Zonguldak Nostalji

Zonguldak Nostalji Zonguldak Nostalji Tarih, Kültür, Sanat, Antika, Koleksiyon, Sosyal Hayat ve geçmişin izleri...

NAZIM HİKMET VE ZONGULDAK: BİR VİLLANIN IŞIĞI, BİR OCAĞIN KARANLIĞINazım Hikmet 15 Ocak 1902’de doğdu…Bazı insanlar bir ...
16/01/2026

NAZIM HİKMET VE ZONGULDAK: BİR VİLLANIN IŞIĞI, BİR OCAĞIN KARANLIĞI

Nazım Hikmet 15 Ocak 1902’de doğdu…
Bazı insanlar bir tarihte doğmaz; bir cümlenin içinde doğar. Kimi bir memleketin başına bela gibi düşer, kimi kalbine. Nazım’ın doğumu da biraz öyle: Şiire doğmuş bir adamın, henüz söylemediği sözlerin ağırlığıyla dünyaya gelişi.
Sonra İstanbul… Sonra o ağır şehir.
İstanbul insana kendini sevdirirken bile bir şey alır; bazen gururunu, bazen sesini, bazen geleceğini. Hele işgal altındaysa… Şehrin sokaklarında yalnız yabancı askerler değil, insanın içine çöken bir aşağılanma da dolaşır. İşte o günlerde, “İstanbul başkasının olursa yıkılmalı” dediği söylenir Nazım’ın. Bu bir öfke cümlesi gibi görünür ama aslında bir kırılma cümlesidir; insanın içindeki evi yıkmak istemesi gibi.

1920’de karar veriyorlar.
Kaçmak… Anadolu’ya geçmek… Mustafa Kemal Hareketi’ne katılmak…
Dört genç—birer isimden daha fazlası:
Nazım Hikmet, Vâlâ Nurettin, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel…
Düşünsenize, o yıllarda bir vapura binmek bile kaderin sayfasını çevirmek gibi. Sahte belgeler, sessiz bakışlar, rıhtımda bekleyen karanlık. Sirkeci rıhtımından kalktığı anlatılan “Yeni Dünya” vapuru… Adı bile bir vaat gibi. Eski, küçük, kırılgan bir tekne; ama içinde bir memleketin “başka türlü” olabileceğine inanan gençlerin heyecanı.

1921’in ilk günü…
Vâlâ Nurettin’in anlattığına göre, Zonguldak bu yolculuğun duraklarından biri. Yani Nazım’ın Anadolu’ya geçişinde, kömür kokan bir şehir var. Her şehrin kendine özgü bir kokusu olur; Zonguldak’ınki yerin altından gelir. Denizle madenin yan yana durduğu, dalgaların üstünde gün ışığı varken yerin altında geceye benzeyen bir hayatın sürdüğü bir yer.
Zonguldak’a vardıklarında alkışlarla karşılandıkları söyleniyor.
Nazım’ın kalabalıklar önünde ilk konuşması, ilk şiir okuması… İlk alkış…
İnsanın ilk alkışı hiç unutmadığını bilirsin. Alkış, bir tür “varlığını onaylama” sesidir. Hele o yaşta, hele o kadar kararsız ve tehlikeli bir zamanda… Bir şehir seni tanımadan bağrına basınca, insanın içi bir an için “belki de her şey mümkün” diye titrer.

Ama Zonguldak’ın asıl hikâyesi—işte orada başlıyor.
Çünkü şehir ikiye bölünmüş gibidir.
Bir yanda “Fransız Mahallesi” diye anılan yerler, bugünkü Fener civarı… İnce zevkler, düzgün masalar, hafif müzikler, kadehlerde ışıldayan bir hayat. Bekir Ahıskalı’nın aktardığı anlatıda “rafine Grek” denilen bir ev sahibinin “muhteşem villası”… Kelimenin kendisi bile ayrı bir sınıfı anlatıyor: rafine… yani inceltilmiş, süzülmüş, seçkin… Duygulu gibi görünen ama aslında duygusunu bile bir estetiğe dönüştürmüş bir hayat.
Öte yanda maden ocakları…
Taşdevri insanlarının hayatı…
O cümle serttir; ama bazen gerçeğin cümlesi sert olmak zorundadır. Çünkü yerin altındaki insanın hayatı hiçbir inceliğe benzemez. Orada “şık” olan hiçbir şey yoktur. Orada yalnızca nefes vardır; bazen o da yoktur. Orada insanın yüzü kararmak için değil, yaşamak için kararıyordur.
Nazım, paşa torunu…
İstanbul’da gördüğü emekçi, küçük meslek insanlarıdır, çıraklardır belki; ama maden işçisi başka bir şeydir. Çünkü maden işçisi “yeryüzünün düzeni”ne ait değildir; yerin altındaki düzenin mahkûmudur. Zonguldak’ta Nazım’ın gördüğü ilk işçiler olabileceği düşüncesi, metnin kalbine oturuyor. Çünkü Nazım’ın şiirindeki o ağır, o demir gibi “emek” duygusu bir yerden gelmek zorunda. İnsan bazen bir sınıfı, bir kitabı okuyarak değil; bir yüzü görerek öğrenir.
Gündüz alkış…
Gece villa…
Bu geçişin kendisi bir roman sahnesi gibi.
Kalabalıklar önünde genç şairler—umutlu, biraz şaşkın, biraz sarhoş… Sonra o muhteşem ev… Lüks hayat… İnce sofralar… Ve belki pencerenin dışında, aynı şehirde, yerin altında çalışan insanların karanlık teri.
Bir şehir, insanın yüzüne iki ayrı gerçek sürüyor:
Biri aydınların daveti, diğeri işçilerin kaderi.
Üstelik şehir, o dönemde işgalin gölgesini taşıyor. 21 Haziran 1921’de Fransız askeri güçlerinin kuşatmayı kaldırıp ayrılmak zorunda kaldığı; ama madenlerin hâlâ onların kontrolünde olduğu anlatılıyor. Yani sokaklardan asker çekilse bile yerin altındaki düzen hâlâ yabancı bir elin içinde. Özgürlük bazen meydanlarda başlar ama yerin altına inmesi yıllar sürer. Yeni Cumhuriyet’in 1937’de maden işletmesini satın alarak devralacağı bilgisi bile bunu fısıldıyor: Memleket bazen kendi toprağını bile geri almak zorunda kalır.
Nazım’ın o villada ne hissettiğini bilmiyoruz.
Belki çok güldü. Belki ilk kez “tanınıyor olmanın” sıcaklığını hissetti. Belki masanın öte ucunda birinin gözlerinde geleceğin parlak bir vaadini gördü. Ama aynı anda, aynı şehirde, başka bir dünyanın insanlarının nefesini de duydu: toz, kömür, taş, yoksulluk…
Ve işte belki o gece, Nazım’ın içindeki şiir yer değiştirdi.
Sadece “güzel söz” olmaktan çıktı; “hakikat” olmaya doğru yürüdü.
Zonguldak, bu yüzden bir durak değildir sadece.
Bir eşiktir.
Bir villanın ışığıyla, bir ocağın karanlığı arasında kalmış bir eşik.
Ve Nazım, o eşiğin üzerinde, ilk kez alkışın sesini ve emeğin sessizliğini aynı anda duymuştur belki.
Bazı şairler bir şehirden geçer.
Bazı şehirler bir şairin içinden geçer.
Zonguldak, Nazım’ın içinden geçmiş olabilir.

Zonguldak Nostalji-Mehmet Özgür Ersan-16 Ocak 2026
Fotoğraf Zonguldak Nostalji eş zamanlı canlandırmasıdır…

Ahmet Suat Özyazıcı’nın Zonguldak'a gelişinden izlenimler…Üstte, Emirgan Çay Bahçesi'nden, Deniz Kulübü ve Fener manzara...
16/01/2026

Ahmet Suat Özyazıcı’nın Zonguldak'a gelişinden izlenimler…

Üstte, Emirgan Çay Bahçesi'nden, Deniz Kulübü ve Fener manzaralı ve altta Işıkveren Deniz Kulübü girişinde çekilmiş hatıra fotoğrafları…

Zonguldakspor, 2.Lig Şampiyonu olarak 1973/74 sezonunda Trabzonspor ile birlikte 1.Lige çıktı...
1975 yılında Trabzonspor futbol takımının başına teknik adam Ahmet Suat Özyazıcı geldi ve 1976 yılında ilk defa bir Anadolu takımı olan Trabzonsporun şampiyon olmasında büyük emeği geçti...

Fotoğraf Ahmet Suat Özyazıcı döneminde Zonguldakspor'la futbol müsabakası için geldiği Zonguldak'ta, çekilmiş hatıra fotoğrafıdır...

Ahmet Suat Özyazıcı Kimdir?
1936 yılında Trabzon da doğdu. Önce Trabzon İdman Ocağı’nda, daha sonra Trabzonspor da oynadı. 11 kez Amatör Milli Takımda yer aldı. Futbolculuğu bıraktıktan sonra antrenör ve teknik direktör olarak çalıştı.Görev yaptığı süre içerisinde Trabzonspor liglerde çok başarılı oldu. 1976 yılında ilk defa bir Anadolu takımı olan Trabzon sporun şampiyon olmasında büyük emeği geçti. Daha sonra Bursaspor ve Sarıyeri de çalıştıran Özyazıcı, son dönemin en başarılı antrenör ve teknik direktörlerindendir. 18 Şubat 2023 tarihinde hayatını kaybetti…

Zonguldak Nostalji-y.yıldırım-2026

Ecevitlerin Zonguldak Madenci Anıtı meydanı mitinginden...Zonguldak Nostalji
16/01/2026

Ecevitlerin Zonguldak Madenci Anıtı meydanı mitinginden...

Zonguldak Nostalji

Muhammed Ali Clay17 Ocak 1942’de Kentucky’de dünyaya geldi. Bisikletinin çalınmasına kızıp bir daha hakkının yenmemesi i...
16/01/2026

Muhammed Ali Clay
17 Ocak 1942’de Kentucky’de dünyaya geldi. Bisikletinin çalınmasına kızıp bir daha hakkının yenmemesi için boksa başladığında 12 yaşındaydı. 1960 Roma Olimpiyatları’nda altın madalya kazanıp ülkesine döndüğünde ise 18 yaşındaydı. Luisville’de zenci olduğu için bir lokantaya alınmayınca, olimpiyat madalyasını nehre attı. O sıralar Amerikalı Müslüman lider Malcolm X ile tanıştı. 25 Şubat 1964'te Sonny Liston’ı nakavtla yenerek dünya ağır sıklet boks şampiyonu oldu. Ertesi gün Müslümanlığı kabul ettiğini açıkladı. Ve Muhammed Ali adını aldı. 1965–67 yılları arasında unvanını 9 kez başarıyla korudu. 1967’de “Benim Viet Kong’la kavgam yok. Bana hiçbiri zenci demedi.” diyerek Vietnam Savaşı’na gitmeyi reddedince boks lisansı elinden alındı. 1971’de mahkeme kararı bozdu. 30 Ekim 1974’te Zaire’de George Foreman’ı nakavtla yenerek şampiyonluğuna yeniden kavuştu. 1979’da boksu bıraktı. 1984 yılında Parkinson hastalığına yakalandı. 1996’da BM tarafından barış elçisi ilan edildi. Kızı Leyla da boksör.
Fotoğraf; Türkiye ziyareti...
Şampiyonun 1976 Türkiye ziyareti esnasında, Ayasofya Camii önünde toplanan vatandaşlara hitap ederken...

