12/06/2025
Çocuğunuza verebileceğiniz en büyük hediye, kendi yüklerinizi onun omuzlarından indirmektir.
Bazı ebeveynler, iyi niyetle de olsa, kendi geçmiş acılarını, pişmanlıklarını, biten ilişkilerini ya da duygusal kırılganlıklarını çocuklarıyla paylaşırlar. Bunu “dürüstlük” ya da “yakınlık” olarak görürler. Oysa çocuk için bu tür paylaşımlar çoğu zaman bir yük olur; çünkü çocuk bu hikâyeyi anlamaz, üzerine giyer.
Bir çocuk yetişkinin travmasını soyut bir yaşam öyküsü olarak dinleyemez. Duyduğu her şeyi kendine mal eder: “Annem üzgünse onu iyileştirmeliyim”, “Babam yalnızsa yanında durmalıyım”, “O mutlu olsun diye ben güçlü olmalıyım.” Çocuk anlamaya değil, uyum sağlamaya çalışır ve fark etmeden duygusal ebeveynleşme başlar.
Bu durum sınırları bulanıklaştırır; çocuk yetişkinin duygusal partneri gibi hissetmeye başlar. Kendi duygularını bastırır, ihtiyaçlarını erteler, fazla sorumluluk alır. Yetişkinlikte ise çoğu zaman hep başkalarını “tamir etmeye” çalışan, kırılganlıktan korkan, suçlulukla hareket eden bir yapıya dönüşebilir.
Oysa bir çocuğun ihtiyacı ebeveyninin hikâyesinin detaylarını bilmek değildir. İhtiyacı, o hikâyeyi taşıyabilen, duygularını düzenleyebilen ve çocuğa güven veren bir yetişkin görmektir. Çocuk, ebeveyninin geçmişinin değil; şu anki duygusal istikrarının üzerine büyür.
Yakınlık, çocuğu yetişkinleştirmek değil; çocuğun çocuk olarak kalmasına alan açmaktır. Ebeveynin anlatmaktan çok, tutabildiği duygular güçlendirir bağı.🤍
credit: