02/09/2026
Hz. Peygamber (s.a.v.) bu yolculuk sırasında Hz. Sâre’nin başından geçen bir olayı şöyle anlatmıştır: “Erdûn” kasabasına geldiklerinde, şehrin kralı İbrahim’in güzel bir kadınla şehre girdiğini öğrenmiş ve Hz. Sâre’ye göz koymuştu. Onu sarayına getirtti ve namusuna göz dikti. Sâre kalkıp abdest aldı ve namaz kılıp şöyle dua etti: ’ım! Ben sana ve senin peygamberine îman etmiş ve iffetimi kocam dışında herkesten korumuşsam, bana bu kâfiri musallat etme.” Kralın nefesi kesildi ve çırpınmaya başladı. Bunun üzerine Sâre, ’ım, eğer bu adam ölürse Sâre öldürdü derler, bu yüzden ölmesini istemiyorum” deyince kral canlandı ve bu durum üç kere yenilendi. Kral adamlarına; siz bana bir insan değil, şeytan getirmişsiniz; diyerek Sâre’yi serbest bıraktı ve Hacer’i de hediye olarak verdi.”
Burada, iffetini koruyan îmanlı bir kadının zorda kalınca Yüce ’a sığınabileceğine bir işaret vardır. Sığınanın niyet ve samimiyetine göre Yüce Allah kurtuluş yolları gösterir.
Hz. Sâre kısır bir kadındı. Bu yüzden İbrahim’in Hacerle evlenmesine izin verdi. Ancak Hz. Hacer İsmail (a.s.)’ı dünyaya getirince iki kadın arasında yaratılışta var olan kıskançlık hali doğdu. Bunun üzerine İbrahim (a.s.), yüce ’ın emri ile eşi Hacer ve oğlu İsmail’i Filistin’den alıp Hicaz’a götürdü. Şimdiki Beytullah’ın yakınında bir yere konakladılar. Yanlarında bir kırba su ve bir miktar da yiyecek vardı. O dönemde Mekke şehri yoktu, çünkü Nuh tufanında Âdem (a.s.)’dan beri gelen Kâbe-i Muazzama’nın izleri de kaybolmuştu. Her taraf ıssız ve susuz idi.
Hz. İbrahim Hacer’i ve kucağındaki küçük İsmail’i orada bırakıp, Filistin’e dönmek üzere hazırlanırken, Hz. Hacer; “Ey İbrahim! Bizi bu ıssız ve kimsesiz vadide bırakıp da nereye gidiyorsun?” dedi. İbrahim (a.s.)’in sustuğunu görünce, bu ferasetli ve ihlaslı kadın yeniden sordu; “Bizi burada bırakmanı sana mı emretti!? Hz. İbrahim; “Evet Allah emretti” deyince, Hacer; “Öyleyse yüce bize yeter, O bizi korur.” diyerek ’a tevekkül etti.