütün gençliği savaşlarda geçmiş. Piyade çavuşluğuna kadar yükselmiş. Çanakkale’de Arı burnunda da savaşmış. Sonra memleketine dönmüş. Millî mücadele günleri ile ilgili hatıralarını 1970’de Murat Sertoğlu’na şu cümlelerle anlatıyor:
“-Harb-i Umumide cepheden cepheye koştuk. Bir çok savaşlara katıldım. Ne yazık ki can evime bir kurşun yiyip şehitliğe ulaşamadım. Nice arslan gibi silâh arkadaşlarımın birer birer vurulmasına şahit oldum.
Sonunda savaş bitti dediler. Teskeremi alarak memleketime döndüm. Savaş bitmişti ama, memlekette bitmişti. Bir gün kardeşim Mehmet bana Fransızlar gelmiş dedi. Bunları görmek için çarşıya indik. Çarşıya inerken bunları gördüm. Şuraya buraya nöbetçi dikiyorlardı. Çarşı başına varınca bir Fransız devriyesi ile karşılaştım. İçim bir tuhaf oldu anlatamam.
Nereye gitsem silâhlı Fransız devriyeleri ile karşılaşıyordum. Sonra iki Türkün gâvurlar tarafından Kırklar kilisesine götürülerek öldürüldüklerini duydum. Bu bana çok dokundu. Ermeniler çok azmışlardı. Çarşıda tek başına dolaşan Türklere hakaret ediyor, dövüyorlardı. Biz iki kişi olduğumuzdan bize sataşmak cesaretini gösteremediler.
Daha fazla dayanamayacağımı anlayınca eve döndüm. Bizim mahalledeki Türklere jandarmalar dört tüfek vermişlerdi. Biz dört kardeştik. Hepimiz birer tüfek aldık. Artık silâhlı idik. Düşman tarafından silahlandırılan Ermenilere karşı namusumuzu koruyabileceğimiz için rahattık.
Ertesi gün de Sütçü İmam’ın gâvura ilk kurşunu attığını duyduk.”

Serdar Yakar 'ın 12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanları kitabından alıntıdır.

08/08/2019

12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanlarımızdan;

GIVRAK İBRAHİM

Kertmen’de 1869’da doğdu. Babası İbiş Ağa, annesi Huri kadındır. Bölgede iş bitiren, sevilip sayılan bir isim olur. “Gıvrak” lakabı da bu özelliğinin sonucudur. Kendisi gibi korkusuz, attığını vuran Ayşe kadınla evlenir. Gözünü budaktan esirgemeyen yapısı ile bölge insanının güvenini kazanır. Karısı kaçırılarak elinden alınan bir köylünün kendisine sığınması ile kaçağın peşine düşerek Abaz yaylasında yakalar. Kadının rızası ile değil de zorla kaçırıldığını öğrenince kendisine karşı da diklenen adamı orada vurarak ağır yaralar ve kadını kurtararak kocasına teslim eder.
Yaralı, Jandarmalar tarafından Zeytun kışlasına götürülürken Kaymakam Pınarı civarında vefat eder. Halk Gıvrak İbrahim’in vurduğu kişinin Elbistan kaymakamı olduğunu söylese de arşiv kayıtlarında böyle bir bilgi bulunmamaktadır.
İşlediği cinayetten dolayı gıyaben yargılanan ve hakkında 101 yıl mahkumiyet verilen Gıvrak İbrahim dağları kendine mesken edinerek kaçak bir şekilde dağlarda 10 yıl yaşar. Zeytun Ermenileri ile çeşitli defalar çatışmaya girer.
Maraş’ın düşman işgaline uğradığı günlerde dağdadır. Şehir içi çatışmalara katılmasa da Zeytun Ermenilerinin önünde durarak onların şehre yardıma gitmelerine engel olur. Savaş sonrası Kadıların ve Eczacı Lütfi’nin çağrısı ile gidip teslim olarak cezaevine girer.
Zeytun Ermenilerinin taşkınlıklarına son vermek için Albay Selahaddin Adil Paşa’nın komutasındaki 2. Kolordu görevlendirilir. Kolordu bünyesinde bölgeyi bilen sivil ve gönüllü bir birlik oluşturulmasına karar verilir ve başına da Gıvrak İbrahim getirilir. Çoğunluğu Gıvrak İbrahim’in cezaevi arkadaşlarından ve bölge halkından oluşan bu sivil birlik 25. Alay kıtaları ile birlikte 27 Haziran 1921 günü Zeytun’u muhasara altına alır. Zeytun’un kuzeydoğu cephesi olan Ayazdere tarafı Gıvrak İbrahim çetesi tarafından ele geçirilir. İsyancıların ele başıları 29 Haziran gecesi kışlanın batısındaki dereden kaçarak firar etmiş ama kışla Türk birlikleri tarafından ele geçirilir.
Gıvrak İbrahim Antep savunmasına yardıma gidecek olan Akıncı birliklerinin de başında görev alır. Antep’te çatışmalara en önde katılır ve dizinden yaralanır. 1922’de de vefat eder.
Gıvrak İbrahim’in üç oğlu, dört kızı olur. Oğullarından Mehmet 1901’de doğmuş ve küçük yaşta 1905’de vefat etmiştir. 1907’de doğan oğluna Küçük Mehmet adını verir. Üçüncü oğlu İbiş’in doğum tarihi ise 1913’dür. Kızları ise Nuri, Elife, Sultan ve Meryem adını taşımaktadır. Aile fertleri “Kar” soyadını alarak halen Zeytun (Süleymanlı) ve Maraş merkezde ikamet etmektedir.

Serdar Yakar 'ın 12 Şubat 1920 Milli Mücadele Kahramanları kitabından alıntıdır.

Address

Maras

Telephone

+905059654646

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Kurtuluş Dergisi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Kurtuluş Dergisi:

Share

Category