Zonguldak Nostalji

17 Ocak 2020... Eski Başbakan Bülent Ecevit’in eşi ve DSP kurucusu Rahşan Ecevit'in ölüm yıldönümü...Zonguldak Nostalji
16/01/2026

17 Ocak 2020... Eski Başbakan Bülent Ecevit’in eşi ve DSP kurucusu Rahşan Ecevit'in ölüm yıldönümü...
Zonguldak Nostalji

Kurtuluş Savaşında İnebolu'da cephane sevkiyatı için halkın görev dağılımı çalışması...Zonguldak Nostalji
16/01/2026

Kurtuluş Savaşında İnebolu'da cephane sevkiyatı için halkın görev dağılımı çalışması...
Zonguldak Nostalji

İtimat Kasabı, Kanaat Bakkaliyesi!Güven, temizel, titiz, emin, sağlam, güvenal gibi in­sana emniyet hissi veren isimleri...
16/01/2026

İtimat Kasabı, Kanaat Bakkaliyesi!

Güven, temizel, titiz, emin, sağlam, güvenal gibi in­sana emniyet hissi veren isimleri vardı dükkânların...

Onlar ya bakkal amcamızdı ya manav ağabeyimiz...
Dert ortağımızdı onlar bizim. Bakkal; eczane, kırtasi­ye, manav, tuhafiye ve pazar demekti bir bakıma...
Yoksul sokaklar arasında yaz aylarında kapısına sineklik takılan bu bakkallar, mahallenin can simidiydi desek yeridir...

Bakkalların kalın veresiye defterleri olurdu, kasapların da... Ay sonunu maaş alacak babalar; analar ve çocuklar kadar onlar da iple çekerdi...

Defterde rakamlar büyür, ödemeyi aksatan olursa seslerini çıkar­maz, sabırlı beklemeleri sürerdi. Sonra bir gün komşusu olan adam, kendi defteriyle çıkagelir ve uzun uzun hesaplar yapılır, bu arada bakkal gelen komşusuna birşeyler ikram eder, ödemeden sonra illa helâllaşılırdı...

Hesap yapılırken veresiye alan müşteri ve bakkal bu defterleri karşılaştırır, defterlerden birine yazılmamış birşey varsa, tahkik edilir ve neticede anlaşılırdı. Yine de her ihti­male karşı helâllik almadan içleri rahat etmezdi insanların ve her ikisi de haklarını helâl ederdi. Acil paraya ihtiyacı olan kadıncık­lar çocuklarını bakkala koşturur ve elden para bile alırlardı...

Zonguldak Nostalji

17 Ocak 1851... Şirket-i Hayriye (Vapur İşletmesi) kuruldu...Zonguldak Nostalji
16/01/2026

17 Ocak 1851... Şirket-i Hayriye (Vapur İşletmesi) kuruldu...

Zonguldak Nostalji

Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil alıyor kalemi eline. Mustafa Kemal’e seslendiği şiirinde Zonguldaklı madencileri de unutma...
16/01/2026

Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil alıyor kalemi eline. Mustafa Kemal’e seslendiği şiirinde Zonguldaklı madencileri de unutma diyor üstat ve şöyle sesleniyor Atasına madenci kardeşlerini hatırlatarak;

KEMÂLİM

Sen, hep Samsun’a mı çıkarsın ay oğul ay Kemâlim.?
Hele bir de buralara
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemalim.!.................
Yol uzak
Hane viran
Dersen eğer Kemâlim;
Dilediğin yere çık
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemâlim.!................
Gör ki ne haldedir ‘ey Türk gençliği'n
Gör ki ne haldedir Bursa’da dediklerin
Gör ki ne haldedir ‘bu yurdun efendisi’
Sen, hep Samsun’a mı çıkarsın ay oğul, ay Kemâlim.?
Hele bir de oralara
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemâlim.!................
Karadeniz derler bir kara derya
Abanmış üstüne Kozlu’da çocukların
Kömür müdür, yürek midir ocaklardaki
Ağıt mıdır, figan mıdır bacalardaki
Zonguldak-Zonguldak vurur yüreğim
Zonguldak dertlerim günde beş öğün
Katarlanır albayraklı cenazelerim
Kimi ağlar ekmek-ekmek, ne bilem
Kimi ağlar okul-okul, ne bilsin
Ne bilsin grizuyu grevi sendikayı, Kemâlim
Ne bilsin yoksul yetim.?.....................................
Sen, hep samsun’a mı çıkarsın ay oğul ay Kemâlim.?
Hele bir de kömürlere
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemâlim.!................
Kimi kurşun sıkar, kimi cop sallar
Kan akar okulların kapılarında
Defteri kan, kitabı kan, günaydını kan
Böyle mi doğmuştu güneş Samsun’dan.?
Ekmeksizler okul diye meleşir
Bir kalemi yedi kardeş üleşir
Ölen ölür, ölmeyenler ağlaşır
Bu muydu beklediğin kurtuluşundan.?
Sen, hep Samsun’a mı çıkarsın ay oğul ay Kemâlim.?
Hele bir de okullara
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemâlim.!................
Pamukta, tütünde neler dönüyor
Demirden, petrolden kimler vuruyor
Millet ucun-ucun akmış gidiyor
‘Benim, bu gidişe aklım ermiyor’
Vahdettin döküntüsü fetva veriyor
‘Derdim çoktur hangisine yanayım.?’
Hangi bir kurbana ağıt düzeyim
Ne yöne gittik ki geldik bu yana
Bu kuyudan hangi yöne bakayım.?
Kemâlim, Kemâlim; tatlı Kemâlim
Kılıcı belinde, atlı Kemâlim.!.............................................
Sen, hep böyle heykelde mi durursun
Sen, hep böyle nutuk’ta mı durursun.?
Sen, hep böyle Samsun’a mı çıkarsın ay oğul ay Kemâlim.?
Hele bir de ırgat pazarlarına
Hele bir de zindanlara
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemâlim.!................
Yazın gel, güzün gel, zemheride gel
Zemheri soğuk dersen
Kemâlim
Azıcık beride gel
Gel de anlasınlar sen kimin Kemâlisin
Ağanın mı, beyin mi, bey oğlunun mu
Tacirin mi, tefecinin mi, kompradorun mu
Yoksa benim gibi emekçinin mi.?
Gel hele bir
Gel hele bir
Gel de anlasınlar sen kimin Kemâlisin.!..............................................................
Gel de bir gör hele hâllerimizi
Kimler çalıp çırpar ellerimizi
Yunus’lu, Pir Sultan’lı dillerimizi.!
Sen, hep Samsun’a mı çıkarsın ay oğul ay Kemâlim.?
Hele bir de her yere
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemâlim.!................
Çık ki; her yer Samsun olsun Kemâlim..
Çık ki; her yer Samsun olsun Kemâlim.!

Hasan Hüseyin Korkmazgil-Ankara-1970

Zonguldak Nostalji

1935 ortaları, Zonguldak'ı ulusal demiryolu ağına bağlanması çalışmalarında, İnağzı - Uzunkum arasındaki Geçit kumsalı b...
16/01/2026

1935 ortaları, Zonguldak'ı ulusal demiryolu ağına bağlanması çalışmalarında, İnağzı - Uzunkum arasındaki Geçit kumsalı bölgesinde tünel inşaatı çalışmaları devam ediyor. Geçit Kumsalı en bakir haliyle ve arka planda Uzunkum ve Kapuz...
Zonguldak Nostalji

Bakanlık müfettişleri, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Kozlu, Karadon ve Üzülmez Müesseseleri’nde yaptıkları denetimin ar...
15/01/2026

Bakanlık müfettişleri, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Kozlu, Karadon ve Üzülmez Müesseseleri’nde yaptıkları denetimin ardından Kozlu, Üzülmez, Karadon Müessese Müdürlüğü için üretimini durdurma kararı alındı.

Madenciliğin taşlara yazıldığı, Türkiye’nin ilk maden okulunun açıldığı kentte iş güvenliği gerekçeleriyle, madenlerin kapatılması ve işçilerin ocağa alınmaması gibi bir durumla karşı karşıya kalındı. Hemen akabinde 13 Ocak 2026 sabahı saat 08.00 ‘den itibaren işçiler artık ocaklara alınmıyor. Üretim durdu kömür çıkartılmıyor.

Zonguldak o dakikadan itibaren adeta diken üstünde, insanlar endişeli bir şekilde beklemedeler.
Zonguldak bir maden şehridir… Kentin tarihi ve varoluş nedeni tamamen madencilik üzerine yazılmış bir şehirdir. Geçmiş tarihlere gidildiğinde, birinci ve ikinci mükellefiyet denilen zor dönemleri yaşamıştır. Yer altında çalıştırmak üzere yerli halkın ocaklara alınması konusu, Zonguldak’ta zorunlu iş mükellefiyeti yılları olarak bilinir…

Bu konu bugün halen tartışma konusu olsa da bu bağlamda 180 yıllık maden tarihimizde 5 bin maden şehidimiz yer altında yatmaktadır.
Böyle acılar yaşamış, bedeller ödemiş, enkaz altından insan kurtarma kahramanı bir madenci kentinde yaşanan son gelişmeler ile gelinen noktada, işçilerin mükellefiyet döneminin tam tersi olarak, ocaklara girmelerinin engellenmesi, tarihi açıdan garip ve manidar bir tablo sergilemektedir…
Fotoğraflar canlandırmadır…

Yüksel Yıldırım-15 Ocak 2026
Zonguldak Nostalji

ESKİ SİYASET VE ESKİ LİDERLER...ADALET PARTİSİ’nin bir Mitinginde bir çocuk Rahmetli ECEVİT' in resminin olduğu CHP Bayr...
15/01/2026

ESKİ SİYASET VE ESKİ LİDERLER...

ADALET PARTİSİ’nin bir Mitinginde bir çocuk Rahmetli ECEVİT' in resminin olduğu CHP Bayrağı ile gelir.
Miting alanında bayrağı sallamaya başlar.

Çocuğu topluluğun içinde gören Rahmetli DEMİREL çocuğu yanına alıp birlikte fotoğraf çektirir...
Ve çocuğa; bayrağı sallayarak mitingtekilere selam ver der.

Rahmetli DEMİREL'İN bu centilmen hareketinden dolayı. Miting alanında büyük bir alkış tufanı kopar...

Zonguldak Nostalji

Address

Zonguldak

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Zonguldak Nostalji posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Zonguldak Nostalji:

Share

Bir zamanlar...

İki kilim, üç somya, birkaç sandalye ile daha mutluyduk. Çağdaş apartmanların yerinde bahçeli, taşlıklı, cumbalı ahşap evler vardı... Stresi, depresyonu, panik atağı tanımazdık...

Asfalt yerine çamura basardık, ama çevre yeşildi; ağaç altında yemek yiyip buz gibi çene suyu içerdik. Zonguldak’ın tüm sahilleri pırıl pırıldı, her yerden denize girerdik. Elbiselerimiz son moda değildi belki, ama içimiz-dışımız birdi; riyakârlık nedir bilmezdik. Çoktan beri her şey değişti.

Biz de çaresiz bu değişime ayak uydurduk. Daha doğrusu ayak uydurmaya çalışıyoruz... Çevre kirliliğine katlanmayı, trafik canavarına dayanmayı, tıkıştırarak döşediğimizi zannettiğimiz apartman dairelerinde oturmayı, tıkış tıkış otobüslere binmeyi öğrendik...